Yok yere – Bölüm 2

Zeliha’nın başı yerden neredeyse hiç kalkmadı müstakbel kayınvalidesi ile tanışma gününde. Saygıyla elini öptükten sonra koltuğun ucuna yerleşip, gözünü halıdaki desenlerden ayırmadan saygıyla öyle bir konuştu ki, Safiye hanım bile bu devirde böyle bir kızın nasıl var olduğuna inanamadı. Meliha zaten dükkandaki tanışmalarından olumlu puanı vermişti, Mümtaz da doğru dürüst hiç vakit geçirmemiş olmalarına rağmen öve öve bitiremeyince, Safiye hanım da fazla uzatmanın iyi mi, kötü mü olacağına karar veremedi bir süre. Kızı beğenmişti, Allah için güzel kızdı, oturmayı, kalkmayı biliyordu, saygılıydı. Zaten evlendikten sonra çalışmasına izin vermeyeceklerdi. Mümtaz babasının işlerinin başına geçmişti. Babasının ortağı ile birlikte işleri gayet güzel götürüyorlardı. Ortakları Güral beyler de çok mutaassıp bir aileydiler, rahmetli kocasıyla ortak olurken sadece işlere değil, ailesine de dikkat etmişlerdi. O yüzden Mümtaz’ın karısının da Zeliha gibi edepli, naif bir kız olması önemliydi. İşin yüzde altmış ortağı Güral bey ve ailesi olduğu için, söz çokluğu onlardaydı. Sahip oldukları düzeni kaybetmemek için de Safiye hanım ve ailesi mümkün olduğunca sularına gidip, kararları onlara bırakıyorlardı. Mümtaz zaten yırtıcı bir çocuk değildi. Güral beyin kızı, Mümtaz’dan beş yaş büyük olmasa Safiye hanımın niyeti ikisini evlendirmekti ama maalesef olamamıştı. Oğulları da okuldan bir kıza aşık olup evlenince, Meliha’yı da aileye gelin etmek mümkün olmamıştı. Oysa Meliha Emin’den hep hoşlanmıştı. Okuldan bir kız ile nişanlandığını duyunca da epeyce bozulmuştu. Emin’in de kendisinden hoşlandığına çok emin olduğundan, başkası ile nişan yapacağı hiç aklına gelmemişti.

“Kızın manikürcü olduğunu kimseye söylemeyiz!” dedi Safiye hanım iki çocuğuna da, “Erkek kardeşini de kesinlikle etrafımızda görmek istemiyorum! Sen kızla konuş!” dedi oğluna, “Bir ailesi olmadığına göre öyle gittik istedik falana da gerek yok! Evde yüzüklerinizi takalım, nişanladık aile arasında diye duyururuz herkese!”

Mümtaz hemen kabul etti annesinin kararlarını, Zeliha gibi gözü karnı tok bir kızın da bunlara itirazı olacağını sanmıyordu. Safiye hanım nişan bohçası hazırlanması için çalışanlarından ikisine görev vermişti zaten. Evde yapılacak yüzük takma töreninden sonra, Zeliha eve bırakılırken bohçasını da onunla yollanırdı. Ailesinde kimse olmadığından erkek kardeşine konacak bir iki şeyden ötesi zaten kıza alınacaktı.

Zeliha tanışmanın arkasından, Mümtaz’ın annesinin gözüne girip giremediğinden çok emin değildi. Safiye hanım yüzüne fazla bir şey belli etmemiş, biraz geri durmuştu. Mümtaz’da bir iki gün ortada görünmeyince, işi mahvettiğini düşünüp, kahretmeye başladığı sırada, Mümtaz yine iş çıkışına gelip, nişanı söyleyince, kendini bayılıyormuş gibi onun kollarına bırakıverdi. Onun bu tatlı heyecanından etkilenen Mümtaz artık evlenecekleri için dudaklarına minicik bir öpücük kondurunca da utancından yerin dibine geçmiş gibi yaptı. Sahiden de hayatının ilk öpücüğüydü bu, sahiden de Mümtaz’a aşık olmuştu ama onu kendine daha çok bağlamak için de elinden geleni yapıyordu. Dükkanda dinledikleri ile kendi kurnazlığını birleştirip, Mümtaz’ı nasıl etkileyeceğini sürekli planlıyor, onun zayıf taraflarını çözmeye çalışıyordu.

İşler yüzük takılma aşamasına geldiğinde o zamana kadar hiç bir şeyden haberi olmayan Yusuf’a Mümtaz’dan bahsetti.

“Bak canım kardeşim, ablan ne kadar mutlu bilemezsin. Biri peri masalı gibi zengin bir adamla evlenecek!”

“Canım ablam ben de senin için çok sevindim. Eniştemi tanımıyorum ama daha şimdiden çok sevdim” dedi Yusuf.

“Şimdi yüzük takmak için beni alıp, onların evine götürecekler ama maalesef seni götüremeyeceğim. Bunlar zengin insanlar biliyorsun. Tanıdıkları çokmuş, ev çok kalabalık olacak, kardeşin çok iyi bir çocuk biliyoruz bizi anlar! Ayakkabı tamircisinde çalışan birini eşimize dostumuza tanıtamayız dediler anlıyorsun değil mi?”

“Tabi sen merak etme ablacığım!” dedi Yusuf, “Ben gelmem, sen mutlu ol yeter!”

“Aslan kardeşim benim, bak bu aileye gelin olayım çok rahat edeceğim, ablan için hep mutlu olacaksın. Düşün hiç çalışmayacağım, her şeyim olacak!”

“Olsun ben yine sana bakarım sen merak etme, bu evin erkeği benim ya artık!”

“Sen ben evlenince tek başına kalacaksın bunu anladın değil mi? Seni götüremem!”

“Merak etme, ben seni görmeye gelirim, seni yalnız bırakmam!”

“Şimdi zenginlerin evleri farklı oluyor, ben sana söylerim geleceğin zamanı, öyle canın isteyince gelmezsin tamam mı ablacığım? Ablanın mutluluğunu bozmak istemezsin değil mi?”

“Asla, sen ne zaman gel dersen ben o zaman gelirim!”

“Tamam anlaştık, ben gidince bu ev sana çok olacak, bu evi satalım, sen küçük bir oda tut kendine, ben de gelin oluyorum ya çeyizimi falan alayım canım kardeşim. Öyle zengin aileye yamanmışım gibi olmasın ne dersin? Hatta belki ustana dersin o sana dükkanda bir yer verir, kira da ödemezsin?”

“Sorarım ben ustama, beni sever! Sat sen bu evi ne lazımsa kendine al, eniştemin ailesine mahcup olma, ben sana bakarım zaten merak etme canım ablam!”

Zeliha yüzükler takılır takılmaz, babaannelerinden kalan evi emlakçıya verdi hemen. Aslında evi satmaya niyeti yoktu. Yusuf’u evden çıkarıp, kiraya vermeyi planlıyordu. Böylece koca evinde ne olur, ne olmaz diye bir yandan harçlığını da çıkaracağını hesaplamıştı. Zavallı Yusuf ablasının cinliklerinden habersiz olduğu için ev satılınca benim payım da var demeyi akıl bile etmedi. Onun zeka geriliği olduğundan zaten tüm haklar Zeliha’daydı.

Mümtaz oturdukları ev ya da Zeliha’nın sahip oldukları hakkında hiç bir şey sormadığından ve zaten ihtiyacı da olmadığından Zeliha planlarını güzelce işletti. Nevzat bey, Yusuf’un ablası evlenince kalacak yer aradığını duyunca, kendi evinin altındaki eski depoyu ona vermeyi kabul etti. Küçücük bir yerdi ama yaşanabilecek hale getirebilirlerdi. Böylece Yusuf bir kaç pazar gidip depoyu temizledi, evden bir kaç parça eşyayı da oraya taşıdı. Nevzat beyin karısı da kendi evlerinden kullanmadıkları bir kaç şeyi verince, depo Yusuf’un yaşayabileceği uygun bir yere dönüştü.

Zeliha’nın nikahı yapılana kadar birlikte evde kalacaklar, sonra Yusuf orada yaşamaya başlayacaktı. Emlakçı da kiracılara ondan sonra evi gösterecek, Yusuf’un olanlardan haberi bile olmayacaktı.

Oturdukları apartman zaten Safiye hanımlarındı, kendi oturdukları dairenin üstündeki iki daireyi çocuklarına ayırdığı için hiç kiraya vermemişti. Yüzükler takıldıktan sonra Mümtaz artık Zeliha’nın çalışıp yorulmasını istemediği için kuaförde ki işinden çıkarttırdı. Zaten bir kısmı dayanıp, döşenmiş evin eksiklerini de bir ayın içinde tamamlayıp, nikah işlemlerine başladılar. Zeliha böyle iyi bir aileye gelin gelip, hayatı boyu rahatını ve lüksünü garanti altına aldığı için bu işler yapılırken öyle fazla bir şey istemedi. Onun için önemli olan atılacak olan imzalardı. Safiye hanım ortaklarının babaları yeni vefat ettiğinden düğün yapmanın hoş olmayacağını söyleyince, sade bir nikaha da hemen razı oldu. Zaten kendi çevresinden kimseyi çağırmıyordu, hatta onlarla bir daha görüşmeyi düşünmüyordu bile. Yusuf’u da nikahta fazla ortada görünmemesi için tembihlemişti. Arkalarda durup, sonra da evine dönecekti. O canı ciğeri kardeşiydi ama malum bu ailede tanınmış zengin bir aileydi. O yüzden Yusuf ile artık Zaliha’nın söylediği zamanlarda görüşmeleri gerekiyordu. İyi niyetinden hiç bir şey kaybetmeyen Yusuf zaten annesi saydığı ablası ne söylese kabul ediyor, o mutlu olsun diye canını istese vermeye hazır yaşıyordu. Safiye hanım gelinin onun istemediği şeylere hassasiyet gösterip, böyle başarıyla idare etmesinden çok memnun kalmıştı. Ayrıca bir şeyde gözü olmaması da hoşuna gitmişti. Hiç bir şey için tutturmamış ne sunulursa sessizce kabul etmişti. Nikahta gelinine gösterişli bir set takmayı tabi ki ihmal etmedi. Sonunda ele güne karşı bir duruşları vardı. Herkes öksüz ve yetim bu melek kıza hayranlıkla bakıyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın