Yaşamak gibi – Bölüm 15

Safir o kadar zor hayatlardan sonra karşılarına çıkan böyle büyük ve inanılmaz bir fırsatın korkutucu olduğunu anlayabiliyordu. Bir süre yaşadıktan sonra onlar da kendilerini güvende hissedebileceklerdi. Vakfın iskelesine vardıklarında onları iki personel karşıladı. Ender beyin talimatı ile eşyaları evlerine taşınırken, onlar da ana tesisin yemekhanesinde akşam yemeği yiyeceklerdi. Tesisin mevcut personelinin şefi Safir’e o kadar saygılı davranıyordu ki, Leyla onun ne kadar önemli ve saygı duyulan biri olduğunu görünce çok etkilendi. Herkes heyecanla bu güzel ve yeşil adayı inceliyordu. Onlar için hazırlanan yemeğin ardından hava henüz kararmadığından Safir yorgun hissetmiyorlarsa evlerin olduğu yere yürüyerek geçebileceklerini söyledi. Hepsi bu teklifi kabul ettiler ve birlikte yemekhaneden çıkıp, Safir’in etrafı tanıtımını dinleyerek yürüdüler. Ne yaparlarsa yapsınlar Safir beş dakika bile Leyla’nın yanından ayrılmıyor veya elini bırakmıyordu. Yelda onların bu halinden çok hoşlanmıştı. Osman ada ve Safir ile ilgili tedirginliklerini ikisi adına sürdürürken o da yaşadıklarının tadını çıkarmaya çalışıyordu. Böyle bir yerde Osman ile yaşamak, burada çocuklar büyütmek masal gibi olacaktı. Safir’in Leyla’ya bu kadar aşıkken, ne ona, ne de diğerlerine kötü bir şeyler planladığını hiç düşünmüyordu o. İçinde kötülük olan biri bu kadar aşık olamazdı. Bu kadar kısa zamanda nasıl bu kadar aşık olmuş olabileceğini de sorguluyordu Osman tabi ama Yelda onun koruma iç güdüsü yüzünden kendilerinin nasıl aşık olduğunu unuttuğunu düşünüyordu.

Tülin hanım da çok etkilenmişti Safir’in gördüğü saygıdan ve bu güzel adadan. Yine de o da temkini elden bırakmak istemediği için kızının elini tutuyor ve mümkün olduğunca onu gözünün önünden ayırmamaya gayret ediyordu. Yaptığı iş yüzünden çok kötü insanlarla tanışmış, çok berbat yerlere girip, çıkmak zorunda kalmıştı. Kızı olmasa, korkuyu unutacak kadar örselenmişti ruhu. Dilek’in bu yaşadıklarının hiç birini yaşamasını istemiyordu. Eğer burası bir kurtuluş olacaksa, hayallerinin bile ötesinde bir yaşamları olacak demekti ama bir son ise buradan nasıl çıkabilecekleri hakkında hiç bir fikri yoktu. Bu kadar iyi insanların olabileceğini kabul etmek artık onun için imkansıza yakın bir şeydi.

Evler sahile uzak olmadığı için Safir gün batımını seyretmek için onları sahil yoluna döndürdü. Burada henüz yapılandırılmış bir tesis ya da başka bir alan yoktu. Plaj komple bakirdi. Adanın bir tarafı boyunca uzanan sahili vuran dalgalar, güneşin batışına ayak uydurmak istercesine onun kızıllığını almaya başlamışlardı.

“Ne kadar romantik!” diye inledi Yelda, “Bu hayatımda gördüğüm en güzel gün batımı!”

Safir Leyla’yı kendine çekip “Bundan sonraki hayatında her gün görebileceğin bir gün batımı olacak!” dedi neşeyle.

Osman’ın bile kalbi yumuşamıştı manzara karşısında, Yelda ile çakılların üzerine oturup birbirlerine sarıldılar. Leyla ile Safir başka bir yerde oturmuşlardı. Tülin hanım da kızını önüne alıp ona sarılmıştı. Hepsi hayran hayran ufukta renkten renge girerek şovunu sergileyen güneşe ve ritimlerini hiç bozmadan sırayla sahille buluşan dalgalara bakıyorlardı.

“Burada yaşlanabilirim!” dedi Leyla rüyada gibi, “Dünyada bu kadar güzel yerler olabileceğini hep düşünmüştüm ama bunlardan birinde, senin gibi biriyle olabileceğim hiç aklıma gelmezdi.”

“Biliyor musun ben de bu gün batımını daha önce izledim, hatta başkaları ile başka yerlerde de gün batımları gördüm ama ilk defa yüreğimle seyrettiğimi hissediyorum. Sanki hayatımdaki her şeyi ilk kez yapıyormuş gibi heyecan duyuyorum senin yanında! Sanki hayatı yeniden keşfediyormuşum gibi.”

“Ölümden döndüğün düşünülürse bu sadece benimle ilgili değildir herhalde!”

“Ölümden senin için döndüğümden hiç şüphem yok artık!”

“Bir daha da gitme lütfen!” dedi Leyla yine gözleri dolarak, Safir daha sıkı sarıldı ona.

İki gün sonra Aytül hanım ve Ender bey adaya geldiklerinde hepsi sahip oldukları konforun şokunu yaşıyorlardı hâlâ. O kırık dökük kulübelerde uzun süre yaşadıktan sonra, sıcak banyosu, aydınlık ferah odaları ve rahat yatakları olan bu evler inanılmazdı. Safir, Leyla’yı tedirgin etmemek için ikisi için tek bir ev seçmiş olsa da, ayrı odada kalmayı tercih etmişti. Her ne kadar birbirlerine aşık da olsalar, onu kendi istemediği hiç bir şeye zorlamak istemiyordu. İlk gece o kendi odasına geçerken Leyla’nın yüzündeki rahatlamayı görmüştü.

Safir diğerlerini yormamak için anne ve babasını karşılamaya tek başına geldi. Aytül hanım tekneden iner inmez koşup oğluna sarıldı. Rıza beyle konuştukları için artık ikisi de Safir’in bir tatile çıkmadığını ve gidip o berbat yerde kaldığını, dahası boyacılık yaptığını biliyorlardı. Rıza bey adaya onunla gelenler hakkında her türlü bilgiyi de Ender beye aktardığı için, hepsi teker teker araştırılmıştı. Ender bey oğluyla konuşmak için tek başına gelmiş olmasına sevindi ve diğerlerinin yanına gitmeden önce tesisin onlar için ayrılmış kısmına gittiler. Ender bey ve ailesinin kalması için bağımsız bir alanda yapılmış özel ve güvenlikli bir villa vardı. Safir arkadaşları ile kalmak istediğinden o evi hiç açtırmamıştı.

“Neden bize söylemedin?” dedi Aytül hanım, “Kendini böyle bir riske atmana inanamıyorum! Üstelik sentetik boya kokusu!”

“Dahası Rıza’yı seninle bu işe girmeye nasıl ikna ettiğini hiç anlamadım!” dedi Ender bey, belli ki Rıza beye epeyce kızmıştı.

“Rıza amcanın bir suçu yok onu zorladım, seçeneği yoktu!” dedi Safir

“Ne olursa olsun onun görevi seni korumak ve güvende tutmaktı!”

“Zaten öyle yaptı, gördüğünüz gibi gayet iyiyim ben! Lütfen artık yirmi beş yaşındayım ve yeniden ergenmişim gibi davranılmasına dayanamam!”

“Safir!” dedi annesi üzülerek, “Yapmak istediğimizin bu olmadığını biliyorsun, inan biz de oğlumuzu ikinci kez kaybetmeye dayanamayız! Anlamak zorundasın!”

“Elbette anlıyorum!” dedi Safir annesinin gözleri dolarak söylediği bu sözlere, o sırada gelen araç onları villanın önüne kadar getirmişti, “Umarım Rıza amcanın canını çok sıkmamışsınızdır!”

“Hayır, baban onunla çok sakin konuştu ben yanındaydım merak etme!” dedi Aytül hanım, “Senin için hazırlıklar yapıyor. O da babana sana kızmaması gerektiğini söyledi. Bu on beş günde her ne yaşamışsanız, seni oğlu gibi savunuyordu!”

“O her zaman çok iyi bir insandı!” dedi Ender bey, “Oğlu gibi göreceğini düşünmesem zaten seninle yollamazdım. Ona her ne söyleyip ikna ettiysen, muhtemelen beni de aynı şekilde ikna ederdin!”

“Bak baba!” dedi Safir eve girip salona yerleştiklerinde, “Gerçekleri benden saklamanıza gerek yok artık!”

“Hangi gerçekleri?” dedi Aytül hanım hemen.

“Ben Mehmet amca ile sizin konuşmalarınızı duydum. Komadan normal yollarla çıkmadığımı, test aşamasında ve etkileri belirsiz bir ilaç sayesinde geri geldiğimi biliyorum!”

Ender bey ve Aytül hanım birbirlerine baktılar. Aytül hanımın gözleri dolmuştu, kocasının yanından kalkıp oğlunun yanına geldi “Bak canım, biz de bu son seyahatinden sonra bunu sana açıklamanın doğru olacağına karar vermiştik gelmeden. Bu yüzden ikimiz birlikte geldik!” dedi ve başından, onu babasını takip ederek nasıl bulduğuna kadar her şeyi anlattı Safir’e. Ender bey sessize karısının anlattıklarını dinliyor ve başıyla onaylıyordu.

“Çok zor bir karar olmuş sizin için anlıyorum!” dedi Safir, “Ama siz de beni anlayın, başıma bundan sonra ne geleceğini bilmiyorken, yaşamdan kaçarak kendimi sürekli koruyamam öyle değil mi? Ben bu insanlarla hayatım boyu karşılaşmadığım farklı şeylerle yüzleştim.”

(devam edecek)

Yorum bırakın