Yeni ev sahibi iki üç gün sonra kapıya dayanıp, İsmail beyi eşyalarla sokağa bırakınca, kucağında küçücük olan Leyla ve beş parasız ortada kaldı. Kızı bırakacak yeri olmadığı için işinden de ayrılmıştı. Bir arkadaşı onu buraya getirip bırakınca, önce Hüseyin beyin lokantasında çalıştı biraz. Leyla’yı kulübeye kilitliyor arada bir gidip kontrol ediyor karnını doyuruyordu. O zamanlar üç dört yaşlarındaydı Leyla, sonra buradaki tüm pisliklere uyup, içkiye kumara başlayınca, borçlarını ödemek için Hüseyin beyin pis işlerini yapmaya başlamış ve o eski İsmail bey yavaş yavaş ayyaş, kumarbaz ve şiddet yanlısı bir adama dönüşmeye başlamıştı. Leyla babasının içinde bir yerlerde hâlâ o eski iyi adam olduğunu bilse de, artık onunla yaşamaya ne gücü, ne de ruhu yetmiyordu. Büyüdükçe annesine benzediği için babası her akşam sarhoş gelip, annesinin adını söyleyerek onu hırpalıyor, sonra kızına vurduğunu fark edince ağlayarak yatağına uzanıp, sızıyordu.
Artık babasını kurtaramayacağını bildiği için arkadaşları ile birlikte kendini kurtarmak zorunda hissettiği için uzun bir süredir onlarla kaçış planları yaparak avutuyordu kendini. Bu planları yaparken ne kadar heyecan duysa, etrafına umut yaysa da aslında içten içe bu bataklıktan çıkamayacağı korkusu yavaş yavaş içini sarmaya başlamıştı Leyla’nın. Safir’in onlar için bir kurtuluş olduğunu söylediği an aklına üşüşen onlarca düşünceden biri de bu olmuştu. En çok olmasını istediği ve en az inandığı dileği gerçek oluyordu demek. Üstelik bunu gerçekleştirecek olan adam ona aşıktı, onun kanında test edilen bir ilaç sayesinde de oraya kadar gelmeyi başarmıştı. O kadar karışmış ve heyecanlanmıştı ki dışarıdan her şeyi sakin ve normal karşılıyormuş gibi görünürken aslında iki gündür olanları tekrar tekrar düşünerek kendini ikna etmeye uğraşıyordu. Safir’in ona yakınlaşması, alnına kondurduğu o sıcacık öpücük her şey o kadar sıra dışı ve hızlıydı ki bazen sadece gece gördüğü bir rüyayı gerçek sandığını düşünüyordu. Oysa işte bu sabah bu kulübedeki son sabahıydı. Gece onu hırpaladıktan sonra, her zaman ki gibi önce ağlayıp, sonra sızan babasına baktı. Aslında İsmail bey annesi ile bırakıp gitmiş gibiydi onu. Yıllardır burada onunla yaşasa da hep babasının da onu bırakıp gittiğine inandırmıştı yüreğini. Onun babası sevgi dolu iyi bir adamdı ve bu kumarbaz ve alkolik adamın eline bırakıp annesi ile gitmek zorunda kalmıştı belli ki. O da Yelda ve Osman gibi kulübede oyalanamayacağı için kalkıp Hüseyin beyin kokuşmuş lokantasına gitti. Safir geldiğinden beri göl denilen o bataklık bile cennet gibi gözüküyordu gözüne. Buradan onunla ayrıldığında ise bu pisliğin içinde kimin boğulduğu artık hiç umurunda değildi.
Öğlen yine ekmeğini alıp yukarı Safir’in yanına çıktı. Safir gidecek olmalarına rağmen sanki yarın yine geleceklermiş gibi boyanın kalan kısmını tamamlamaya uğraşıyordu. Aslında yaptığı bedenini çalıştırarak zihnini toplamaya çalışmaktı. Yaşayacakları bu kurtuluş onu o kadar heyecanlandırıyor ve kan akışını hızlandırıyordu ki, bayılmamak ve saçma sapan sevinç belirtileri göstermemek için enerjisinin tamamını bunca özeni hiç hakketmeyen lokantanın duvarlarına boşaltıyordu.
“Dinlenmeyecek misin?” dedi Leyla onun işine dalmış olduğunu görünce.
Safir gördüğü ilk andan beri kulaklarına bir aşk şarkısı gibi gelen Leyla’nın sesini duyunca, döndü hemen ve yanına gidip burnunun ucunu öptü aşkının. Leyla yine nasıl bir tepki vermesi gerektiğinden emin olamadığı için kıpkırmızı olup gülümsedi.
“Hazır mısın?” dedi Safir sesi titreyerek. Sanki o kurtulacakmış gibi herkesten daha heyecanlıydı. Hayatında hiç kendini bu kadar cesur hissetmemişti. Sevdiği kadını bu izbe yerden kurtaracak olma fikri göğüs kafesini coşku ile dolduruyordu.
“Hazırım!” dedi Leyla, “Hâlâ inanamıyorum ama hazırım!”
Rıza bey gündüzden topladığı eşyalarını gece boyunca sessizce arabaya taşımıştı. Aslında buradan kaçar gibi gitmelerine bir neden yoktu ama diğerleri için sorun olabileceğini düşündükleri için onlar da sessiz davranıyorlardı. Nihayet buradan gidecekleri için mutluydu, Safir’i hasta etmeden ve başlarına bir iş gelmeden bu macerayı tamamlamış olmalarına seviniyordu ama Ender bey onca zamandır onlara bu kadar yakın ve berbat bir yerde olmalarına rağmen başka başka yerlerdeymiş gibi anlattığı yalanlara ne diyecekti bakalım. Onu işten atmasından ya da azarlamasından çekinmiyordu aslında. Safir’in mutlu olduğunu, hatta belki de hayatında ilk kez gerçek aşkı bulduğuna inanıyordu. Eğer işinden olursa bu güzel aileden uzak kalmaya üzülürdü bir tek. Ölümün kıyısından geri gelen bu güzel yürekli delikanlının kimseyi arkasında bırakamayacak kadar yüce gönüllü olduğunu iyice anlamıştı burada. Ender bey, Rıza beyin işine son verse bile Safir ile hikayelerinin sonu olmazdı muhtemelen ama yine de bunca büyük olaylar atlatmış bir evladı, ailesinin haberi olmadan böyle risklere soktuğu gerçeğini değiştirmiyordu tüm bunlar. Onu ailesine sağ salim teslim ettikten sonra olacaklar nasılsa halledilirdi. Safir sabah erkenden kalkıp lokantaya gidince, o da kalan son eşyaları toplayıp, çantanın birinin içine yerleştirdi. Burada giydikleri kıyafetleri almamıştı, onlara bir daha ihtiyaçları olacağını sanmıyordu. Sünger yatakların altında duruyordu hepsi. Döndükten sonra kendi sade hayatına kavuşacaktı. Rahat yatağına, televizyonuna, kendi yalnız konforuna. Safir ile yaşadıkları bu kısa maceradan sonra belki de sıkılacaktı bir süre o hayattan ama sonra yeniden rutinin ve konfor alanının verdiği o güvene alışacağından şüphesi yoktu.
Ender beyin ayarladığı minibüs anlaştıkları saatten erken gelince, Rıza bey kulübelerinde bekleyen Dilek ve annesinin eşyalarını minibüse yükledi. Şoföre uzak bir yere çekip beklemesini tembih etti. Tülin hanım ve Dilek diğerlerini şoförün yanında bekleyeceklerdi. Safir babasından minibüs içerisinde ikram edilecek bir şeyler de istediğinden, beklerken istedikleri gibi de yiyip, içebileceklerdi. Minibüs şoförünün Dilek’in yakın yaşında bir kızı olduğu için aracın özel televizyonundan onun için seyredebileceği şeyler de açtı. Bu lüks ve iyi karşılanma Tülin hanımın içindeki korkuları biraz daha körüklese de, her şeyin iyi olacağına kendini iknaya uğraşarak, kızına belli etmeden Allah’ın onları koruması için içinden dualar etti.
Yelda ve Osman işten çıkıp Rıza beyin onları beklediğini görünce zamanın geldiğini anladılar ve kulübeden eşyalarını alıp, onunla minibüse geçtiler. Çalıştıkları son dönemin parasını henüz almamışlardı ama Safir hiç birinin erken ayrılacağını bildirip de kalan parayı almak için uğraşmasını istemediğini söylediği için ertesi gün gelecekmiş gibi ayrılmışlardı. Leyla normal günlerde Safir’den erken çıkıp kulübesine giderken, o gün oyalanıp, onunla çıkmıştı. Eşyalarını koyduğu tek bir sırt çantası olduğundan onu da sabah yanında getirmişti. Kulübeye hiç uğramadan doğrudan Safir ile onların kulübesine gitti ve sonra hep beraber minibüsün yanına gittiler. Herkes gelen arabanın lükslüğü ve içindeki ikramlıklardan çok memnundu. Safir, Leyla’nın onlarla geleceğini söyledikten sonra Rıza beyle kendi arabalarına geçtiler ve iki araba kulübeleri arkasında bırakarak Safir’in belirlediği güzergahta ilerlemeye başladı. Hepsi için hayatlarının eskisinden çok daha iyi ve farklı olacakları yeni bir evre başlıyordu. İlk on dakika minibüsün içinde kimse konuşmadı. Şoför onların sessizliklerini bastırması için neşeli bir müzik açarak yolculuğu daha eğlenceli bir hale getirmeye çalıştı. Osman Yade’ye sarılmış dışarıyı seyrediyorlardı. Dilek ise burnunu cama dayamış yanlarından hızla geçen ağaçlara ve evlere bakıyordu. Tülin hanım huzursuzluğunu yenemediği için sapının derileri tutulmaktan hırpalanmış çantasının tokası ile oynuyordu.
(devam edecek)