Yaşamak gibi – Bölüm 8

O gün işi ne zaman bırakacağından emin olamadığı için sekize kadar çalıştı Safir. Görünen o ki kimse kaçta işe gelip, kaçta gideceğini söyleyemeyecekti ona, zaten parasız çalıştığı için işi bitirmesi yeter diye bakıyordu Hüseyin bey. Kulübe zaten döküntüydü, yemeklerini de kendi getirdiğine göre Safir’in işini hallettiği sürece denetime ihtiyacı kalmıyordu. Kulübeye döndüğünde mis gibi kokan yemeğin kokusundan karnı guruldamaya başladı.

“Neden geç çıktın bu kadar?” diye sordu Rıza bey kızarak, merak etmişti ama ilk günden huzursuz etmemek için zor durmuştu kulübede, “Bayıldığını sandım! Öyle olsa gelip bana sorarlar diye bekledim ama zor durdum!”

“Yorgunluktan bayıldım sayılır!” dedi Safir gülerek, “Ama bayılmadım merak etme, yarın böyle olmayacak, günde sekiz saati tamamlamak yeter diye düşünüyorum ne dersin Rıza amca?”

“Patron bir şey demediyse bence çok bile! İş nasıl peki çok sürecek gibi mi?”

“Benim hızımla on günden önce bitmez!”

“İyi işi bitirdiğinde döner gideriz o zaman! Burası pek tekin bir yer değil, bu gün bir kaç kişi ile tanıştım hiç hoşuma gitmedi adamlar!”

“Evet ben de bir şeyler dinledim bu gün Leyla’dan!” diyerek anlattı Safir duyduklarını. Rıza beyi de kumara çağırmışlardı akşam ama o parası olmadığını söyleyip geri çevirmişti. Her zaman parasına oynamıyorlardı söylediklerine göre her insanın verebileceği şeyler değişebiliyordu.

“Senin kızın iyi biri olduğuna emin misin?” diye sordu Rıza bey, “Buradan pek sağlam pabuç çıkmaz gibi geldi bana!”

Safirin yüzü asıldı hemen, “Aşk olsun, bayılıyorum diye hafızam silinmedi benim. İnsan tanımayan saf bir delikanlı olmadığımı biliyorsun geçmişimden değil mi?”

“Evet ama bu tür insanların içine hiç düşmedin sen, çok da güvenme hislerine!”

“Tamam merak etme, eğer zarar göreceğim bir duruma düşeceğimi anlarsam hemen gideriz!”

“Söz mü?”

“Söz!”

“Yatakların altına kıyafetlerimizi koydum, somyanın telleri sırtıma battı dün gece! Oradan alır giyersin!” diye güldü Rıza bey.

“Tamam!” dedi Safir neşeyle, buradaki hayatın şartları berbat olsa da, uzun süredir yeniden yaşadığını hissettirmişti ona.

“Zengin fantezisi de böyle oluyor demek ki!” diyerek dalga geçti Rıza bey onunla, yemekten sonra alışık olmadığı kadar yorulan ve bünyesi daha yeni toparlamış olan Safir sızıp kaldı hemen. Uyumadan Dilek için çocuk kitabı bulmasını istedi Rıza amcasından. Rıza beyin onu burada bırakıp uzaklaşmaya hiç niyeti yoktu ama belirli ihtiyaçlar için gitmesi gerekirse o zaman alacağını söyledi.

Ertesi gün öğlen Leyla yine salçalı ekmeği ile geldi yukarıya, daha oturur oturmaz bileğindeki morluğu fark etti Safir.

“Ne oldu buraya?” dedi endişeyle Leyla’nın yüzüne bakarak ki o sırada alnındaki taze yara izini fark etti.

Leyla gülümsedi ama cevap vermedi, “Bitince güzel olacak mı sence?” dedi Safir’in boyadığı duvara bakarak.

“Buraya altın suyu da sürsem güzel olmaz!” dedi Safir gülmeye çalışarak ama soramadı morluklarla ilgili başka bir şey.

Bir kaç gün sonra farklı izlerle de gelince Leyla itiraf etmek zorunda kaldı babasının onu dövdüğünü. Kumardan kaybedip, eve sarhoş döndüğünde bazen acısını kızından çıkarıyordu. Anlatırken gözleri dolduğu için iyice içi acıdı Safir’in.

“Bir gün buradan kaçacağız!” dedi Leyla burnunu çekerek.

“Kaçacak mısınız?”

“Evet plan yapıyoruz!”

“Kiminle kaçacaksınız?”

“Ben, Dilek, Osman ve Yade’le! Osman ve Yade evlerinden kaçmışlar! Aileleri evlenmelerine izin vermemiş. Nikah yapamadılar daha ama yapacaklar. En baştaki yerde çalışıyor ikisi de! Onlara senden bahsettim, tanışmak istiyorlar!”

“Onlar zaten kaçmışlar!” dedi Safir gülerek.

“Evet ama Dilek ve benim kaçmamız için bizimle yeniden kaçacaklar!”

“Ha bu iyiymiş, ben de gelirim sizinle!”

“Tamam o zaman beş kişi olduk. Seni de plana dahil edebiliriz. Herkes işten sonra buluşuyor bazı günler, gelirsen sana da haber veririm!”

“Tabi çok isterim!” dedi Safir ve Leyla’yi yine aşağıdan çağırdıkları için sohbetleri yarım kaldı.

“Tanıştım kızım babasıyla!” dedi Rıza bey, “Öküzün önde gideni, kıza başka bir şey yapmıyor olmadığını umarım! Hiç gözüm tutmadı herifi!”

“Ne gibi?” dedi Safir gerilerek

“Neyse! Burası hiç sana göre bir yer değil Safir! O boyayı bitirmek zorunda da değilsin! Başımıza bir iş gelmeden buradan gitsek iyi olur!”

“Rıza amca bana söz verdin iki hafta kalacağız!” dedi Safir, Ender bey gün içinde Rıza beyi arayıp rapor alıyordu her gün, zavallı adamcağız Safir ile önceden uydurdukları güzergahları sayıyordu tek tek plana göre. Eğer başlarına bir bela getirilerse diyecek hiç bir sözü olmazdı. Bu kadar pisliğin içinde Safir’i korumak da oldukça zordu. O çalışırken etraftakilerle arkadaşlık edip, ne durumda olduklarını anlamaya çalışıyordu. Bir yandan da onun sağlıklı beslenip, dinlenmesini sağlamaya çalışıyordu. Her akşam gelip büyük bir heyecanla kızı anlatıyor olması hoşuna gidiyordu. Onun hayata yeniden bağlanması çok güzeldi ama yine de buralar ya da buralardan biri aşık olmak için hiç uygun değildi. Her akşam Safir’e dil dökse de bir hafta boyunca onu ikna edemedi.

Safir boya yaparken bir kez bayılmıştı aslında, gözlerini açtığında kendini yerde bulmuştu ama Rıza beye söylememişti bayıldığını ve boya kokusundan olduğunu varsayarak, camı aralamıştı çalışırken. Bu her akşam çektiği ama yine söylemediği baş ağrısını da hafifletmişti biraz. Hüseyin bey iki üç güne bir yukarı çıkıp kontrol ediyordu boyayı. Safir’in sandığından uzun sürecek olsa da iyi gidiyordu iş.

Leyla söz verdiği gibi onu Osman ve Yade ile tanıştırmıştı, tabi Dilek’le de. Hepsi onu çok sevmişe benziyorlardı. Kaçma ile ilgili planlarını bir kez de onlardan dinleyince Safir’de heyecanlandı. Aslında anlattıkları plandan çok hayalden ibaretti. Bahsettikleri gibi hepsinin rahatça yaşayacakları ve kimsenin onları rahatsız etmeyeceği bir yer mevcut değildi. Onlar da zaten belirli bir yerden bahsetmiyorlardı. Oraya nasıl gidecekleri ya da nasıl bulacakları hakkında da bir fikirleri yoktu. Sadece hayal ediyorlardı hepsi o kadardı. Yine de bu hayalin onları ne kadar mutlu ettiğini görünce Safir’de sanki öyle bir yer varmış gibi neşeyle dahil oldu hayallerine.

“Ne olacak bunun sonu peki?” diye sordu Rıza bey, “Sonuçta onları bırakıp gideceksin! Anlattığına göre hepsi kaderin kurbanları olmuşlar ama senin yapabileceğin bir şey yok! Üzülmeni de istemiyorum!”

“Bilmiyorum Rıza amca, onları dinledikçe çok farklı şeyler hissediyorum. Hiç bir şeyleri yok ama umutları var. Benim de her şeyim var ama umudum yok. Sence bu insanlarla karşılaşmam bir tesadüf mü?”

“Bir heves mi, tesadüf mü bilmiyorum ama süren azalıyor!” dedi Rıza bey, Safir’in Leyla’ya bağlanacağını anlamıştı çoktan ama sonunda işi nereye vardıracağını kestirememişti henüz, “Kız seni gaza getiriyor olmasın dikkat et!” dedi uyumadan önce.

“Kız benim kim olduğumu, neye sahip olduğumu bile bilmiyor, beni bir kaçak sanıyorlar, neyin gazına getirebilir ki?” diye sordu Safir, “O iyi bir kız Rıza amca, biliyorum!”

“Neye sahip olduğundan asla bahsetme zaten!” dedi Rıza bey sıkıntılı bir sesle ve yükselen horultudan Safir’in yine yorgunluktan sızıp kaldığını anladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın