Yaşamak gibi – Bölüm 6

“Hadi gel başka bir yer buldum, oradan bakarsın!” diyerek izbelikten çıkardı Rıza bey Safir’i. Bu kirli yerde durdukları sürece onun zayıf olan bünyesinin mikrop kapabileceğinden endişe etmişti ama kızla konuşurken ki halini görünce yanına gelmemişti hemen. Lokantanın ön tarafına geçtiklerinde Safir’in kızı görme umuduyla içeri baktığını görünce, “İstersen yarın yine geliriz!” dedi, “Burayı sevdin herhalde?”

“Buralarda çalışabilir miyim sence?” dedi Safir göz kırparak.

“Babanın vakfı dururken mi? Neden olmasın?” dedi Rıza bey gülerek, onun şaka yaptığını sanıyordu. Göl yakından bakıldığında Leyla’nın söylediği gibi kirli görünüyor ve kötü kokuyordu.

“Ekmek yedikleri yeri mahvetmişler!” diye söylendi Rıza bey, “Bizim insanımız neden böyle bilmiyorum! Gider için bir kuyu kazmak bu kadar mı zor, göle bırakmışlar tüm pisliklerini ve şimdi ondan nemalanmak istiyorlar. Bu insanların pişirdikleri şeylerin ne durumda olduğunu düşünebiliyor musun?”

“Salçalı ekmek güzeldi, sen acıkmadın mı?” diye sordu Safir.

“Miden yanmaz umarım, haydi gidelim buradan doğru dürüst bir yer bulup, karnımızı doyuralım!”

İkisi birden arabaya yürüyüp ayrıldılar gölden ama Safir’in aklı Leyla’da kalmıştı nedense. Garip bir şekilde içi ısınmıştı kıza. Artık dönüş yoluna geçen Rıza bey, kendince uygun bulduğu bir yerde arabayı çekti ve birlikte yemek yediler.

“Yarın yine gidebilir miyiz?” diye sordu Safir.

“Nereye? Göle mi?”

“Evet ama benim daha az pahalı giysilere ihtiyacım olacak!”

“Nedenmiş o?” dedi göz kırparak Rıza bey.

“Belki eleman arayan vardır!”

“Şaka değil mi? Her gün onca yolu mu gideceğiz!”

“Bir kulübe verirler belki bize!”

“Safir!” dedi Rıza bey babacan bir tavırla, “Oğlum delirdin mi sen? Tamam bir kez daha gideriz ama orada çalışmak nedir?”

“Rıza amca babam sana benim durumum için ne söyledi?”

“Şey fazla bir şey değil ama sana göz kulak olmamı istedi işte!”

“Benim yarınım olup olmadığı belli değil, sana söyledi mi?”

“Allah korusun, oğlum onu da nereden çıkardın?”

“Duydum onlar konuşurken ama bu ikimizin arasında sır kalsın istiyorum.”

“Orada çalışmak istemenle ne ilgisi var bunun?”

“Farklı bir şey yaşamak istiyorum, insanların bana fanusta bir yaşam sunmasını istemiyorum! Her şey orada beni bekliyor zaten zamanım oldukça zaten dönerim. O salçalı ekmeği yiyen kızı görmedin mi, gözleri ışıldıyordu. Bulunduğu yere rağmen sürekli gülümsüyordu, hayat fışkırıyordu sanki bedeninden!”

“Dur bakalım sen o kız için gidip orada mı yaşayacaksın şimdi?”

“Sana yarınım olmayabilir diyorum!”

“Kimin var? Hiç birimiz alacağımız kaç nefes daha olduğunu bilmiyoruz. Sen zor bir süreci atlattın ve şimdi hayattasın. Bundan sonrası için bizimle aynı risklere sahipsin. Bak ben bu yaşıma kadar geldim ama erkek kardeşim Rüstem on sekiz yaşındaydı toprağa verdiğimizde ve önünde uzun sağlıklı bir hayatı var sanıyordu”

“Bilmiyordum Rıza amca! Çok üzüldüm!” dedi Safir mahcup bir sesle.

“Oğlum hayatta bile değildin sen nereden bileceksin. Demek istediğim kaç nefesin kaldıysa elbette dilediğin gibi mutlu yaşa ama hiç birini son nefesim olabilir diye kendini üzerek yaşama! Yaşa sadece!”

“Tamam buradaki hayatı yaşayıp farklı bir deneyim kazanmak istiyorum o zaman!”

“Ailen buna asla izin vermez!”

“İzin almayacağız, seyahate çıkacağız diyeceğiz seninle!”

“Ben de mi burada yaşayacağım!”

“Babam olduğunu söyleriz, bir süre olmaz mı?”

“Tövbe, tövbe! Bu kazada başını falan mı vurmuştun sen?”

“İkinci hayatım bu benim, farklı biri olmam gerekiyordur belki de! Böyle bayılarak başka yerde iş bulamam biliyorsun!”

“Oğlum babanın koskoca vakfı var ne başka yerde iş bulması?” diye direndi Rıza bey, Safir’in ciddi olduğunu daha yeni kavrıyordu. Onunla baş edemeyeceğini anlayınca iki haftalığına ikna oldu. Zaten Safir’e iş verip vermeyecekleri de belli değildi. Sadece şansını denemek istiyordu. Rıza bey de iki hafta göl kenarında kafasını dinlerdi, hatta isterse eve gider, arada bir gelirdi o konuda bir sıkıntı yoktu. Olanlardan sonra Safir’in anne ve babası Rıza bey yanındayken biraz uzaklaşmasına ses çıkarmazlardı. Hatta Aytül hanım bu değişikliğin oğluna iyi geleceğini düşünüp desteklerdi bile. Rıza bey iki hafta boyunca Safir’in yanından ayrılmadan bu sırrı saklayacağına söz verdi. Karısı öleli iki yıl olmuştu, çocukları büyüktü ve tek başına yaşıyordu. Evde onu bekleyen kimsesi yoktu zaten. Ancak hemen yarın değil bir kaç gün sonra geleceklerdi. Burada iki hafta kalacaklarsa ona göre hazırlık yapmaları gerekiyordu.

“Önce bir ev ya da iş var mı diye sormasak mı?” dedi Rıza bey.

“Vardır!” dedi Safir kendinden emin bir sesle, “Kimsenin uzun süre oraya dayandığını sanmıyorum ben!”

Aytül hanım, Safir’in düşündüğü gibi destekledi bu kararı. Ender bey oğlunun söylediği gibi birer gece kalarak gezmek yerine belirli bir adreste kalmasının daha uygun olacağını söylüyordu. Hiç değilse nerede olduğu belli olurdu, ona göre tedbir sağlamalarına olanak verirdi bu durum ama Safir böyle bir tatil istemediği ve gezmek istediği konusunda ısrar etti. Güzergahı da yola çıkınca belirleyeceklerdi. Rıza beye Safir’in zorlanmasını önleyecek tedbirler anlatıldı, bayılırsa ne yapması gerektiği konusunda bilgi verildi. Safir’de bu arada gidip ikinci el pazarlarından Rıza bey ve kendisi için kıyafetler ayarladı ve babasının arabası yerine de daha eski bir araba kiraladı.

“Bununla mı gideceğiz?” dedi Rıza bey arabayı görünce,

“Babamın arabası ile bizim fakir olduğumuza kim inanır Rıza amca?” dedi Safir gülerek. Aldıkları kıyafetleri kuru temizlemeye verip, temizlettiler. Kuru temizlemeci Rıza beyin getirdiği bir kucak dolusu eski kıyafeti görünce neden kuru temizleme yaptırdıklarını anlayamadı ama mecburen almak zorunda kaldı.

Safir’in ilaçları, yeni giysileri, oradaki koşulları bilmedikleri için Rıza beyin aldığı önlemler, iki bidon içme suyu, dondurulmuş gıda ve etler arabanın bagajı ve arka koltuğuna yüklendikten sonra yola çıktılar. Ailesi yükledikleri araba ile götürdükleri eşyaları görmesin diye babasının arabası ve evde hazırladığı valizle yola çıkıp Rıza beyin kapısının önünde arabayı değiştirip yola çıkmışlardı. Uzun zamandır karantinada yaşayan Safir çıktıkları bu yeni maceradan çok mutlu ve heyecanlıydı. Rıza bey de onun aklına uymakla doğru yapıp yapmadığını kendine sorup duruyordu. Daha önce kötü şartlarda yaşadığı için o zorlanmayacaktı ama bakalım Safir ne yapacaktı. İki günden sonra dönmek isteyeceğini düşünerek geçtikleri tüm o yolları aşıp yeniden göle vardılar.

Safir Leyla’nın yemek molasının yine o saatlerde olacağını düşündüğü için yola çıkış saatlerini de ona göre ayarlamıştı. Arabayı yine yolun kenarına bıraktıktan sonra lokantanın yanındaki izbeliğe dalıp, yine açık olan mutfak kapısının önünde beklemeye başladı. İçeriden pek ses gelmiyordu, biraz sonra iri yarı, beyaz gömlekli bir genç adam sigarasını yakarak dışarı çıktı. Kapının önünde içeri bakan Safir’i görünce “Hayırdır?” dedi ters ters.

“Ben patrona bakmıştım!” dedi Safir hemen.

“Ne yapacaksın patronu?”

“İş soracağım!”

Sigarasının dumanını Safir’in suratına üfleyen adam lokantanın garsonu Kazım’dı.

“Bekle burada!” diyerek sigarasını indiği merdivenin kenarına koyup, içeri girdi. Biraz sonra kısa boylu şişman bir adamla yeniden kapıda belirdi. Hüseyin bey Safir’i baştan aşağı süzdü, “Sen mi iş arıyorsun?” dedi garson Kazım gibi ters ters bakarak.

“Evet!”

(devam edecek)

Yorum bırakın