Yaşamak gibi – Bölüm 4

“Aytül? Burada ne işin var senin?” dedi Mehmet bey şaşkınlıkla.

“Seni bekliyordum!” dedi Aytül hanım soğukkanlılığını koruyarak.

“Beni mi neden? Ender sana anlattı mı yoksa?”

“Evet anlattı!”

“Bana bir şey söylemedi?”

“Fırsat bulamamıştır!”

Bir anlam veremeyen Mehmet bey onu daha fazla oyalamadan oğluna götürmek için kapıyı açtı, “Haydi gel o zaman, seni bekletmeyeyim!”

Aytül hanım neler olduğunu anlamadığı halde onun peşinden içeri girdi. Binanın giriş katı tamamen boştu. Şaşkın şaşkın etrafına bakınırken, Mehmet beyin merdiven altındaki depo kapısına yöneldiğini görünce peşinden yürüdü. Birlikte aşağı indiklerinde burasının bir laboratuvar olduğunu anladı ama neler olduğuna dair bir fikri yoktu henüz. Bakışlarını gezdirirken camekanlı bölmede yatan oğlunu görünce neredeyse düşüp bayılacaktı.

“Safir?”

“İyi görünüyor değil mi?” dedi Mehmet bey gururla.

“Nasıl? Bu nasıl oldu?” diye inledi Aytül hanım, rol yapacak hâli kalmamıştı o an, “Oğlum aylardır burada mıydı yani?”

“Ender seninle konuşmadı mı?” dedi Mehmet bey şaşkın şaşkın

“Hayır, ben onu gece takip ettim! Burada neler oluyor Mehmet?” diyerek camlı bölmeye yürümeye başladı büyülenmiş gibi.

“Dur öyle giremezsin şimdi!” dedi Mehmet bey hemen, “Sen beni kandırdın mı yani?”

“Bunu benden saklamayı neden düşündünüz?” dedi Aytül hanım öfkeyle, “Oğluma burada ne yapıyorsunuz söylesene?”

Mehmet bey bu arada Aytül hanımın içeri girmesi için gerekli özel kıyafetleri uzattı, “Bunları giymen gerek, bağışıklık sistemi henüz yeterince güçlü değil!”

“Mehmet, oğlum ne zamandır burada?”

“Bir süredir, sana Ender her şeyi anlatır Aytül! Lütfen beni zorlama!”

“O iyi mi?” dedi içeride uyuyor gibi gözüken oğluna bakıp Aytül hanım.

“Daha iyi konuşabiliyor!”

“Ne? İnanamıyorum!” diyerek üzerindekiler tamamlanınca hemen içeri girdi Aytül hanım, bir yandan sarsıla sarsıla ağlıyor bir yandan oğluna kavuşmanın heyecanını yaşıyordu.

Safir gözlerini aralayıp annesini görünce, “Anne?” dedi gülümseyerek.

“Oğlum! Ah seni yeniden gördüğüme ne kadar sevindim bilemezsin!”

Onlar içeride buluşmanın heyecanını yaşarken Mehmet bey de Ender beyi arayıp olanları anlattı. Ender bey karısının eninde sonunda onu yakalayacağını bildiği için bir şey söylemedi ve bir saat içinde yanlarında geldi. Safir’in yanında konuşmak istemediği için karısını dışarı çıkardı ve binanın boş katına çıktılar.

“Sen ne yapmaya çalışıyorsun?” diye bağırdı Aytül hanım, “Oğlumun kendine geldiğini benden nasıl saklarsın?”

“Aytül dinle o kendine gelmedi, biz getirdik!” dedi Ender bey ve olan biten her şeyi, aldığı tüm risklerle birlikte karısına açıkça anlattı.

Aytül hanım şaşkınlık içinde dinliyordu anlatılanları, hem ağlıyor, hem de boş salonda dolanıp duruyordu dinlerken. Ender bey nihayet sustuğunda önce gidip kocasının suratına bir tokat patlattı, “Bu benden gizli yaptığın için!” dedi inleyerek, sonra ona sımsıkı sarıldı “Teşekkür ederim! Teşekkür ederim!” diye ağlamaya başladı. Önce neye uğradığını şaşıran Ender bey karısının onun yaptıklarını onayladığını anladı ve sakinleşmesi için sımsıkı sarıldı o da.

Aytül hanımdan saklayacak bir şey olmayınca, o kocası gibi fırsat buldukça değil neredeyse tüm zamanını laboratuvarda oğluyla geçirmeye başladı. Annesinin yanında olması Safir için de daha iyi olmuştu. Onun yanında mutlu ve güvende hissettiğinden Ender bey sakinleştiriciyi ilaçlarından eksiltti. Böylece Safir’in günleri annesi ile sohbet edip kitap okuyarak devam etmeye başladı ancak bayılmaları devam ediyordu. Üç hafta boyunca bayılmalar on günde bire sabitlenince onun artık laboratuvar ortamından evine geçebileceğine karar verdiler. Son on gündür sterilizasyona da son vermişler, günlük kıyafetleri ile yanına girip çıkıyorlardı

Oğlunun yeniden evine ve odasına döneceğine en çok Aytül hanım sevindi. Gerçi sıkılmasın diye odasının yarısını zaten laboratuvara taşımıştı. Safir’in komadan çıkıp eve döndüğü haberi kendi çevreleri ve Safir’in arkadaş çevresinde de duyulunca sevinç yarattı ama toparlanması için şimdilik eve ziyaretçi kabul edemiyorlardı. Okuluna da şimdilik ara vermişti. Devam edip edemeyeceğini de zaman gösterecekti.

Ailesine ve evine yeniden kavuşan Safir başlangıçta çok mutluydu. O da diğer herkes gibi komadan uyandığını biliyordu. Bayılmalarının sebebi bedeninin henüz kendini toplayamamış olmasıydı. Zaman içinde azalacak ve o da normal hayatına dönecekti. Ancak üç ay sonra bayılmaların periyodunda herhangi bir gerileme olmayınca durumundan şüphelenmeye başladı. Artık evin içinde kalkıp istediği gibi dolaşabiliyordu, bayıldığı için bahçede yalnız dolaşmasına izin verilmiyordu. Henüz eve de ziyaretçi kabul edilmediğinden iyice sıkılmaya başlamıştı. Oğlunun halinden anlayan Aytül hanım, Ender beyin onun yanına birini vererek dışarı çıkmasına izin vermesi gerektiğini söyledi. Safir çocuk değildi, bunca zaman hayattan kopuk yaşamıştı, hiç değilse ev sınırları dışında arabayla da olsa kısa geziler yapabilirdi artık.

Mehmet bey de Aytül hanımla aynı fikirdeydi, bayılma periyodunun kalıcı durum olduğuna iyice inanmaya başlamıştı, belki bayılmaların arasındaki süre uzar ya da azalırdı ama şimdilik kalıcı olduğunu kabul etmek en doğrusuydu. Bunun düzelmesi için çalışmalara devam edeceklerdi elbette ama bu arada Safir’i dört duvar arasında koruyamazlardı.

“Onu hayata geri döndürdün!” dedi Aytül hanım, “Şimdi hayattan uzak tutuyorsun. Bırak yaşasın!”

Damarlarında dolaşan ilacın etki süresi ya da uzun vadede sonuçları da bilinmiyordu. Bu bayılmaların biri onu yeniden komaya sokabilir ya da hayatına son bile verebilirdi. Bunları Safir’e söyleyemedikleri için onu hayatın içine salıvermek zorundaydılar. Ender bey onların aksine bir süre daha Safir’in kontrollü yaşaması gerektiğine inanıyordu. Evet bundan sonrası için yapabilecekleri hiç bir şey yoktu ve eğer Safir’in düzelmesi, yaşaması kaderinde varsa devam edecekti.

İş yerinde uzun yıllardır onun şoförlüğünü yapıp emekliliğine bir yıl kalmış olan Rıza beyi yanına çağırdı. Oğlunun geçirdiği kazayı ve başına gelenleri vakıfta herkes biliyordu. Rıza bey çocukluğundan beri Safir’i tanırdı. Ender beyin yoğun çalıştığı dönemlerinde ona ve annesine uzun süre şoförlük yapmıştı. Safir’de Rıza beyi çok severdi. Ona oğlunun bayılmaları olduğundan ve tek başına dışarı çıkmasının güvenli olmadığından bahsetti. Elbette küçük bir çocuk gibi elinden tutup gezdirecek hali yoktu ama gittiği her yere onu getirip, götürürse, bayıldığı anda kolayca alıp eve ya da vakfa getirebilirdi. Kesinlikle hastaneye götürmesini istemiyordu. Ender beyi, Mehmet beyi ya da Aytül hanımı araması yeterliydi.

Çocukluğundan beri çok sevdiği Safir’in başına gelenlere çok üzülen Rıza bey bu görevi seve seve kabul etti. Eski bir boksör olduğundan güçlü kuvvetli bir adamdı. Safir herhangi bir yerinde bayılsa bile yaşına rağmen onu kucaklayıp, taşıyabilirdi. Bu iş için maaşından ayrı yüklüce bir ödeme de alacaktı. Rıza bey buna gerek olmadığını ve aileyi zaten çok sevdiği için gönüllü olarak bunu yapabileceğini söylese de Ender bey kabul etmedi. Ödemeler kendi şahsi hesabından ve elden yapılacaktı. Vakıfta sigortası yatmaya devam edecek emekliliği herhangi bir riske girmeyecekti. Özel görevlendirme olarak düşünmesini istiyordu.

Safir’in uzun zaman sonra evden ilk çıkışı annesi ile güzel bir yerde yemek yemeleri ile oldu. Aytül hanım da oğlu ile dışarıda vakit geçirmeyi özlemişti. Onun en sevdiği yerlerden birine gittiler. Rıza bey rahatsız olmamaları için arabada bekleyecekti. Safir’in yeniden sosyal hayata uyum sağlaması için zaten tek başına hareket etmesine olanak sağlamak gerekiyordu. Sadece onun dışarıda nasıl hissettiğini gözlemlemek ve başlarda yanında olma iç güdüsüne engel olamadığı için Aytül hanım onunla olsun istemişti. Sonrasında artık onun yeniden kendi sosyal hayatını düzene koymasına izin verecekti.

(devam edecek)

Yorum bırakın