İlk beş gün Safir’in değerleri düzelse de bilincinin yerine gelmesi ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmadı. Altıncı günün sabahı Ender beyin telefonuna hemen laboratuvara gelmesi için bir mesaj gelince, karısına belli etmeden kalktı ve oğlunun yanına gitti. Safir’in bilincinin yerine gelmeye başladığını gösteren işaretler vardı. Mehmet beyin güvendiği iki eleman onu yirmi dört saat gözetim altında tutuyorlardı ve her aşama kayıt altına alınıyordu.
“Bilinci açılmaya başladı!” dedi görevli eleman.
Ender bey hemen oğlunun yanına girip elini tuttu, “Safir! Beni duyuyor musun oğlum?”
Safir’den inleme benzeri bir ses yükselince Ender bey göz yaşlarına hakim olamadı, “Safir oğlum, benim baban! Yorgun hissediyorsun biliyorum. Kendini zorlama!”
Safir babasının tuttuğu elini kıpırdattı biraz.
“İşte böyle, yavaş yavaş olacak! Kendini zorlama evlat! Sana söz veriyorum sonunda yeniden birlikte olacağız!”
Safir göz kapaklarını oynattı bu defa ama gözlerini açamadı. Sürekli yapılan kontroller onun bedeninde ters giden herhangi bir şeye rastlayamıyordu. Kasları zayıftı ama bu uzun süre yatması ile ilgiliydi bunun dışında organlarında, kas, doku ve kemiklerinde veya sistemlerinde herhangi bir sorun gözükmüyordu. Nörolojik olarak oluşan bir hasar varsa bunu ancak o kendine geldikten sonra anlayabileceklerdi.
“Her şey yolunda gözüküyor!” dedi görevli Ender beye, “Bir kaç gün sonra kendine gelecek diye düşünüyorum!”
Ender bey hem gergin, hem de çok heyecanlıydı. Yaptıkları şeylerin sonuçları ile yüzleşmek için çok az zamanları kalmıştı, aynı zamanda bu kısa zaman oğluna kavuşması için kalan süreydi. Bir kaç gün sonra Safir gözlerini ilk kez tam olarak açtığında Ender bey yanındaydı.
“Safir?”
“Baba!” dedi Safir kısık bir sesle.
“Allahım çok şükür! Oğlum seni çok seviyorum!”
“Ben de!” dedi Safir olanlar hakkında bir fikri olmadığı için nerede olduğunu ve ne kadardır uyuduğunu bilmiyordu. Gözlerini ilk açtığında kazayı hatırlamasa da beş on dakika içinde hafızasını toplamaya başladı.
“Evet bir kaza geçirdin!” dedi babası, “Sana kendimiz bakıyoruz, Mehmet amcan ve ben! Merak etme her şey yoluna girecek!” dedi Ender bey, şimdilik ona başına gelen her şeyi ve uygulananları anlatmak gibi bir niyeti yoktu Yaşayacağı gereksiz heyecan veya stresin ilerleyişi engellemesini istemiyordu. Her ihtimale karşı her gün az bir doz da sakinleştiriciyi ilaçlarına eklediler. Safir şimdilik dinliyor, takip ediyor, az da olsa konuşuyor ancak enerjisi yetmediği için fazla hareket edemiyordu. Gözlerini ilk açmasının ardından geçen bir boyunca sürekli tetkik yapılmasına rağmen bir hasar da tespit edilemedi. İkinci hafta beslenmesi ağızdan yapılacak kadar toparlanmış, yatağın içinde oturabilir hale gelmişti. Steril kalması gerektiğinden annesini oraya getiremediğini söylüyordu Ender bey, görüntülü konuşmaları için yakında bir olanak sağlayacaktı. Safir sakinleştiricinin etkisi ile günün çoğunu uyuyarak geçirdiği için fazla sorgulayacak fırsatı da bulamıyordu. Üçüncü hafta bir fizyoterapist gelerek onun kaslarını yeniden güçlendirmesi için hareketler yaptırmaya başladı. İşte o zaman uygulanan dozun Safir’de gösterdiği etkiler ortaya çıkmaya başladı. Henüz hangi koşulda olduğunu anlayamadıkları bir şekilde bayılıyordu. Sanki tüm sistemi bir anda kendini kapatıp açıyor gibi olduğu yere yığılıyor ve saniyeler içinde kendine geliyordu. Mehmet bey bunun kalıcı olup olmadığından emin değildi. Normal insanlara yapılmayan müdahaleler yapmışlardı. Tüm sistemi kendi yeniden hayata adapte etmeye çalışırken bir de doğrudan kanına karışan ilaçlara uyum sağlamaya çalışıyordu.
İlk haftalarda bayılmalar daha sık olurken, yedinci haftaya geldiklerinde dört beş günde bire düşünce, bunun kalıcı olmayacağına dair umuda kapılmaya başladılar. Bu araya Aytül hanım neredeyse iki aydır oğlunu göremediği için yoğun bir gerginlik yaşıyordu. Oğlunu kaybettiklerini ve kocasının üzülmesin diye ondan sakladığını düşünmeye bile başlamıştı. Ender beyin sabahın köründe ya da gecenin bir yarısı kalkıp gitmelerinin farkında olsa da bunu gizli yaptığını sanmasını istediği için belli etmiyordu. Ondan bir şeyler sakladığından emindi. Bir gece Ender bey yine yataktan kalkıp, aşağı inince, o da sessizce peşinden gitti. Ender bey doğruca garaja inip, önceden hazırladığı kıyafetleri ile üzerini değiştirdi ve uzun süredir garajda beklettiği arabaya bindi. Aytül hanım üzerini değişecek vakti olmadığından kocası eski arabayla garajdan çıkar çıkmaz o da günlük kullandığı arabasına sabahlığı ile binip onu takip etmeye başladı. Aklının bir yanı oğlu ile ilgili bir sır olduğunu söylerken, diğer yanı bu yolun sonunda ikinci bir kadınla yüzleşebileceğini söylemeye başlamıştı. Oğlu ile ilgili sırları olsa gecenin bir yarısı neden sokağa çıkardı ki bir adam, üstelik karısından saklayarak.
Ender bey arabasını iki katlı cam binanın önüne park edip, anahtarla binanın kapısını açarak içeri girdi. Aytül hanım anahtarla açılan kapının hayra alamet olmadığını düşünmeye başlamıştı. Eğer kocasının bir metresi varsa bunu şimdi öğrenmek isteyip, istemediğini sordu kendine. Oğlu bu haldeyken ve onu iki aydır göremiyor olmanın stresini yaşarken bir de aldatılmayı kaldıramayacağına karar verdi. Eğer kocası onu aldatıyorsa bununla daha sonra hesaplaşacaktı. Tam arabayı yeniden çalıştıracağı sırada kapı yeniden açıldı ve içeriden Mehmet bey çıktı.
Aytül hanımın kafası iyice karışmıştı. Eğer burası Ender beyin metresinin eviyse, Mehmet beyin içeride ne işi vardı. Onun ve güzel ailesinin burada oturmadığını biliyordu. Bu iki adam aynı kadını mı metres tutmuşlardı? Mehmet bey arabasının hemen yakınında duran Aytül hanımı fark etmeden kendi arabasına bindi ve oradan uzaklaştı. Aytül hanım ne yapacağını bilemeden bir süre daha bekledikten sonra eve dönüp, gün içinde yeniden buraya gelmeye karar verdi. İçeride her ne olup bitiyorsa sabahlığı ve geceliği ile içeri girmek istediğinden, dahası tam şu anda yüzleşmek istediğinden emin değildi. Arabayı çalıştırdı ve kafası karma karışık olmuş vaziyette eve döndü. Ender beyin arabası yeniden garaja girdiğinde güneş çoktan doğmuştu. Pijamalarını giyip, yukarı çıktığındaysa Aytül hanım duş alıyordu. Karısı banyodan çıkınca sanki aşağıya inip gelmiş gibi “Günaydın!” dedi ve kendisi de duşa girdi. Haftanın bir ya da iki günü tekrarlanan bu durumda onun neler yaptığını artık ezberleyen Aytül hanım kocası yeniden hazırlanıp evden normal yollardan çıkana kadar hiç bir şey belli etmeden bekledi. O gider gitmez yukarı çıkıp hazırlandı ve gece kocasını takip ettiği binaya yeniden gitti. Dışarıdan bakıldığında dışı tamamen cam kaplı binanın içinde herhangi bir hareket fark edilmiyordu. Etrafında güvenlik için alınmış herhangi bir önlem yoktu. Arabadan inip bahçe kapısına yöneldi. Sıradan demir kapı itilince açılacak kadar kontrolsüzdü. Binanın ön kapısına yürümek yerine başka giriş olup olmadığını anlamak için arkasına dolandı. Bir garaj kapısından başka arkadan bir girişi bulunmuyordu. Yangın merdivenlerinin kapısına bir asma kilit takılmıştı. Cesaretini toplayıp ön kapıya geldi ve zile bastı. İçeride herhangi bir hareket olmayınca bir kez daha bastı ama kapıyı açan olmadı. Tam vazgeçip geri döneceği sırada kapının önünde bir araba durdu ve arabadan Mehmet bey indi. Bahçede ve kapının önünde saklanacak bir yer olmadığı için Aytül hanım bir yere kaçamadı ve bahçe kapısından giren Mehmet bey onu gördü ve afalladı.
(devam edecek)