Aytül hanım da Ender bey kadar inançlı bir insandı ve yaratılmış bu evrende yaratıcının izni ve onayı olmadan hiç bir şeyin olmayacağına inancı tamdı. O halde bu gelişmelerin olması, birileri tarafından bulunması ve önüne çıkan engellerle zamanını bekliyor olması yine yaratıcının izin ve onayı ile oluyordu. Bütün bunların ortaya çıkması, insanların bunu araştırmak ve geliştirmek için içlerinde duydukları istek ve ilhamlar da ancak onun onayı ve izni ile olabilirdi. Tüm bu araştırma ve çalışmalar, kimsenin zararına kullanılmamışken, fayda sağlamak için engellerle mücadele ederken, hiç bir canlı zarar görmeden ortaya çıkarılmaları için bunca hassasiyet gösterilirken cezalandırıldıklarını düşünmek doğru bir bakış açısı değildi. Oğullarının başına gelenleri hak etmedikleri bir ceza olarak değil, yaşamaları gereken bir süreç olarak algılamaları gerekiyordu. Çok zordu, ondan vazgeçmek zorunda bile kalabilirlerdi ama böyleydi. İsyan ederek, sonucu değiştirmeleri mümkün değildi.
Ender bey, karısının desteği sayesinde akıl ve ruh sağlığını korumaya çalışsa da oğlunu yeniden hayata döndürmek için zihnini fazlasıyla zorluyordu. Sonunda bir kaç yıl önce koma ve bitkisel hayat durumundaki hastalar için yapılan bazı çalışmalarının olduğunu hatırladı. Bunların testlerinde tam sonuçlar alınamadığı için bir süreliğine rafa kaldırılmışlardı. Bu tür hastalar üzerinde test ve deney yapmak ne yazık ki mümkün olmuyordu. Hastaların yakınları kabul etse bile, yasal düzenlemeler vardı ve Ender beyin tercih ettiği yöntem bir hastanın sağlığını riske atarak alacağı nefesin önüne geçmek asla değildi.
İlgili çalışmayı hazırlayan bilim insanlarının bir kısmı şimdi vakıfta çalışmıyorlardı ama her şey arşivde dosyalarda yazılıydı. Hemen yetkili kişi ile temasa geçip, o çalışmaların arşivlerden çıkarılmasını istedi. Bir kaç gün içinde istediği tüm dosyalar masasında hazır edilmişti. İki hafta boyunca gece gündüz, yapılan tüm çalışmaları adım, adım okudu ve test sonuçlarının raporlarını inceledi. Ne yazık koma durumunda bir hastanın uyanması sağlanabilse bile sonuçlar asla garanti edilemiyordu. İlgili çalışmada yer alan bilim insanı arkadaşlarından birinden randevu isteyip, onunla da görüştü.
“Ender! Oğlunun durumunu biliyorum ama aradığın çözümün bu çalışmada olduğunu sanmıyorum. Bu çalışma asla sonuçlanmadı. Testler uyanış gerçekleşse bile mutlaka kalıcı bir hasar bırakacağını söylüyor Sen de biliyorsun, bu yüzden rafa kaldırdık bu çalışmayı!”
“Evet ama oğlumun hayata dönmemesinden daha büyük bir risk veya acı var mı sence bana göre! Eğer az bir hasar da kalsa Safir yeniden hayata dönebilecekse bunu denemek istiyorum!”
“Onaylanmamış bir tedaviyi hiç bir insan üzerinde uygulayamayız bunu sen de biliyorsun. Bu yasal olarak büyük bir suç! Vakfın kapanmasına ve tüm amaç ve çalışmalarımızın boşa gitmesine neden olabilir!”
“Bunların hepsinin farkındaydım. Senin de evlatların var! Aklına gelmez miydi söylesene? Elinin altında böyle bir olanak varken bir gün evladının fişini çekmeyi göze alır mıydın?”
“Bilmiyorum, kendimi senin yerine koymam mümkün değil. Aytül ve senin yaşadığını şey çok ağır bir durum farkındayım ve evet samimi fikrimi soruyorsan aklıma gelirdi tabi. Hatta ilk önce aklıma bu gelirdi ama uygulama kısmına gelince yapabilir miydim bilmiyorum. Safir bu komadan çıkamazsa kader diyebilirsin ama ya komadan çıkıp anlamlı bir hayat süremezse ya da daha kötüsü çıkma ihtimali olup olmadığını bilmeden ölürse ne olacak? Yine kader diyebilecek misin? Daha büyük bir yük ve acının altında ezilmeyecek misin o zaman?”
“Hayır, söylediğin derecede ileri bir risk olduğuna dair bir şey yazmıyor bu raporlarda!”
“Yazmıyor ama bu olmayacağı anlamına gelmez. Tekrar eden stabil sonuçlar olmadı hiç bir zaman. Her defasında başka sorunlar olabileceğini gösterir bu! Onayı olmayan bir tedaviyi oğlunun üzerinde uygulama kararını doğru bulmuyorum ve bir daha düşünmeni istiyorum senden!”
“Peki karar verirsem bana yardım eder misin? Bir baba olarak soruyorum bunu, hem mesleki hem de vicdani açıdan büyük bir yük alacaksın ama gerçek bir hasta üzerinde de ilacı test etmiş olacağız. Beni yeniden baba yapmış olacaksın!”
“Bilemiyorum Ender, benim de bunu düşünmem gerek sanırım. Kendi evladımda uygular mıyım bilemediğim bir şeyi senin evladında uygularım demek pek ahlaki bir seçim olmazdı herhalde. Kendi evlatlarımdan birinde uygular mıydım sorusunu cevaplamalıyım önce kendi içimde!”
“İkimizin de düşünecek zaman var o halde. Bir ay daha bekleyeceğim, kuvvetle muhtemel aynı soruyla yine geleceğim karşına o yüzden düşünmeye başlasan iyi olur!” dedi Ender bey. Konuşmaların ikisi arasında sır kalacağını bilecek kadar güveniyordu arkadaşına.
Bir ayın sonunda Safir’in durumunda herhangi bir gelişme olmadı. Ender bey bu bir ay içinde kendi vicdanı ile yaptığı muhasebe de bunu yapmak zorunda olduğuna emin oldu ve arkadaşından randevu isteyerek yeniden görüşmeye çağırdı. Mehmet bey, bunu itiraf etmek zor gelse de, kendisinin de aynı şeyi deneyeceğini itiraf etti. Bir aydır gece gündüz düşünüyor her seferinde gönlü evladını kurtarma şansını seçiyordu. Katlanacağı tüm risklere rağmen.
“Tek bir şartım var!” dedi kabul etmeden önce, “Eğer sonuç Safir’in nitelikli bir hayat sürmesini engelleyecek ölçüde kötü olursa, onu yeniden koma durumuna sokacağız ve bir süre sonra da fişini birlikte çekeceğiz anlaştık mı?”
“Evet bunu ben de düşündüm!” dedi Ender bey, oğluna iyilik yapayım derken hepsine kötülük yapmak asla istemiyordu, “Yapıyor muyuz yani?”
“Maalesef yapıyoruz!” dedi arkadaşı. Vakıftan bağımsız olarak gereken şartları kendilerine ait özel bir laboratuvarda sağlamak için kolları sıvadılar. Ender beyin de bir şartı vardı, sonuç ne olursa olsun karısı bu yaptıkların bilmeyecekti. Eğer Safir hayata yeniden nitelikli bir dönüş yapabilirse o zaman komadan çıktığını sanmasını istiyordu. Aksi durumda zaten şimdi yaşadıkları durumdan başka bir sonuç yaşamayacaklardı. Dahası zaten bu yaptıklarını ikisi dışında bir kişi daha duyarsa o zaman sadece Safir değil, kendi hayatları da dahil, her şey riske girer ve yok olurdu.
Gerekli şartların sağlanması bir kaç hafta sürdükten sonra tedavi için gerekli ilacın üretilmesi aşamasına geçtiler. On gün sonra Mehmet bey ilk tüpü hazırlamıştı. Ender bey ondan önce hastane ile görüşüp, kendi hazırladığı merkezdeki özel şartlar halinde oğlunu koma durumunda koruyabileceğini belgeleyerek onu çalıştıkları yere getirmek için gerekli başvuruları yaptı. Karısına ise koma durumunda da olsa hastanenin belirli tedaviler denemek için Safir’i steril bir ortama alacaklarını ve bir süre onu görmelerinin mümkün olmayacağını söyleyecekti. Eğer kendi çalışmaları sonucunca Safir kendini toparlamayı başarırsa hastanenin tedavileri sonucu olduğunu sanacaktı Aytül hanım.
Safir’in hazırlanan merkez transferinin sağlanması da bir hafta sürdükten sonra iki arkadaş tedaviyi uygulamaya soktular. İlk dozu çok yüksek vermeyerek önce Safir’in bünyesinin tepkilerini ölçeceklerdi. Doz ayarını gelişmelere göre yapmaya karar verdiler. Planladıkları doz seyrinde Safir’in uyanması dört beş günü bulabilirdi. Bedeni uzun zamandır zayıf düştüğünden kaslarını destekleyecek tedaviler de uygulamaları gerekiyordu.
Ender bey ilk dozu oğluna vermeye hazırlanırken bir yandan içinden dualar ediyor bir yandan da göz yaşlarına hakim olamıyordu. Mehmet bey onun ellerinin titrediğini fark edince, kenara çekip bu işi kendisi yapmaya karar verdi.
“Başaracağız inanıyorum! Safir seninle yeniden buluşacağız!” diyerek ilk dozu Safirin kan yoluna boşalttı.
(devam edecek)