Yaşamak gibi – Bölüm 1

Ender bey zamanının çok ötesinde bir bilim adamıydı. Çalıştığı kurum özel olmasına rağmen onun ufkunun genişliği ile baş edemiyor, bazı çalışmalarına, finans, yasalar veya etik değerlere aykırı olduğu gerekçesi ile karşı çıkıyordu. Oysa bilim gelişmek zorundaydı, bilimi etik değerlere ya da yasalara karşı kullanalar insanlardı. İnsanların zaafları ve egoları yüzünden gelişmenin önünde durmak haksızlık değil miydi? Özellikle sağlık konusundaki bir çok gelişme belirli piyasa ve sanayilerin kendilerini koruma istekleri yüzünden zaten örseleniyordu. Bazı hastalıkların çaresi çoktan bulunmuş olmasına rağmen hiç bir ilerleme kaydedilmemiş de, sanki ilerlemenin eşiğindeymiş gibi söylemlerle nesiller oyalanıyordu. Tıpkı barış çağrısı yapan bir çok ülkenin savaşan ülkelere silah satması gibi, tedavi amaçlı olduğu söylenilen ilaçlar bile hastalıkları tetikleyebiliyordu. Ender bey ülke şartlarının zorluğu içinde kendi ufkunu açık tutmak için kendi yağı ile kavrulmak zorundaydı. Bu nedenle çalıştığı kurumdan bağımsız bir vakıf kurmuş ve bu vakfın bünyesinde sponsorlar bularak çalışmalarını sürdürüyordu. Elbette bahsedilen tüm engellerle vakıf da boğuşmak zorundaydı, keşfedilen, geliştirilen her şeyi paylaşmak şimdilik mümkün olmasa da, hazır da bekleyen pek çok yenilik ve değişime uygun ürün bekletiliyordu. Zaman insanoğlunun sağlığa, ilaca, hayata ve sanayiye bakışını değiştirdiği için uzun zamandır beklenen ürünler, yeni bulunmuş gibi piyasaya çıkarılabiliyordu tabi ama bir kısmı için henüz umut yoktu. Vakfın işi bu formülleri geliştirip, hayata dahil edilemese bile mevcut gelişmelerle uyarlayarak, gün yüzü görecekler zamana güncel ve hazır tutmaktı. Ortaya çıkarılan bir sonuç olmadığı ve sadece araştırma amaçlı kurulduğu için engellerle uğraşması çok gerekmiyordu ama denetimlerde peşinde düştükleri gelişmelerin önü kesilmeye çalışılıyordu yine de. Yeniliklerin önünün kesilmesi rekabetle de mümkün oluyordu tabi. Gün yüzü görmesi için yasal ya da etik bir engeli olmayan ürünler bu defa da rakip ve büyük firmalar tarafından engelleniyordu. Bilim adamlarının şartları zorlanıyor ya da kaynakları kesilmeye çalışılıyordu. Yine de bir yerden başlamış olmak mutlu ediyordu Ender beyi, özelikle insan sağlığı ile ilgili gelişmeler onu mutlu ediyordu. Üretilen ve nihai aşamaya gelmiş ürünlerin çevreye duyarlı olması da gerekiyordu. Atık olarak doğaya zarar vermemeli, hayvan ve insan deneyleri olmadan geliştirilmeliydiler. Laboratuvar ortamında canlı yaşam olmadan yapılan test ve deneylerin de riskleri olması muhtemeldi. Bunun da bir çaresini bulmak için ayrı bir çaba sarf ediyorlardı. Ne kadar yasak olsa da gönüllü veya sahipsiz insan ve canlılar üzerinde ilaç deneylerinin yapılmaya devam edildiği tüm dünyada aşikardı. Sentetik insan dokuları ile tam işleyen bir beden yaratılabildiğinde belki bu soruna çare bulunabilecekti ama şimdilik bunun özellikle sinir sistemi kısmı ile ilgili bilinmeyenler olduğundan yapılması tam olarak mümkün olmamıştı. Dolayısıyla belirli koşulları sağlayan sentetik insan bedenleri üzerinde üretilenleri test etmek şimdilik mümkün değildi. İnsan çok karmaşık bir yapıydı ki bozulma ve deformasyonlarda, kişinin genetiği, ırkı, yaşam şekli ve daha bir çok koşula göre farklılaştığı için tamamen tekil bir sonuç doğuruyordu. Tedaviye gönüllülük bile deneylerin sonuçlarını etkileyen bir koşuldu. Yasal olmayan düzlemlerde bunun için gelir seviyesi düşük insanlar hedef seçiliyordu. Tedavi olması muhtemel deneye kobay olmak için parasızlık güdüsünün kullanılması en geçerli durumdu. Pek çok insan kendi tedavisi için olmasa bile sevdiklerine daha iyi bir hayat sağlamak için deneylere gönüllü oluyordu. Kitlesel deneyler içinse parasal bir motivasyon olmadan sadece korku operasyonlarına başvuruluyordu. Gelişimin arkasındaki bunca durum alınacak sonuca değiyor mu konusu ahlaki açıdan tartışıldığında doğru bulunmasa da sonuçlarının nesilleri kurtaracak olması insanlığın yasa veya algı dışı deneyler yapmasının önünü kesemiyordu ne yazık ki.

Biricik oğlu Safir’i bu sektörün arka planında olanlar konusunda bilgilendirirken, vakfın gelecek nesillere kalacak şekilde ayakta kalması için de eğitmek istiyordu. Vakfın yönetim kurulundaki dostları ile yaptıkları toplantılarda Safir’in alması gereken eğitimlerin çoğunu belirlemişler ve bunun içinde bir süre yurt dışında bir üniversitede eğitim almasına karar vermişlerdi. Safir babası gibi bilime meraklı olsa da henüz yaşı çok genç olduğu için Ender beyin planladığı disiplinin içine yaşamaya gönüllü değildi. Ülke ortalamasının üzerinde bir gelire sahip oldukları için dışarıdaki hayat ve yapılabilecekler ona daha cazip görünüyordu. Babası gibi hayatını tamamen bu işlere adamak için henüz erkendi ona göre. Çok zeki bir gençti, istediği her şeyi alıp, yapabilecek maddi güce sahipti, Yüzüne bakılmayacak çirkin bir insan da değildi. Dışadönüklüğünün arkasında kibir ya da benzeri bir içgüdü olmasa da her genç gibi ilgi odağı olmayı seviyor ve böyle bir ailenin oğlu olduğu için de zaten bu ilgiyi fazlasıyla görüyordu. Okuduğu özel üniversitenin üçüncü sınıfından sonra yurt dışında seçilen üniversitelerden birine yatay geçiş yapabilmesi için belirli bir not ortalaması gerektiğinden, özel hayatındaki hareketi korumaya çalışırken, derslerini de ihmal etmiyordu. Babasını hayal kırıklığına uğratmak istemediği gibi, onun belirlediği kariyer çizgisini de kabul ediyordu. Tam olarak babası ile ortak hisleri vardı gelişmeler konusunda ve vakfın insanlığa ve ülkesine sağlayacağı faydalar konusunda onunla hem fikirdi.

Annesi, Aytül hanım eşinin ve oğlunun bu güzel amaç için hayatlarını adamalarını destekliyordu. Ender bey de oğlu gibi kendini amaçlarına adarken hayatı ıskalayan bir adam değildi. Eşiyle ve ailesi ile kaliteli vakit geçirmek için her olanağı kullanıyordu. Bu mutlu ailenin hayatlarında ters giden hiç bir şey yoktu. Ta ki Safir’in bir arkadaş toplantısından dönerken geçirdiği o kazaya kadar.

Bir arkadaşının evinde düzenlenen akşam partisine katıldıktan sonra kendi kullandığı arabayla eve dönmekte olan Safir’in aracına kırmızı ışıkta durmayan alkollü bir sürücü çarpınca hayatı tamamen değişti. Arkadaş toplantısında olmasına rağmen ağzına bir damla alkol sürmemiş olan Safir, başka bir sürücünün aynı hassasiyeti göstermemesi yüzünden dört aydır da komadaydı. Ender bey ve Aytül hanım oğullarının başına gelen bu olaydan sonra ne yapacaklarını bilemez halde yaşamaya başlamışlardı.

Vakfın desteklediği özel hastane Safir’i yeniden hayata bağlamak için elinden geleni yapıyordu, vakıf bünyesinde geliştirilen tedavilerin büyük bir kısmı henüz nihai aşamada olmadıklarından Safir’in durumunu değiştirecek ve hastane şartlarında uygulanabilecek durumda değillerdi. Ender bey insan sağlığı için önemli olacak bu kadar çalışmanın içindeyken ve elinin altında bir çok bilim adamı, üretilmiş tedaviler ve dünyada çok az insanın erişebileceği imkanlar varken kendi oğlunu iyi edemiyor olmanın bunalımını yaşıyordu. Kurduğu vakfı, amaçlarını yeniden sorgulamaya başlamıştı. Hatta oğlunun başına gelen bu şeyin onun sınavı olduğunu bile düşünüyordu. İnançlı biriydi, bir bilim adamı olması inancının önüne geçmediği gibi ikisini birbirine karıştırmadan hayatına devam edebiliyordu. Bir çok çalışmada insanın kaderini değiştirebilecek tedaviler geliştirebiliyorlardı, bu karanlık günlerde aklını korumakta zorlandığından yaratıcının işine çok müdahale ettikleri için mi bunların başına geldiği sonucuna bile ulaştı zihni.

Aytül hanım kendisi de bir anne olarak yıkılmış durumda olmasına rağmen, kocasının onca zamandır emek verip, hayatını adadığı çalışmaları sonucu cezalandırıldıklarını düşünmesine karşı çıkıyordu. Tam tersi insanları, anne babaları bu yaşadıklarından kurtarmak için çalışıyordu kocası.

(devam edecek)

Yorum bırakın