İlayda – Bölüm 14

Tahsin kapının önünden ayrılınca Okan, karısı ile konuşabilmek umuduyla yeniden Şule hanımların yanına geldi, “Eşyaları getirdim, İlayda ile konuşmak istiyorum!” dedi ağlar gibi.

“İlayda seninle konuşmak istemiyor oğlum zorlama!” dedi Türkan hanım.

Okan’ın gerginliğini yüz ifadesinden anlayan Şule hanım, “İlayda uyuyor Okan, uyanınca ona sorarım!” dedi sakince.

Okan başını sallayıp, kenara çekildi yine. Şule hanımla, Türkan hanım da girdiler İlayda’nın yanına.

“Anne!” dedi İlayda gözlerini açarak, düne göre daha iyi görünüyordu, “Doktor gelecekmiş birazdan! Beni çıkartsınlar istiyorum!”

“Doktor bakıp karar verecek kızım, kırıkların var, ameliyattan çıktın! Öyle hop diye çıkılmaz! Tahsin bekledi gece seni, otele yolladık şimdi uyusun diye. Ben doktorunla konuştururum onu gerekirse tamam mı? Sen dinlenmene bak, yalnız bırakmayacağız seni hiç!”

“Tamam!” dedi İlayda, gözlerinden yaşlar inmeye başladı sonra, “Neden oldu bunlar anne?”

“Elbette bir nedeni vardır ve hayat sana bu nedeni zamanla fark ettirir. Bana bir kaç kezden fazla babanın doğru kişi olmadığını anlatmaya çalıştı ama ben anlamamakta ısrar ettim maalesef!” dedi acı acı gülerek Şule hanım, “Dilber anne sonunda benim kendi başıma yapamadığımı yaptırdı ve beni ayırdı babandan! Aslına bakarsan ben ikinci veya üçüncüyü yaşamayı seçmeyeceğini umuyorum beni gibi!”

“Asla!” dedi İlayda, “Ondan ayrılacağım, bir daha görmek bile istemiyorum!”

“Seninle konuşmak istiyor ! Anneni sıkıştırıyor dışarıda durmadan!” dedi Türkan hanım, “Halini de hiç iyi görmüyorum. Kısacık da olsa konuşsan mı burada! Yoksa gitmeyecek, onu istemediğini senden duyarsa belki anlar!”

İlayda annesinin yüzüne baktı, başını sallayarak onayladı Şule hanım, “Bırak anlatsın! Söylemek istediklerini söylerse peşinde dolaşmak için başka bahane bulamaz!”

“Tamam!” dedi İlayda, Şule hanım kızının elini sevgiyle sıkıp çıktı odadan, Türkan hanımda peşinden gitti. Okan’a işaret edip gelmesini söylediler. Okan hemen gelince de kapıyı gösterdi Şule hanım “Gir hadi, bekliyor!” diyerek koltuğa geçip oturdu yine.

Okan hemen kapıyı açıp girdi içeri, İlayda onu görünce kendini çok kötü hissetti yine ama annesinin dediği gibi söyleyeceklerine izin vermeye karar verdi.

“İlayda! Aşkım!” diyerek yanına koştu Okan karısının ve hemen ellerini avuçlarının içine aldı, “Sana söz veriyorum bir daha asla böyle bir şey yaşanamayacak. Bana ne istersen söyle, ne istersen yap ama arkanı dönme! Buna dayanamam! Bir çok mutlu bir aileyiz biliyorsun. Ben çok büyük bir hata yaptım. Düşmemem gereken tuzaklara düştüm. Nefsime yenik düştüm, istediğim bu değildi! Neden olduğum şeylerin ne kadar büyük olduğunun farkındayım ama telafi edeceğim sana söz veriyorum bir tanem!” diyerek İlayda’nın ellerini öpmeye başladı.

“Biliyor musun?” dedi İlayda, “Babam da hep böyle şeyler söylerdi!”

“Ama ben baban değilim! Biliyorsun. Ben onun gibi değilim!”

“Ne farkın var?”

“Ben! Ben seni seviyorum! Ben tuzağa düştüm. Asla bilinçli bir seçim değildi!”

“İçeri kendi isteğinle girdin, sizi duydum! Üstelik annenin bile haberi varmış! İnan babam senin yaptığın kadarını yapmadı. Sen bir kere de babamın bütün ömürde yaptıklarına bedel bir acı yaşattın bana! Bebeğimizi kaybettim!”

“Çok üzgünüm, ben bilmiyordum! Bir bebeğimiz olacağını bilmiyordum!” diyerek ağlamaya başladı Okan.

“Bebeğimiz olacağını bilsen olmayacak mıydı yani?”

“Hayır, onu demek istemiyorum! İlayda ne söylediğimi bilmiyorum. Aşkım git annenle biraz kafanı dinle, toparlan. Yanında olmama izin vermeyeceğini biliyorum. Ben beklerim. Sen kendini daha iyi hissedince yeniden konuşuruz olur mu bir tanem lütfen!”

“Tamam!” dedi İlayda, “Şimdi yalnız bırak beni!”

“Bekleyeceksin değil mi? Yeniden konuşmak için bekleyeceksin!”

“Annemi çağır lütfen! Hastanede bekleme artık git!” dedi İlayda ve çevirdi başını.

“Tamam, aşkım sana söz veriyorum her şeyi telafi edeceğim!” diyerek çıktı Okan odadan, Şule hanım o çıkar çıkmaz kalkıp girdi kızının yanına.

“Ne oldu? Ne söyledin? Mutlu gibiydi sanki?” dedi şüpheyle.

“Sakinleşip konuşmak için fırsat istedi ben de olur dedim!”

“Sen ciddi misin?” dedi Türkan hanım şaşkın şaşkın.

“Hayır!” dedi İlayda, “Siz tuhaf davranıyor deyince daha fazla canınızı sıkmayıp, gitsin diye öyle söyledim! Buradan ayrılır ayrılmaz boşanacağım ondan!”

“Akıllı kızım benim!” dedi Şule hanım saçlarını okşayarak, “O da sakinleşir, şimdi doğru düşünemiyor! Kışkırtmaya gerek yok, bu ikinize de zarar verir!”

Okan, İlayda’nın ona bir şans daha vereceğini umarak ayrıldı hastaneden. Ne derse yapacaktı, ne isterse de öyle! İlayda’nın onu sevdiğini ve sakinleşince ona inanacağını ve yeniden mutlu bir çift olacaklarına emindi. Hatta ona sürpriz yapacak o dönmeden evi de bu apartmandan taşıyacaktı. Annesinden uzak olmalarında fayda vardı.

Düşünceli düşünceli merdivenleri çıkarken kapısının önünde Asiye’nin onu beklediğini gördü.

“İlayda nasıl?” dedi Asiye sanki çok üzgünmüş gibi

“Daha iyi!” dedi Okan, “Artık seninle konuşmamalıyız bile! Her şey benim yüzümden oldu, sen de benden uzak dursan iyi olur!”

“Ben masumum, anneniz kanıma girdi. Ben ona size aşık olduğumu söyleyince, o da karınızdan sizi ayırıp benimle evlendireceğini söyledi. “Sen kendini ona ver!” dedi bana, karınızı sevmediğinizi söyledi. Ben de ona inandım! Sizin de beni sevdiğinizi sandım, Allah korudu aramızda bir şey olmadı!”

“Ne saçmalıyorsun sen?” dedi Okan öfkeyle

“Annenize sorun inanmıyorsanız!” dedi Asiye ve ağlayarak dönüp yukarı çıktı.

Okan kapıyı açmaktan vazgeçip, öfkeyle aşağı annesine indi bu sefer ve kapıyı yumruklar gibi çalmaya başladı. Kevser hanım korkuyla kalktı yerinden, oğlunun böyle kapı çalacağı aklına gelmediği için önce delikten baktı, gelenin Okan olduğunu görünce açtı.

“Ne oldu?” dedi endişeyle “İlayda’ya kötü bir şey mi oldu yoksa?”

“Olsa kına yakardın herhalde değil mi?” diyerek kapıyı itip içeri girdi Okan ve arkasından hızla çarptı. Kendi kapısını kapatıp içeri girmeyen Asiye Kevser hanımın dairesinden gelen bağrışmaları duyabiliyordu. Keyifle gülümsedi ve kapısını kapatıp içeri girdi sonunda ve eşyalarını toplamaya devam etti.

Okan annesine bağırıp, çağırdıktan sonra kapıyı vurup yeniden eve çıktı. Hayatı alt üst olmuştu. İlayda hastaneden çıkmadan ona kendini affettirmesinin bir yolu olmadığını anlamıştı. Nasıl bir yol izlemesi gerektiğinden emin değildi.

Şule hanım damadının halinden hiç hoşlanmadığı için Tahsin ile konuşup, İlayda’yı bir an önce buradan götürmek istediğini söyledi. Ambulansla da olsa belki başka hastaneye nakledilebilir ya da durumu iyiyse çıkabilirdi. Burada kaldıkları sürece Okan onları huzursuz etmeye devam edecekti. Ne hikayeler duyuyorlardı, karısından ayrılmak istemeyen adamların öfkeye kapılıp neden oldukları krizler ve olaylar artık bu ülkede normalleşmek üzereydi. Türkan hanım da arkadaşının endişesini paylaştığını söyleyince, Tahsin arkadaşı ile görüşüp, İlayda’yı ambulansla götürebileceklerini öğrendi. Bir hastaneye nakline ihtiyaç yoktu. Gidecekleri şehre konforlu yolculuk etmesi için ambulans kullanmaları en iyisiydi sadece, oradaki hastanelerde rutin kontrollerinin yapılabilmesi için de gerekli evrakları hazırlayacaklardı.

Şule hanım ve Türkan hanım işleri yoluna koymanın güveni ile otele döndüklerinde İlayda’nın yanında yine Tahsin kalacaktı. İlayda artık kendine geldiği için rahatsız olmasın diye odadaki yerine kapının önündeki koltukta bekleyecekti. Anneleri gittikten sonra İlayda’ya bir ihtiyacı olup olmadığını sordu, olursa hemen kapının önünde olacaktı ve seslense duyardı. İlayda teşekkür edince de kapısını kapatıp, koltuğa geçip oturdu. Bir kaç saat sonra gelen kız İlayda’nın kapısının önünde durunca, ayağa kalkıp, kimi aradığını sordu.

“Ben İlayda’nın arkadaşıyım!” dedi kız, “Çok eskilerden! Olanları yeni duydum. Geçmiş olsun diyeceğim. Ziyaret için geç bir saat biliyorum ama işten ancak çıkabildim. Eşim aşağıda arabada bekliyor!”

“Tamam!” dedi Tahsin nazikçe ve kapıyı tıklatıp, araladı, İlayda’nın uyanık olduğunu görünce de kapıdan çekilip kızın içeri girmesine izin verdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın