İlayda -Bölüm 13

Şule hanım kızının yanından çıkınca kararlı adımlarla damadının yanına gitti tekrar, “İlayda’yı alıp buradan götüreceğim. Kızımın eşyalarını toparlayıp getirmen gerekiyor!”

“Tamam getiririm ama onunla konuşmama izin verin lütfen!”

“Ben bir şeye izin vermeye yetkili değilim. Kızım kendisi ne yapacağını bilir zaten ki şimdi seni kesinlikle görmek istemiyor! Ben de onu sizinle bırakıp gidemem! O yüzden dediğimi yap ve İlayda’nın her şeyini bana getir!”

“Tamam!” dedi Okan utanarak, “Getiririm merak etmeyin! Keşke olanları düzeltmenin bir yolu olsaydı!”

“Olanları düzeltebileceğini sanmıyorum. İlayda’nın babasından dolayı da en hassas noktasının bu olduğunu bilmen gerekirdi. Siz erkeklerin sizi seven kadınları nasıl bu kadar kolay arkanızda bırakabildiğinize inanmak zor.”

“İlayda’yı seviyorum ben! Gerçekten! O kız sadece bir hataydı. Bir şey de yaşamadık zaten!”

“Bak oğlum! Bir insanı seviyorsan, gözü ondan başkasını görmez! Kendini bu yalanlarla aldatma! Kızıma da kendine de dürüst ol! Nefsin kalbinin önüne geçmiş belli ki, beşer şaşar derler! Sonuçlarına katlanman gerekecek!”

“Bir daha asla tekrarlanmayacak söz veriyorum, yalvarırım onu benden ayırmayın!”

“Onu senden ben ayırmıyorum Okan, söylediklerini sakince tekrar düşün. Yarın getir kızımın eşyalarını burada da ihtiyacı olacak!” diyerek yeniden Türkan hanımların yanına yürüdü Şule hanım. Tahsin annesi ve Şule teyzesini bulduğu otele yerleştirdi. Şule hanım Okan veya annesinin İlayda’nın yanına girip onunla konuşmak isteyeceklerinden endişeleniyordu. İlayda’nın sinirleri bunu kaldıracak durumda değildi.

“Ben gider kapıda beklerim Şule teyze merak etme, nöbetlerden alışığım biliyorsun gece beklemeye!” dedi Tahsin gülerek ve iki arkadaşı otelde bırakıp döndü hastaneye. Arkadaşı aracılığı ile kendine bir refakatçi kartı çıkartıp, İlayda’nın odasında oturdu sabaha kadar. İlayda ilaçların etkisi ile uyuyordu ama arada bir kasları seyirerek sıçrıyor ya da ağlar gibi sesler çıkarıyordu. Şule hanımın düşündüğü gibi Okan karısının eşyalarını toplamış olarak gece yarısından sonra yeniden hastaneye geldi. Kevser hanım oğlunu yine kapıda yakalamış ama Okan konuşmak istemediğini söyleyerek eve çıkmış, İlayda’nın eşyalarını elinden geldiğinde toplamış ve iki valizle birlikte hastaneye geri gelmişti. Kevser hanım oğlunu gece yarısı iki valizle çıkar görünce onu terk ediyor sanmış ama Okan “Gözün aydın karın beni terk ediyor!” deyince sessizce geri çekilmişti.

Okan valizleri kapının önüne bırakıp yavaşça İlayda’nın kapısını açtı, herkesin gittiğini sandığı için karısının yanında duracak ve gözlerini açtığı zaman da onunla konuşmaya çalışacaktı. O ne kadar istemiyor olsa da, vazgeçmeye niyeti yoktu. Hatasını zaten kabul ediyordu. Şule hanımın söylediği her şey doğruydu belki o zamana kadar hiç İlayda’yı kaybedebileceğini düşünmemiş, bu yüzden de bilinçsizce de olsa risk alabilmişti. Evet Asiye’nin cazibesine, farklılığına, ilgisine kapılmıştı ama bunların hiç biri duygusal değildi. Karısını özlüyordu, onunla daha fazla birlikte olmak istiyor, güçlü bir erkek olarak karısını kollamak, korumak ve sarmak istiyordu.

İçeri girip koltukta oturan Tahsin’i görünce şaşırdı. Tahsin gözlerini kapatmış, başını koltuğun arkasına atmış hareketsiz duruyordu. Günün yorgunluğuna yenik düşmüş olsa da mesleki alışkanlıkla tetikte uyuyordu. Kapı biraz daha açılınca başını kaldırıp gözlerini açtı.

“Neden buradasın?” dedi Okan tuhaf bir sesle, karısının yanında niye bekliyordu ki bu adam.

“Şule teyze çok yorgun olduğu için ben kalıyorum bu akşam!” dedi Tahsin fısıldayarak.

“Ben kalırım!” dedi Okan, “Sen gidebilirsin!”

“Üzgünüm bir söz verdim!” dedi Tahsin, “Ben doktorum biliyorsun! Başında olmam İlayda için de iyi olur!”

“İlayda için neyin iyi olduğuna sen mi karar veriyorsun? ” diyerek gerginleşti Okan bir anda, iyice sinirleri bozulmuştu artık. Karısının yanında kalmak için bu adamdan mı izin alacaktı şimdi.

“Bak dostum, kötü şeyler yaşıyorsunuz. İkinizin de zamana ihtiyacı olacak! Senin de, İlayda’nın sinirleri şu an yeni bir krizi kaldırmaz. Gidip biraz dinlen, kafanı toparla! O senin hâlâ karın, ne yapmak istediğini sana kendisi zaten söyler! Şimdi değil!”

“Ne doktorusun sen evlilik mi?”

“Okan, İlayda’yı uyandıracaksın! Dışarı çıkalım!” diyerek ayağa kalktı Tahsin ve Okan’ı tutup kolundan odanın dışına çıkardı.

Okan hırsı ile acısı arasında gidip geliyordu.

“İkimiz de burada oturalım için rahat edecekse!” diyerek onu koltuklara oturttu Tahsin. Okan itiraz etmedi bu defa oturdu yanına. Sabah hemşire kontrole gelene kadar sessizce oturdular yan yana. Hemşire çıkıp, Okan içeri girecekti ki, Şule hanımla, Türkan hanım gelince cesaret edemedi ve yeniden koridorun diğer ucuna gitti.

Şule hanım valizleri görünce başını salladı, “Seninle mi bekledi?” dedi Tahsin’e dönüp, “Evet içeride olmama gerilince bende dışarı çıkardım, İlayda uyuyor zaten, o verdikleri ilaçlarla daha uyanmaz!”

“Uyusun!” dedi Türkan hanım, “Ben de Şule’yi ikna edemedim ki kalktı geleceğim dedi hemen! Haydi sen git uyu otele, biz bekleriz, gece gelirsin yine!”

“Tamam!” dedi Tahsin, “Geceye kalmam, bir duş alıp, bir kaç saat durur gelirim!”

Kevser hanım oğlunu da karşısına aldığını anlayınca gerilmişti iyice, tamam Asiye’ye meyletsin istemişti ama eliyle alıp da kızın koynuna koymamıştı sonuçta. Kendi isteği ile içeri girmiş, sonra karısına yakalanıvermişti. Ona çarpıp merdivenlerden düşmesine neden olan da Kevser hanım değildi, karnında bebeği olduğunu da kimse bilmiyordu zaten. Bunun için annesini neden suçladığını anlamıyordu. Yine de oğlunu kaybetmeyi göze alamazdı. Asiye’nin baygınlığının gerçek olup olmadığından da hâlâ emin değildi. Okan’ın üzerine kasten yığılıp, kızın düşmesine neden olmuş olabilir miydi? Sabaha kadar oğlunun ona geri dönmesi için dua edip, durdu.

Asiye bu apartmanda zamanının dolduğunu düşündüğü için güle oynaya eşyalarını topluyordu. Sonuçta olanlar bir kazaydı. Onun bir suçu yoktu. Kevser hanımın tavrına bakılırsa, onu oğluna iterken gösterdiği cesareti şimdi gösteremeyecekti. Zaten onun gelini olmak gibi bir derdi de yoktu. Bu kadarını kendisi de planlamamıştı ama aldığı sonuçtan memnundu. Eşyaların bir kısmını toparladıktan sonra giyinip Kevser hanımın kapısına indi.

“Anneciğim ben çok kötüyüm dünden beri, hastaneye gidip geçmiş olsun demek istiyorum!”

Kevser hanım şaşkın şaşkın baktı Asiye’in yüzüne, “İlayda’ya geçmiş olsuna mı gitmek istiyorsun?”

“Evet! Siz gitmediniz mi gelininizin yanına yoksa?”

“Okan kendinde değil dedi!” Kevser hanım kendini savunur gibi.

“İsterseniz birlikte gidiverelim, bir ihtiyaçları var mı sorarız? Okan’da hastanede tek başına beklemesin değil mi?”

Kevser hanım kızın ne yapmaya çalıştığını anlayamadığı için şüpheyle baktı yüzüne ama gelinini henüz hastanede ziyarete gitmemiş olmasının normal olmadığını içten içe kabul ettiği için buyur etti Asiye’yi.

“Bekle giyinip geleyim!” diyerek hazırlanmaya gitti. İlayda kocasını bunun kollarında yakaladıysa, bu kız ne cesaret gidiyordu şimdi hastaneye anlamaya çalışıyordu. Niyeti bir rezillik mi çıkarmaktı acaba? Belki de en iyisi Okan’ı arayıp söylemekti, hem neden Okan annesini götürmüyordu ki hastaneye gerçekten. Bu kızla giderse şimdi suç ortağı durumuna düşmez miydi. Kafası iyice karıştığı için Asiye ile gitmemeye karar verdi ve giyinmeden odasından çıkıp kendini iyi hissetmediğini söyledi.

“İyi ya anneciğim baktırırız işte hastaneye gideceğiz zaten!”

“Yok en iyisi sen git şimdi, ben sonra Okan ile giderim!”

“Tamam nasıl derseniz!” dedi Asiye hiç bozuntuya vermeden, “Oda numarası, kat falan biliyor musunuz? Okan’a mı sorayım!”

“Okan’a sor!” dedi Kevser hanım, oğlu ona da bir şey söylemiyordu ki zaten.

“Tamam!” diyerek kalktı Asiye ve kadının korkaklığına gülerek çıktı kapıdan. Okan’ın telefonu yoktu Asiye’de ama eninde sonunda dönecekti eve nasılsa.

(devam edecek)

Yorum bırakın