İlayda – Bölüm 12

İlayda’nın çantası yuvarlanınca apartmana fırladığı için Kevser hanım dökülenleri toplayıp almıştı içeriye. Şule hanım kızının sağ salim varıp, varmadığını merak edip arayınca mecburen açtı telefonu ve bir kaza olduğunu İlayda’nın merdivenlerden yuvarlandığını söyledi.

“O iyi mi?” dedi Şule hanım panik halinde.

“Hastanede, kırıkları var ama iyi çok şükür. Haber bekliyorum ben de Okan yanında!”

“Bebek? Bebek iyi mi?”

“Ne bebeği?” dedi Kevser hanım gerilerek.

“İlayda hamileydi Kevser hanım, Okan’a müjdeyi vermek için erken gelmişti! Ah güzel kızım, hemen geliyorum ben!” diyerek telefonu kapattı.

Asiye başını kaldırıp baktı Kevser hanıma, “Hamile miymiş?” dedi yüzü kasılmış bir vaziyette. Kevser hanım bir şey söylemeden aradı oğlunu hemen, Okan biraz önce öğrenmişti bebeği ama maalesef bebek kurtulamamıştı bu kazadan.

Kevser hanım bir şey söylemeden kapattı telefonu. Asiye’nin yüzüne baktı ama ona da bir şey söylemedi. İlayda’nın eşyalarını alıp, sessizce indi aşağı.

Şule hanımı yalnız bırakmamak ve hızlıca kızına ulaşmasını sağlamak için Tahsin’in arabası ile birlikte gelmişlerdi. Türkan hanım yol boyunca ağlayan arkadaşına teselliye uğraşırken, Tahsin o hastanedeki doktor arkadaşlarını arayıp, İlayda’nın durumu hakkında bilgi almıştı. İlayda ameliyattan çıkmış ve durumu iyiydi. Henüz kendine gelmemişti ama bebek ne yazık ki hayata devam edememişti.

“Keşke onu göndermeseydim!” dedi Şule hanım, “Hepsi benim suçum!”

“Seninle gitse de olabilirdi bunlar! Daha genç ikisi de, başka çocukları olur! Zaten İlayda’nın planları vardı biliyorsun. Haydi ama kızın iyi! Toparla kendini!” diye teselli verdi Türkan hanım yine. Tahsin elinden geldiğince hızlı bir şekilde getirdi onları hastaneye. Okan hastaneden hiç ayrılmadan bekliyordu aynı yerde. Kayınvalidesinin geldiğini görünce ayağa kalktı, ağlamaktan gözleri şişmiş, yüzü gözü dağılmıştı. Şule hanım onun halini görünce, kızının durumunun söylenenden kötü olduğunu sandı.

“Okan oğlum!” dedi şaşkınlıkla, “İlayda iyi değil mi?”

“İyi merak etmeyin!” dedi Okan.

“Şule teyze aradım bilgi verdim ya sakin ol!” dedi Tahsin ve dönüp Okan’a geçmiş olsun dileklerini iletti.

“Nasıl oldu?” dedi Şule hanım damadının yanına oturup, “Nasıl düştü kızım?”

Okan yutkundu ama ne söyleyeceğini bilemedi önce, “Dengemi kaybedip ona çarptım!” diyebildi sadece. İlayda kendine gelince herkes, her şeyi öğrenecekti nasılsa. Karısı ile önce kendisi konuşup ondan af dilemek istiyordu. Zaafına yenik düşmüştü, o kızın nasıl o kadar etkisine girdiğini bile anlamıyordu. Annesi ile ikisi nasıl becermişlerse kanına girivermişlerdi. Tabi suçunu hafifletmiyordu bunlar, sonuçta kendini kaybedip, kızı kollarında içeri sürükleyen kendisiydi. Bir anlık zaafı karısının hayatına mal oluyordu, evliliğine ve bebeklerine mal olmuştu bile. İlayda onu asla affetmeyecekti biliyordu.

Şule hanım onun yüzündeki ifadeden fazlası olduğunu anladı, “Tartışıyor muydunuz?” dedi şüpheyle.

“Tartışıyorduk ama tartışırken olmadı, kiracının kapısındaydık ve o yığılınca bana çarptı ve bende arkamda duran İlayda’ya çarptım, o da yuvarlandı. Annem de yanımızdaydı! Bir kazaydı inanın bana!”

“Elbette kazadır oğlum!” dedi Şule hanım yeniden ağlamaya başlayan damadına sarılarak, “Bilerek karına zarar verecek değilsin ya!”

“Ben bilmiyordum hamile olduğunu, henüz gelmişti! Konuşamamıştık bile!”

“Niye tartışıyordunuz o zaman?” dedi Türkan hanım anlamamış gibi.

“İlayda kendine gelince konuşuruz bunları!” dedi Şule hanım, “Neyse ki o iyi!”

İlayda’nın kendine gelmesi dört beş saati buldu. Yanına sadece kocasının girmesine izin verdiler ama o da beş dakikadan fazla değildi. Okan endişeyle onu aldıkları odaya girdiğinde, İlayda göz ucuyla ona bakıp, başını diğer yana çevirdi.

“İlayda aşkım! Ne olur şimdi bir şey söyleme! Toparlan konuşalım, öyle karar ver yalvarırım!” diye inledi Okan yanına gidip, elini tuttu ama İlayda çekti elini.

“Annen geldi, Türkan teyzen ve oğlu da! Dışarıdalar ama sadece beni aldılar içeriye! Onlara kazayı anlattım ama diğer konuyu bilmiyorlar!”

“Çık buradan!” dedi İlayda sesi titreyerek.

“Ben bebeği bilmiyordum aşkım, çok üzgünüm!” diyerek ağlamaya başladı Okan yine.

“Seni görmek istemiyorum, çık buradan!” dedi İlayda bir kez daha. Okan çaresizce kapıya yürüdü ve çıktı yanından.

Şule hanımlar merakla onu bekliyorlardı, “Nasıl?” dedi hemen göz yaşları içinde çıkan Okan’a.

“Konuşabiliyor!” dedi Okan ama “Dinlenmesi gerek! Sizinle biraz yalnız konuşabilir miyiz?”

“Tabi!” dedi Şule hanım endişelenerek, “Oğlum bana anlatmadığın bir şeyler mi var?” dedi Okan ile koridorun öbür ucuna yürürken.

Okan utanarak ve ağlayarak olanları tek tek anlatı Şule hanıma. Şule hanım dinledikçe bayılacak gibi oluyordu. Kendi yaşadıkları aklına geliyor, kızının yaşadığı acı ve şoku düşünüyordu. Okan anlatmayı bitirip onun yüzüne bakınca, kocaman bir tokat patlattı damadının yüzüne ve Türkan hanımların yanına doğru yürüdü. Onun damadını tokatladığını gören Türkan hanımla Tahsin şoka girmiş ona bakıyorlardı. Onların yanına kadar sendeleyerek gitti ve yanlarındaki koltuğa kendini bıraktı. Okan koridorun diğer ucunda yüzüne yediği tokadın acısıyla duruyordu. Asıl acıyan yüzü değil, içiydi zaten ve bu tokadı sonuna kadar hakkettiğini biliyordu.

“Ne oluyor?” dedi Türkan hanım arkadaşı için endişelenerek, “İyi misin sen? Ne konuştunuz?”

Tahsin hemen koridordaki sebilden bir bardak su getirip, Şule hanımın bileğini tutarak nabzını kontrol etti.

“İyiyim!” dedi Şule hanım, “Kızımın kaderi bana çekmiş!”

Türkan hanım hemen anladı arkadaşının ne söylediğini ve oğluna dönüp, bir şey soramamasını işaret etti.

“Bir otel ayarlasak iyi olacak, o eve gitmek istemiyorum!” diye inledi Şule hanım ve Tahsin hemen doktor arkadaşını arayıp, onlara kalacak bir yer bulmasını rica etti. Geç saate kadar bekledikten sonra Tahsin’in araya girmesi ile Şule hanımın İlayda’nın yanına girmesini ayarladılar. Okan koridorun diğer ucunda beklemeye devam ediyordu. Kevser hanım bir kaç kez aramış ama telefonu açmamıştı.

“İlayda kızım?” diyerek gözleri açık yatan kızının yanına geldi Şule hanım hemen.

“Anne!” diye inledi İlayda, “Anne çok kötü şeyler oldu!”

“Biliyorum!” dedi Şule hanım onu alnından öperek, “Biliyorum kızım! İnan çok üzgünüm!” dedi Şule hanım ağlayarak, saatlerdir kızının talihinin neden kendine çektiğini sorup duruyordu kendine. Kocasına gösteremediği cesareti göstermişti dışarıda damadına. İnsan evladı söz konusu olunca kendi için yapamadığı her şeyi yapabiliyordu demek.

“Okan bana her şey anlattı!” dedi Şule hanım.

“Her şeyi mi?”

“Evet her şeyi! Bu talihi senin de yaşamana inan çok üzgünüm! Bebeğin yaşamamayı seçmesine de çok üzgünüm ama bu şartlar altında böylesi daha iyi oldu belki de!”

“Anne?” dedi İlayda acıyla.

“Biliyorum böyle söylememem gerek ama şu an senin sağlıklı ve iyi olmandan başka bir şey düşünemiyorum! Biz bir otele yerleşeceğiz! Sen toparlanınca da seni alıp gideceğim! Burada kalmanı istemiyorum! Kocan seninle konuşmak isterse benim yanıma gelip konuşacak!”

“Tamam!” dedi İlayda ağlayarak, “Onu görmek istemiyorum!”

“Dışarıda bekliyor, eşyalarını toplayıp buraya getirmesini isterim ben ya da Kevser hanımı arayıp ondan rica ederim! Okan annesini de suçladı biraz anlatırken ama şimdi bunları düşünmek istemiyorum! Kimse bu kadar kötü niyetli olamaz!

(devam edecek)

Yorum bırakın