İlayda – Bölüm 11

Okan işten gelir gelmez, hem özür dilemek hem de Asiye ile konuşup, bir umut beslememesini sağlamak için yukarı çıkmaya karar verdi. Yapacağı konuşmayı çoktan belirlemişti. Kevser hanım her nasılsa o gün kapıyı açmamıştı, en azından annesi ile oyalanmayacağına sevinip önce eve çıktı. Bir şeyler atıştırdı ve sonra aklını toparlayıp konuşmak için Asiye’nin kapısına gitti. Asiye kapıyı açıp karşısında kendiliğinden gelmiş Okan’ı görünce utanarak hemen başını eğdi ve içeri girmesi için geri çekildi.

“İçeri girmeyeceğim!” dedi Okan nazikçe, “Olanların senin suçun olmadığını söylemeye geldim!”

“Ben çok utanıyorum, yüzünüze bakacak halim yok. Çok hoş bir adamsınız gerçekten ama amacım asla sizi baştan çıkarmak değildi benim, doğal halim biliyorsunuz!”

“Asiye çok hoş bir kadınsın!” dedi Okan elinde olmadan baştan aşağı süzmüştü onu. Üzerinde dar bir ev elbisesi ayağında tüylü zarif terlikler vardı. Saçlarını tepesinden dağınık bir şekilde toplamıştı ve bir kaç bukle uzun boynundan açıkta duran gerdanına düşmüştü, “Olanlar senin suçun değildi! Ben zaaflarıma yenik düştüm!”

“Zaafları olan sadece siz değilsiniz, böyle kapı ağzında konuşmasak mı bir duyan olacak!”

“Böyle iyi lütfen ıstar etme!” dedi Okan ama o gece hissettiği çekimin yeniden başladığını anlamıştı.

“Ben sizi düşündüm itiraf ediyorum. Beni öpüşünüz ve sıcaklığınız beni çok etkiledi. Daha önce kimse beni öpmemişti, hiç bir erkek bana dokunmadı. Heyecandan karşılık vermiş olmalıyım. Kendimi tutamadım!”

“Evet!” dedi Okan yutkunarak, “Ben de kendimi tutamadım!”

“Annenize söyledim diye bana kızdınız mı? İnanın ne yapacağımı bilememdim. Çok korktum. Hata yapmaktan korkuyorum. Beni sizin gibi koruyacak kimsem yok biliyorsunuz. Sığınacak bir limana ihtiyacım var benim!” derken bir adım daha yaklaştı Okan’a. Okan’da onun ağlayacağını anlayıp istemsizce omuzlarından tutunca Asiye kendini bırakıverdi onun göğsüne.

“Hayır, kızmadım. Doğru olanı yapmışsın. Söylemek istediğim! Dur ağlama lütfen, sana bir zarar vermedim!”

“Biliyorum siz kimseye zarar vermezsiniz!” diyerek iyice sokuldu Asiye, “Annenize söylemediğim şey size aşık olduğumdu benim!” diyerek başını kaldırdı ve yapıştı Okan’ın dudaklarına. Okan bir süre sonra kollarındaki ve dudaklarındaki bu sıcaklığa karşı koyamadı ve girdi içeriye.

İlayda kendi kapılarının önünde kocası ve Kevser hanımın yeni kiracısının konuşmalarını duyunca donup kalmıştı. O duyduklarının ne olduğunu anlamaya çalışırken, Okan içeri girmiş kapı da kapanmıştı. O kadar şaşkın ve öfkeliydi ki, merdivenleri üçer beşer atlayarak yukarı çıktı ve kızın kapısını yumruklamaya başladı. Asiye saçları dağılmış yüzünde kırmızılıklarla kapıyı açıp karşısında İlayda’yı görünce “İlayda!” dedi yüksek sesle. Okan karısının adını duyunca hemen kapıya geldi ve gelenin gerçekten o olduğunu görünce ne diyeceğini bilemedi. Gömleğinin bütün düğmeleri açık, üstü başı dağılmış Asiye’nin arkasında öylece duruyordu.

“Bunu nasıl yaparsın?” diye bağırdı İlayda kontrolünü kaybedip. Okan da konuşmaya geldiği bu kapıdan nasıl içeri girdiğini kendine açıklayamıyordu bir türlü.

“Bak bir şey olmadı!” dedi panikle.

“Öpüyordu beni!” dedi Asiye kırıtarak, “Henüz bir şey olamamıştı evet!”

“Siz ne zamandır yaşıyorsunuz bunları?” dedi İlayda, Asiye’nin tuhaf özgüveninden iyice irite olarak.

“Biz bir şey yaşamıyoruz!” dedi Okan gömleğinin düğmelerini ilikleyip, Asiye’nin yanından karısının yanına geçmişti. O sırada sesleri duyup kapıyı açan Kevser hanım o yaşına rağmen hızlıca tüm merdivenleri çıkıp gelmişti yanlarına.

“Hah yakaladın mı?” dedi elini beline koyarak, “Kocana sahip çıkmazsan olacağı bu! Şu kız gelip alır kocanı elinden böyle!”

“Anne ne saçmalıyorsun sen!” dedi Okan iyice paniğe kapılarak.

“Bir şey saçmalamıyor, görünüyor zaten!” dedi İlayda iyice sinirlendiği için bağırıyordu artık, “İkinize de bir şey söylemiyorum. Evli bir adamı ayartmayı kendine yakıştırıyorsan! Al senin olsun!” dedi Asiye’nin üzerine yürüyerek.

“Bu kız bizi apartmana rezil edecek!” dedi Kevser hanım Asiye’ye bakıp, “Duyulursa her şey mahvolur!”

Daha ne oluyor diye dönüp Kevser hanıma bakarken İlayda, Asiye ikisinin arasında duran Okan’ın üzerine doğru bayılıyormuş gibi yığılınca, İlayda kocasının koca cüssesinin çarpmasıyla, merdivenlerden aşağı savruldu. Okan, onu tutmak için uzansa da, İlayda kollarının arasından kayıp yuvarlandı aşağıya ve kendinden geçti.

“İlayda!” diyerek aşağı fırlayan Okan, annesi ve Asiye’yi unutup, hemen ambulansı aradı, “Allah beni kahretsin! Ne yaptım ben? İlayda ne olur kendine gel!”

O sırada yarı baygın kapının önünde olan Asiye başını kaldırıp aşağı baktı. Kevser hanım bile bu kadarını beklemediğinden donup kalmış tırabzandan aşağı oğlu ve kendinde olmayan gelinine bakıyordu.

“Yaşıyor mu?” dedi korkuyla seslenip.

“Yaşıyor çok şükür!” dedi Okan, “Ama beni affedecek mi bilmiyorum!” diyerek ağlamaya başladı.

“Ih” diyerek doğruldu Asiye yerden yeni kendine geliyormuş gibi, “Ne oldu?” dedi korku dolu bir sesle aşağı bakarak.

Kevser hanım onun sahiden mi numaradan mı bayıldığını anlayamamıştı, “Düştü!” dedi şaşkın şaşkın, “Okan ona çarpınca düştü, neyse ki ölmemiş! Başımıza gelenlere bak!”

Ambulans on dakika sonra geldiğinde İlayda hâlâ kendinde değildi. Okan karısı ile ambulansa binip gitti ve Kevser hanım, Asiye ile kaldı.

“Sen iyi misin?” dedi Kevser hanım şüpheyle.

“Nasıl iyi olayım? Neden olduğum şeylere bakın!” dedi Asiye ağlayarak.

“Okan içeride miydi İlayda geldiğinde!”

“Evet kapıya gelip bir anda beni kollarına aldı ve içeri sürükledi. Ne olduğunu anlayana kadar kapı çalınca bende ondan kurtulup açtım. Karısı bizi öyle görünce benim kocasını elinden almaya çalıştığımı sandı ama ben masumum !”

“Hay Allah! Dua et de kız yaşasın, yoksa birbirinizin kolları yerine hapsi boylarsınız ikiniz de!” dedi Kevser hanım sevinse mi, kızsa mı bilemeden.

Asiye hıçkırarak ağlamaya devam etti. Okan darmadağın bir vaziyette acilin kapısında karısından bir haber almayı bekliyordu. Kırık veya iç kanama ihtimaline karşılık kontrolleri yapılıyordu İlayda’nın. Görünüşe göre kolunca ve bir bacağında kırıklar vardı ve ameliyata alınması gerekmişti. Şimdilik iç kanama görünmüyordu ama ameliyattan sonra her şey daha net ortaya çıkardı. Okan ağlayarak annesini arayıp haber verdi.

“Çok şükür!” dedi hâlâ Asiye’nin salonunda onunla oturan Kevser hanım, “Gözün aydın kız iyi!” dedi dönüp kanepede beş karış bir yüzle oturan kiracısına.

Derin bir iç çekti Asiye, “Onun düşmesi Okan’ın suçu! Ben zaten bayılmıştım!” diye mırıldandı, “Hem namusum, hem masumiyetimi tehdit ettiniz benim!”

Kızın onları suçlu çıkaracağını anlayan Kevser hanım hemen değiştirdi tavrını, “Kızım kimse seni suçlamıyor. Okan seni karısına tercih etmese ne işi var kollarında! İlayda zaten asla affetmez onu artık! Sabırlı olalım bekleyelim bakalım!” dedi sevecen bir sesle.

“Bizi apartmana rezil edecek!” der demez, stresten mi yoksa onun sesini kesmek için mi Okan’ın üzerine yığıldığından emin olamamıştı Asiye’nin ama kızın her hali çok sahici görünüyordu.

İlayda’nın üç saat süren ameliyatından sonra doktor iç kanamasının olmadığı müjdesini verdi Okan’a ama bir de kötü haberi vardı.

“Nesi var?” dedi Okan korkuyla.

“Maalesef bebek devam edememiş!”

“Ne bebeği?”

“Karınız bir buçuk aylık hamileymiş, bilmiyor muydunuz?”

Okan az önce kalktığı sandalyeye yığıldı öylece, “Allah’ım ne yaşıyoruz biz böyle?” dedi inleyerek.

(devam edecek)

Yorum bırakın