İlayda – Bölüm 10

Okan özür dileyip indi aşağı koşa koşa, kendisi de anlamamıştı işlerin nasıl bu noktaya geldiğini. Evin içinde karısı duyarsa neler olacağını düşünüp dururken telefon çaldı.

“Aşkım gelip alabilir misin beni?” dedi İlayda, hemen toparlanıp gitti karısını almaya.

Ertesi gün Asiye, Kevser hanımda sabah kahvesindeydi yine.

“Anneciğim sana bir şey söylemem lazım ama çok utanıyorum!” dedi ağlamaklı bir sesle

“Hayırdır kızım ne oldu?” dedi Kevser hanım

Bir gece önce olanların hepsini anlattı Kevser hanıma, göz yaşlarına boğuldu anlatırken.

“Ah kendimi çok kötü hissediyorum, siz annem gibisiniz. Ne yapacağım ben? Okan beyin yüzüne de bakamam artık.” diye inledi durdu. Kevser hanım hiç beklemiyordu böyle bir şeyi ama oğlunun Asiye’yi boş geçemiyor olması da hoşuna gitti. Karısından ilgi göremeyince gözü dışarı kaymıştı işte oğlanın ama Allah’tan doğru bir kıza kaymıştı ve her şey Kevser hanımın kontrolündeydi şimdi.

“Hay Allah!” dedi şaşırmış gibi, “Kızım senin ne günahın var! Oğlum da olsa erkek işte, karşı koyamamış demek sana! Ama benim oğlum kötü biri değildir. Utanılacak bir şey yok. O utansın. Ben söylerim özür dilesin senden!”

“Yok! Lütfen aman size anlattığımı duymasın, çok utanırım ben sonra! Ne olur aramızda kalsın! Size bir şey derse çok mahcup olduğumu söyleyin. Ben asla evli bir adamla böyle bir yaşamak istemezdim. Tamam Okan bey çok hoş, çekici, her kadının karşı koyabileceği biri değil ama ben zayıf, sahipsiz bir kızım. Ne olur siz beni kollayın!”

“Sen merak etme!” dedi Kevser hanım, ateşe körükle gitmeyi aklına koydu ama.

İlayda sınava girdikten sonra iyice rahatladı. Onca zaman çalıştığına değmiş, gerçekten iyi sonuçlar beklediği bir sınav olmuştu. Okan o akşam Asiye’nin evinde olanlardan sonra kendini çok kötü hissetmiş olsa da, kızın ne vücudunu, ne dudaklarını ne de o mayhoş kokusunu silememişti aklından. Karısının sınavları bittiği için artık onunla aşklarını yaşayabileceğine inandırıyordu kendini ama İlayda’nın pembe filamingolu pijamaları döndürmüyordu başını öyle.

Kevser hanım bir kaç gün sonra oğlunu yakalayıp, “Asiye gibi namuslu bir kızdan faydalanmaya utanmıyor musun?” diye sordu. Okan neye uğradığını şaşırdı bir anda, karısı duyacak diye korkarken annesinin duymuş olmasına sevinse mi, üzülse mi bilemedi.

“Karınla mutlu değilsen, ayrıl!” deyiverdi Kevser hanım, “Ben seni anlıyorum Asiye gibi bir kızla olmayı her erkek ister. Maşallah balık gibi, becerikli, şefkat dolu. Karın yerine onun kollarında olsan kim bilir neler hissedersin?”

“Anne delirdin mi sen?” dedi Okan iyice sersemleyerek.

“Niye delireceğim, baştan hataydı İlayda yalan mı söylüyorum! Bak haline, gördüğün ilk güzel kıza meylettin. Bu mu senin aşkın? Karın duyarsa zaten evliliğin kalmaz! Edebinle ayrıl, alayım Asiye’yi sana. Çok utandım dedi ama ben anladım gönlü var onun sen de! Çık konuş bu akşam, özür dile! Varsa gönlün kızda onu da söyle ki kaçıp gitmesin avuçlarından!”

Okan annesine cevap verme gereği bile duymadan çıktı merdivenleri, “Daha neler?” diyordu kendi kendine ama bir yandan da gerisi gelse nasıl olurduyu merak ediyordu, “Yok!” dedi toparlanıp, “Annem iyice saçmalıyor, yaşlandı artık! Ben karımı seviyorum! Ama yine de özür dilesem iyi olacak, annem kızı da umutlandıracak yoksa belli ki!”

İlayda’nın sınavı bittikten on gün sonra Şule hanım Türkan hanıma doğru yola çıktı. İlayda zaten kocasına önceden söylediği için hafta sonu Türkan teyzesine gidip annesi ile buluşacaktı. Okan hafta sonu onlarla geçirip, kayınvalidesini görecek, sonra bir hafta karısını annesi ve Türkan teyzesi ile baş başa bırakacaktı. Başındaki bu beladan kurtulmak için de Asiye ile o arada konuşmaya karar verdi. Tamam nefsine yenik düşmüştü ama karısına böyle bir şey yapmayacaktı. Tamam Asiye’de güzel bir kızdı, şefkati de çok tatlıydı ama o karısını seviyordu. Flamingolu pijamaları bile seviyordu hatta. Ananaslı çoraplarını, özensiz toplanmış saçlarını, gülüşünü, ona sokuluşunu seviyordu. Teninin kokusunu seviyordu İlayda’nın öyle iç bayan parfümlere gerek yoktu. Doğaldı, güzeldi, belki biraz daha tarzını değiştirse Okan’ın daha çok hoşuna giderdi ama o zaman da İlayda olmaktan çıkardı.

“Tamam!” dedi kendi kendine, “Asiye ile konuşacağım, bu konuyu kapatacağım. Annemin niyetinden hiç hoşlanmadım!”

İlayda gitmeden önce karısı ile yine eskisi gibi sokuldular birbirlerine geceleri. Onu ne kadar özlediğini tam anlamıştı ki, İlayda’nın gitme vakti geldi. Karısını Türkan hanımın evine götürünce, Türkan hanım ve oğlu ile de tanışmış oldu. Kadınlar evde rahat etsinler diye o da gidip bir arkadaşında kalacaktı on gün. Orada kaldığı iki gün boyunca buna sevindi çünkü, İlayda ile aralarında eskiye dayalı samimiyetten biraz rahatsız olmuştu. Neyse ki İlayda ona olan aşkını her yerde olduğu gibi, Türkan hanımın evinde de ilan etti. Onu çok özleyeceğini söyleyerek günü dolunca tek başına evlerine döndü. Gelir gelmez, Kevser hanım kapıyı açıp onu eve soktu.

“Karın yok aç kalma diye sana en sevdiğin yemekleri yaptım!” dedi. Annesinin huyunu bildiği için itiraz edemeden girdi içeri.

“Asiye ile konuştun mu?” dedi Kevser hanım.

“Hayır, konuşacağım anne niye bu kadar üzerime geliyorsun! O kıza da umut vermiyorsun umarım!”

“Oğlum kız yanıyor, aşık sana! Bak böyle fırsat eline bir kez geçer. Karını aldat demiyorum ama ayrılırsın, bunu alırsın, hayatın boyu rahat edersin fena mı?”

“Boğazıma dizdin!” diyerek sinirlenip kalktı Okan sofradan ve eve çıktı. Annesinin durmadan Asiye’yi aklına sokmaya çalışmasını anlamıyordu. Zaten kendi uğraş veriyordu kızın o geceki hallerini unutmak için, annesi de ateşe körükle gidince her şey daha zor oluyordu. Belki de en iyisi İlayda ile konuşup, bu apartmandan çekip gitmekti.

İlayda sınav bittiğinden beri sürekli bir baş dönmesi ve mide bulantısı yaşıyordu. Okan üzülmesin diye ona bir şey söylememişti. Şule hanım kızının sabah kusmalarını fark edince, Tahsin’den hastanede baktırmasını rica etti hemen. Aslında bir fikri vardı ama kızı bir şey demeyince kontrol edilmesinin daha iyi olacağına karar verdi. Ne de olsa tecrübesizdi İlayda, rahmine düşen bir bebeğin vücuduna neler yapabileceğini fark edemiyor olabilirdi.

İki gün sonra arkadaşında kalan Tahsin’den geldi iyi haber, İlayda’nın bir şeysi yoktu hamileydi sadece.

“İnanamıyorum!” dedi İlayda annesine “Bu nasıl olur, biz çok dikkat ediyoruz!”

“Olmuş işte kızım! Sevinmen gerek, hemen git kocana haber ver!”

“Onca çalıştım sınavım iyi geçti şimdi ne olacak? Bir bebekler bunların nasıl halledebileceğim?” dedi İlayda endişeyle.

“Bu ikinizin bebeği ve kendi başına karar veremezsin, git kocanla konuş!” dedi Şule hanım ısrarla ve Türkan hanım da bu kararı destekledi. İlayda da bu kararı destekleyince, Okan’a sürpriz yapmak için yola çıktı. Aslında Okan’la iş birliği yapsalar, hem çalışıp hem bu bebeğe bakabilirlerdi. Ayrıca Kevser hanımda vardı. Bebek doğduktan bir süre sonra onlara destek olabilirdi. Okan’a bu müjdeyi telefonda vermek istemediği için Tahsin’in aldığı biletle hemen yola çıktı İlayda. İçinde Okan’dan bir bebek büyütme fikri daha önce hiç bu kadar cazip ve romantik gelmemişti. Evlilik yıldönümlerinin meyvesi olduğundan emindi, süre tam olarak o geceye eden geliyordu. Ne planlıyor olursa olsun bu bebeği doğurması gerektiğinden emindi.

(devam edecek)

Yorum bırakın