Geçirdikleri güzel bir gecenin ardından mutluydu Okan ve İlayda. Dışarıdan nasıl görünürse görünsün, İlayda’ya göre cicim ayları bitip romantizmlerinden bir şey kaybetmemişlerdi. Öyle televizyon dizilerindeki gibi klişe aşklar, ilişkiler olacak diye bir şey yoktu ki. Herkes karakterine uygun bir yaşam biçimi seçerdi. Okan ile İlayda’nın da bu anlamda bir sorunları yoktu. Gerçeği yaşıyorlardı saptırmadan, olduğu gibiydi her şey. Sevgilerinden fazlası ya da azı değildi evlerinin içindeki. Okan anlatmasa da seziyordu İlayda kayınvalidesinin serzenişlerini, kocasının yeni eşini de ona çekiştiriyordu çünkü. İlayda için ne söylüyorsa, o kadın içinde aynılarını söylüyordu. Yeni eşi falan diyordu da aslında on yılı geçmişti kocası onu terk edip te o kadına gideli.
“Vallahi şaşırmıyorum anne!” diyordu İlayda ama Şule hanım çok kızıyordu öyle söyleyince. Kızardı tabi onun kocası da rahat durmamıştı biliyordu İlayda ama Şule hanımla, kayınvalidesi bir değildi ki. Bu kadınla hangi adam yapabilirdi. Mahalleli yapamıyordu daha uzaktan uzağa. İlayda bir kere Okan’a babanla karısını da çağıralım istersen demişti de Okan “Aman aman sakın annem duymasın!” diye endişe küpüne dönmüştü. Kevser hanım o kadar baskın bir kadındı ki ya uzak durmak, ya da huyuna gitmekten başka çare yoktu düşman olmamak için. Hoş İlayda ikisini de yapmaya gayret ettiği halde yaranamamıştı henüz, oğlunu paylaşıyordu çünkü. Diğer kadının da durumu İlayda’dan farksızdı o da kocasını almıştı elinden.
“Kızım olur mu öyle şey!” diyordu Şule hanım onun çok taktığını düşünerek, “Kocasını tamam da, oğlunu kaptırmak da neymiş. Her anne evladının evliliğini, mutluluğunu görmek ister! Kurtul şu gelin, kayınvalide çatışmasından artık!”
Annem anlamıyor diyordu İlayda, tabi Dilber hanım gibi bir kayınvalideden sonra anlaması da mümkün değildi. Sanıyordu ki bir taraf iyi olunca öbürü de kendiliğinden iyi oluyor.
Asiye’nin ihtiyaçları da kesilmiyordu bir türlü evde, Kevser hanım kızın eksiği, fazlası ne varsa Okan’ı sürüyordu kiracısının evine. Gide gele normalleşmişti Okan için de her şey. Her defasında Asiye’nin yoğun ilgisine maruz kalınca karısına da söyleyemiyordu gittiğini. Asiye daha kapıdan girer girmez ayağına terlik veriyor, gününü soruyor, güler yüzünü eksik etmiyor, gözlerinin içine bakıyordu. Baştan iyi, saf bir kız demişti Okan. Annesi ile anlaşabilmek için ona yaranmaya çalıştığını bile düşünmüştü. Kolay değildi Kevser hanımın kiracısı olmak. Geçen gittiğinde duvarına tablo asarken çekici eline vurdu diye ne yapacağını şaşırmıştı. Bir an için ezilen parmağını dudaklarına götürüyor sanmıştı Okan, utanmıştı sonra kendinden böyle düşündüğü için. Güzel kadındı ama Allah sahibine bağışlasındı tabi. Her zaman da mis gibi kokuyordu. Evde diye rahat giyiniyordu herhalde ama güzele de bakılıyordu yani.
Kevser hanım gelinine de övüyordu Asiye’yi artık. Bir akşam yemek yerlerken, “Şu kiracı kızla biz de mi tanışsak acaba? Annen çok seviyor vallahi merak ettim!” dedi İlayda. Kızın evine devamlı girip çıktığı ortaya çıkacak diye gerilen Okan, “Ne gerek var, anneme yaranmak için hoş tutuyor işte! Boş ver sen hırlı mı, hırsız mı belli değil! Annem takar sana bir de biliyorsun kıskanır seninle arkadaş olursa!”
“Hah! İşte bunu çok doğru söyledin!” dedi İlayda, kocasının annesini eleştirmesine takılmasına mutlu oluyordu. O da durup dururken söylemiyordu tabi, sürekli de söylemiyordu.
“Ana-oğul düşman edilmez, bana anlat rahatla!” diyordu annesi sürekli, o da kendini zor sokmayan şeyleri anlatmıyordu zaten Okan’a ama böyle lafı gelince de tutamıyordu işte çenesini. Sınavlara iki hafta kaldığı için gergindi biraz. Gündüz çamaşır, yemek, bulaşık, ütü, temizlik akşam da yemekten sonra ders çalışa çalışa bunalmıştı iyice. Şu evlilik yıldönümlerindeki kaçamakları olmasa delirmeye ramak kalmıştı da neyse ki kocası böyle bir sürpriz yapmıştı ona. Şu sınavlar geçsin onunda kocasına sürprizleri olacaktı. Böyle anlayışlı ve tatlı olduğu için daha çok ilgiyi de hakkediyordu.
Sınavdan bir kaç gün önce yine kafasını dağıtmak için bir arkadaşının evinde düzenledikleri kız kıza toplantıya gitmeye karar verince Okan’da memnuniyetle kabul etti. O da artık bu stres bitip karısı ile yine mutlu ve aşk dolu günlerine dönecekleri için seviniyordu. Evden çıkarken Kevser hanıma yakalanmama şansı olmadığı için mecburen ona da söyledi. Akşam karısını bırakacak, sonra da gidip alacaktı.
“Hah bir bu eksikti, karın sensiz gece çıkmalarına da başladı demek!” diye söylendi Kevser hanım bir gün önce.
“Anne bunaldı kız! Evlendiğimizden beri ilk kez oluyor!”
“Her şeyin bir ilki var tabi!” dedi yine durmadı annesinin çenesi. Okan’ın ruhu sıkılınca cevap vermeden çıktı yukarı.
Ertesi akşam karısını bırakıp geldikten sonra ayaklarını uzatıp maç seyretmeye karar verdi televizyonda, İlayda pek sevmiyordu maçları. Hazır o yokken, bira ve aldığı cipslerle, keyif yapacaktı o da. Maçın ilk yarısı ve biraların üçü bittikten sonra kapı çalınca şaşırdı. İlayda’yı arkadaşlarından biri bırakmış olabilir diye düşünüp kalktı. Gerçi daha erkendi ama yine de kadınların işi belli olmazdı.
“Ah Okan bey!” dedi telaş içinde Asiye, üzerine sabahlığını geçirmiş, ev terlikleri ile aşağı inmişti.
“Bir şey mi oldu?” dedi Okan.
“Evde fare var! Ben çok korkarım! Ne yapacağımı bilemedim! Ne olur beni kurtarın!”
“Tamam bakayım!” dedi Okan, dolaptaki tavan süpürgesini alıp çıktı Asiye’nin peşinden yukarı.
“Nerede gördünüz?” diye sordu nereye bakacağını bilmediği için, “Şuraya!” dedi Asiye salondaki büfenin altını gösteri. Okan yere çömelip, başını eğdi, görmek için, Asiye de karşısına çömelip eğildi.
“Göremedim!” dedi Okan.
“Ben de göremedim!” dedi Asiye, Okan doğrulurken onun fazla eğildiğini fark etti ama hemen gözlerini kaçırıp, “Başka yere gitmiş olmalı!” diyerek kanepelerin altına bakmaya başladı. Peş peşe evin her yerini gezdiler. Sanki evin içinde hırsız dolanıyormuş gibi Okan’ın tam arkasından geliyordu Asiye saklanarak. Bir tıkırtı olsa koluna yapışıyordu hemen.
“Yok!” dedi Okan çaresizlikle, “Her yere baktık gördünüz!”
“Yatak odasının balkonu açıktı ama oraya mı girdi acaba?” dedi Asiye bu sefer, “Kapalı ya orada kalmıştır belki!”
“Bakalım oraya da!” diyerek evi bildiği için o tarafa yöneldi Okan bira da hafif hafif çarptığı için Asiye’nin bedeni koluna değdikçe bir şeyler hissedip, bir adım öne atıyordu kendini. Asiye ondan önce balkonun kapısını aralayıp başını uzattı önce, Okan tam arkasında duruyordu. Sonra birden bire çığlık atarak Okan’ın üzerine atladı, “Gördüm orada!”
Okan bir anda Asiye’yi kucağında bulunca iyice afalladı ama kızın korkudan ineceği olmadığı ve biranın etkisinde doğru da düşünemediği için kucağında Asiye ile yürüdü balkona. Asiye’nin başı çarptı balkon kapısına. Canı yanan kız “Ah!” diye bağırınca da dönüp yatağa bıraktı hemen düşürmemek için ama bırakırken kendi de yuvarlandı yanına. Toparlanıp alnına bir şey olmuş mu diye bakmak isteyince yine burun buruna geldi Asiye’nin sıcak nefesiyle ve boş bulunup öpüverdi dudaklarından. Açılan sabahlık, loş oda, parfüm, bira derken aklı karışmıştı iyice.
“Ah ne yaptınız Okan bey!” dedi Asiye utanarak ama gözlerini gözlerinden de çekmedi Okan’ın. Okan aptal aptal baktı onun yüzüne, ne yapmıştı sahi az önce?
(devam edecek)