İlayda – Bölüm 8

İlayda’nın hazırlandığı sınavlara üç aydan az kalmıştı. Sınavlardan hemen sonra Şule hanım çocukluk arkadaşının evine ziyarete gelecekti. Hem kızını görecek hem de arkadaşı ile vakit geçirecekti. İlayda “Gel biz de kal anne, ne olur!” diye ısrar etse de, damadını rahatsız etmemek için kabul etmedi Şule hanım. Görüştükten sonra kimin nerede uyuduğu fark etmezdi. Ayrıca İlayda onları görmeye gelirse, Türkan teyzesi de çok mutlu olurdu. Bunca yoğun çalışmadan sonra annesini görmenin ve biraz değişikliğin ona da iyi geleceğini düşünen İlayda itiraz etmedi. Zaten daha çok zaman vardı.

Bu arada Asiye’nin perdeleri dikilip gelmiş, o gündüz kreşte olduğu için Kevser hanıma bırakıp gitmişlerdi. Asiye anahtarı bırakmayı unuttuğundan Kevser hanım perdecileri içeri alıp taktıramamıştı. Okan o akşam yukarı çıkarken Kevser hanım hemen açtı kapıyı ve “Zavallı kıza çık da bir yardım et!” dedi, “Vallahi onca perde, kuş kadar canıyla takamaz! Okan gelir dedim ben!”

“Bana sormadan niye söz veriyorsun anne?” dedi Okan terslenerek ama Kevser hanımın ağlamaklı halini görünce “Tamam halleder inerim aşağı!” diyerek eve uğramadan Asiye’nin evine çıktı. Kapı açıldığında içeriden mis gibi börek kokusu geliyordu.

“Ah sizi de yordum ama anneniz çok ısrar edince itiraz edemedim”

“Ben halledeyim hemen! Merdiven var mı?” diyerek içeri girdi Okan.

“Var yatak odasının balkonunda!” diyerek onu yatak odasına soktu Asiye, yatağın üzerinde çamaşırlar ile bir saten gecelik duruyordu.

“Hay Allah kusura bakmayın, çamaşırı yeni topladım da!” diyerek kucakladı hepsini ve Okan’ın önünden dolaşıp gardıroba sokmak için hızlıca dönünce, yerdeki kilime ayağı dolandı düştü Okan’ın kollarına. O düşünce çamaşırlarda uçuşmuştu elinden. Biri, Okan’ın omuzuna inmişti. Okan onun doğrulmasına yardım ettikten sonra omuzundaki çamaşırı alıp ona uzattı. Asiye kıpkırmızı olup hemen elindekileri ittirdi gardırobun içine. Sonra merdivenin ve perdelerin yerini gösterip, kaçtı mutfağa. Okan kan ter içinde hepsini takıp merdiveni de yerine koyunca, elinde bir tabakla çıkıp geldi mutfaktan.

“Aç aç geldiniz taktınız perdelerimi. Ben de kıymalı börek ile cevizli kek yaptım. Anneniz çok sevdiğinizi söylemişti. Birer dilim yiyin öyle gidin ne olur çok üzülürüm verdiğim zahmete!” diyerek Okan’ı kolundan tutup kanepeye oturttu. Zaten yorulan Okan geldiğinden beri koklayıp durduğu böreği görünce dayanamadı, oturup bir güzel yedi kekle beraber.

“Elinize sağlık güzel olmuş, çıkayım ben artık!” diyerek izin istedi ve eve çıktı. İlayda masayı hazır etmiş onu bekliyordu. Kevser hanım sürekli kapıda onu oyaladığı için artık arayıp nerede kaldın demiyordu. Masayı hazır bulunca, kiracının evinde karnını doyurup geldiğini itiraf edemedi, zorla bir tabak çorba içip kalktı masadan.

“Hasta mısın?” dedi İlayda her zaman iştahlı olan kocası bir tabak çorba ile doyunca.

“Yok da annemi bilirsin kapının ağzında börek tıktı ağzıma o yüzden tıkandım sanırım!”

“Bu evde aç kalmadığına inanamıyor bir türlü!” diyerek güldü İlayda ve topladı masayı. Kevser hanımın halleri olmasa kocası ile hiç bir derdi yoktu İlayda’nın. Gerçekten munis bir adamdı Okan, yapılmamış, edilmemişe takılmazdı. Gezmeyi, tozmayı da İlayda kadar seviyordu. Elinden geldiğince ev işlerine de yardım ediyordu. Mutluydular. Sınavı kazanıp, bir yıl geçtikten sonra çocuk sahibi olmaya karar vermişlerdi. En azından bir yıl çalışırsa, doğumdan sona geri dönecek bir iş olurdu. Okan annesi gibi çocuk diye tutturmuyordu zaten, o da karısı ile hayatın tadını çıkarıp, öyle baba olmak istiyordu. Okan’ın bu güzel huyları olmasa annesi çekilmezdi zaten.

Kevser hanım Okan’ı kapıda her yakaladığında kiracısından bahsediyordu. Ah o ne hamarat kızdı Asiye, her girip çıktığında kapıyı çalıyor, “Anneciğim bir ihtiyacın var mı? ” diyordu. Oğlunun ağzından hasret kalmıştı “Anneciğim!” kelimesi duymaya, ki gelini zaten Kevser anne diyordu ağzına uyduramamıştı bir türlü niyeyse. Okan her gün kapıda günlük dozunu alıp öyle geliyordu eve. Ne zaman bitecekti bu ders çalışmalar. Çalışmak isteyince zaten iş bulmuşlardı ona, ne demeye bu eziyeti çekiyordu ki. Gece odanın ışığı yanıyordu geç saate kadar, Okan ayrı mı uyuyordu yoksa?

Bir akşam oturmasına onlara çıktığında ise yatak odasının kapısı açık olunca yatağın toplanmadığını görmüştü. Hadi neyseydi gençti bunlar yatağın dağınıklığına takılmamıştı ama iki ayrı yorgan görünce beyninden vurulmuşa dönmüştü. Oldu olacak yatakları ayırsalardı. Eskiler boşuna mı diyordu bir yastıkta kocansın diye.

“Anne ne alakası var, ikimiz bir yorganı paylaşamıyoruz, birbirimizin üzerini açıyoruz diye aldık iki yorgan!” diye açıklıyordu Okan ama karı koca birbirine sokulup uyumuyorsa varsa ters giden bir şeyler diye yiyordu oğlunun beynini. En sonunda Okan sinirlenip, “Anne sana her gece ne yaptığımızı da anlatmayayım istersen!” diye tersleyince, iki gözü iki çeşme ağlamıştı. Oğlunun mutluluğunu istiyor diye bir de azar yiyordu artık. Demek bu günleri de görecekti. Okan annesinin söylediklerinin neredeyse yarısından çoğunu saklıyordu karısından. Geri gelip annesi ile aynı apartmanda olmakla iyi yapıp yapmadıklarını düşünmeye başlamıştı. Tamam İlayda geç yatıyordu, çok istiyordu bu sınavı kazanmayı, karısıyla sokulup uyumayı o da istiyordu ama birbirlerini böyle zamanda desteklemeyeceklerse ne zaman destekleyeceklerdi.

Bu arada Asiye ile Kevser hanımın ilişkiler iyice ilerlemiş, apartmandaki kiracılar, mahalledekiler ve tabi gelini başta olmak üzere herkesin dedikodusuna giriyorlardı. Dedikodu denemezdi tabi onların yaptıklarına, kendi aralarında dertleşip, gülüşüyorlar, ağlaşıyorlardı en çok. Yoksa dillerindeydi hepsi, kalplerinde bir kötülük asla yoktu.

“Kevser teyze o kıza da yazık, iyi insandır muhakkak ama bazı kadınlar böyle oluyor maalesef” diyordu Asiye, “Şahsen ben arkadaşlık etmek isterdim, şurada yaşıt sayılırız ama inanın apartmanda karşılaştık iki üç kere başını çevirip yürüdü! Soğuk biri belli halinden. Yapı meselesi ama Okan iyi bir adam belli sıcak, sevgi dolu! Tıpkı sizin gibi!”

“Evet kızım ben de onu diyorum, Allah büyük bakalım ne olacak halleri!”

“Ya değil mi? Hiç belli olmaz! Hayır evlerden ırak hiç dilemem ama insanlar çatır çatır boşanıyor yani şimdilerde. Herkes dengini bulamıyor tabi yazık! Allah benim dengimi çıkarır inşallah karşıma, sizin gibi bir kayınvalidem, Okan gibi de sevgi dolu bir kocam olur!”

“Amin kızım, amin!” diyordu Kevser hanım ama Asiye’ye baktıkça, iyice ikna oluyordu İlayda ile oğlunun ilişkisinin sağlam gitmediğine. Sınavdı, mınavdı bahane ediyorlardı ama belki çocuğu da olmuyordu bu kızın ya da kocasının koynuna girmiyordu gerçekten.

İlayda’nın sınavına bir ay kala evlilik yıl dönümleriydi Okan’la, ikisi plan yapmışlar ve evlilik yıldönümlerini otelde kutlamaya karar vermişlerdi. Aynı apartmanda göz hapsinde olunca bu kararlarını Kevser hanımdan gizleyemediler tabi.

“Oğlum evde temiz çarşaf mı yok, ne demeye masraf ediyorsunuz otele, dışarıda yiyin gelin evinize!” diye bozuldu biraz Kevser hanım. Oğlundan yüz bulamayınca Asiye’ye anlattı yine. Kadınlık yapmak için otel odalarına ihtiyacı vardı belli ki bu kızın. Hep annesi yetiştirmişti böyle.

“Kocasının kesesini düşünmeyen kadından hayır mı gelir anneciğim!” diye destekledi Asiye. O İlayda gibi eşofman, saçlar tepeden toplanmış, yüzü kireç gibi de gezmiyordu öyle. Her zaman bakımlıydı maşallah. İnce çorabı, eteği, aşağı inerken bile ayrıca getirdiği temiz terlikleri vardı. Boyu, posu da yerinde olunca ne giyse yakışıyordu zaten. Oturmasını kalkmasını biliyordu, edepliydi, tertipliydi. Kevser hanım kendi doğursa ancak bu kadar benzerlerdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın