İlayda – Bölüm 7

Okan yine kapıdan uğrayınca, tanıştırdı Kevser hanım, Asiye ile oğlunu, “Bu da benim aslan parçası oğlum Asiye! Okan bak gönlüme göre bir kiracı buldum on numaraya, eşyası gelince sen de yardım edersin değil mi?”

“Hayırlı olsun!” dedi Okan, “Hallederiz bir şeyler, bakkalın çıraklarına söylerim ben!”

“Bakkalın çırakları olmaz, o nemrut adamın benim hakkımda söylediklerini anlatsın Asiye sana!”

“Tamam, anne hallederiz dedim ya!” dedi Okan, “Çıkayım ben İlayda bekliyor dışarı çıkacağız, hayırlı olsun tekrar. Görüşürüz!”

“Karısı!” dedi Kevser hanım kapıyı kapatırken, “Bahtsız biraz oğlum kadının iyisine düşemedi ama bir tane olunca ses edilmiyor işte!”

“Haklısınız anneciğim, öyle insanlar var ki! Allah iyilerle karşılaştırsın herkesi!”

“Amin çocuğum amin! Haydi yap kahveleri de iki lafın belini kıralım biz!”

Okan annesinin nihayet kiracı bulmasına sevinmişti, bir daire boş olsa para akışı eksildi diye hayıflanıp duruyordu. On daireli apartmanın sekizi zaten kiradaydı. Okan’ın çalıştığı yer de başta olmak üzere diğer aile şirketlerinden pay da alıyordu ama Kevser hanımdı işte. Garanticiydi. Babası onu bırakıp gittiğinden beri sürekli aç, açıkta kalacak korkusu ile yaşamıştı. Zor günler yaşadıkları olmuştu elbette ama Kevser hanımın sızlandığı gibi değildi hiç biri.

“Annem kiracısını bulmuş nihayet!” diyerek girdi içeriye, yeni evlenen arkadaşına hayırlı olsuna gidecekleri için İlayda hazırlanmıştı çoktan. Günlerdir Kevser hanımın on numara için söylenip durduğunu o da biliyordu. Okan her uğradığından kapıda on beş yirmi dakika annesinin mızmızını dinlediği için yemekler soğuyordu her akşam.

“Gözün aydın!” dedi gülerek.

“Valla pek sevmiş anlaşılan kiracı bizim evde bir kaç gündür! Eşyaları gelene kadar kucak açmış annem! Bu kiracıyla arayı böyle tutarsa, seni unutur biraz rahat edersin!”

Güldü İlayda, Kevser hanıma kızdığı çok yer vardı ama annesinin tembihlediği gibi kocasına şikayet etmiyordu sürekli. Çok bunaldığında biraz söylüyor ama aralarını bozacak şekilde üzerine gitmiyordu.

“Onun da, senin de bir anneniz var!” diyordu Şule hanım, “Evlilik öyle dışarıdan göründüğü gibi güllük, gülistanlık değil. Çok şükür kapını kapatıp giriyorsun içeri kocanla. Okan’ı seviyorsan annesini de idare edeceksin, bir şey olmaz!”

İlayda dinliyordu annesini, Şule hanım her zaman barışçı ve adil çözümler üretirdi. Onun olduğu yerde huzur olduğunu bildiğinden, aynı huzuru kendi evinde de yaşatmak istiyordu. Hoş Şule hanımın bunca iyi özelliğine rağmen babası yıllarca gözünü dışarıdan alamamıştı ama yine de babasının hatasıydı bunlar. Okan’ın hiç bir kötü huyu yoktu çok şükür, uysaldı. Annesine de biraz fazla uysaldı belki, ocağını ayıramıyordu ama “O da babasızlığın getirdiği bir şeydir. Baba gidince ailenin reisi sayar erkek çocuk kendini! Anne de biraz körüklerse o rol yapışır kalır üzerine. Daha yeni evlisiniz, dengeler kolay kurulmuyor, sabret!” diyordu annesi yine.

Nihayet Asiye’nin eşyaları küçük bir kamyonetle geldi kapının önüne, “Pek azmış!” dedi Kevser hanım camdan bakıp.

“Eşyaya tamah etmiyorum anneciğim, zaten etim budum ne ki benim. Anam yok, babam yok. Kendi çabamla işte bu kadar!”

“Bir şey de mi bırakmadılar kızım bunlar sana? Malları mülkleri de mi yoktu ailenin!”

“Nerede anneciğim, rahmetli annem çok muhtaç kaldı ele! Zaten o muhtaçlığın getirdiği olaylar sonucu ölüp gitti zavallı. Beni daha iyi yetiştirmek için uğraştı durdu ama kötü insanlar çıktı karşısına, onu kullandılar. O da dayanamadı sonunda kalp krizinden gitti zavallı. Kollarımda can verdi!” diye ağlamaya başladı Asiye.

“Dur kızım! Hay Allah eşyadan çıktı da acını deştim görüyor musun?” dedi Kevser hanım dertli dertli, gidip sarıldı yeni kiracısına “Bak Allah boşuna çıkarmadı nimet yolunda seni karşıma! Bundan sonra biz ana kız gibi oluruz inşallah!”

“Olduk bile anneciğim!” diyerek iyice sarıldı Asiye ona.

Akşam gelip kamyoneti kapıda görünce anladı Okan kiracının eşyasının geldiğini. Asiye de o sırada aşağı inmiş ufak tefeği çıkarıyordu. Elindeki koliyi görünce, “Yardım edeyim!” diyerek aldı elinden Okan. Annesinin kapısından geçerken açtı Kevser hanım kapıyı, camdan görmüştü ikisinin konuştuğunu.

“Ah Okan’ım güzel yürekli oğlum benim! Nasıl da yetişmiş yardım ediyor bak! Annesi gibi vicdanlı çok şükür!”

“Vallahi ana oğul beni çok mahcup ediyorsunuz!” dedi Asiye, “Şu bahsettiğiniz adamları çağırsak mı yardım etseler kamyon gidecekmiş bir iki saate!”

“Bakkalın çırağı olmaz!” diye araya girdi Kevser hanım hemen.

“Ben hallederim, tamam!” dedi Okan annesine bakıp ters ters. Telefonu çıkarıp haftada iki gün binayı temizlemeye gelen görevliyi aradı, adam yanına da bir kişi alıp yarım saat içinde geldi hemen. O da karısını bekletmemek için çıktı yukarı. Kevser hanım da Asiye’nin eşyaları taşınırken girdi içeri. İki saat sonra kapısı çalınca oğlu geldi sanıp koştu ama gelen Asiye’ydi.

“Anneciğim biliyorum karşılık değil ama eşyamı açmadan hemen bir kek döktüm cevizli, teşekkür mahiyetinde. Okan beye de götürecektim de ayıp olur evli insanları rahatsız etmeyim diye hepsini getirdim size.”

“Ay aşk olsun kızım insanlık öldü mü? Yorulmuşsundur sen de gel içeri çay var, beraber yiyelim! Sabah geçerken Okan’ın eline tutuştururum ben, yesin iş yerinde. Erkenden çıkıyor zavallı, karısı yatıyor evde!”

Asiye elinde kek tabağı hemen girdi içeriye.

Kevser hanım ertesi günü ayak sesinden yakaladı oğlunu akşamdan Asiye’nin getirdiği dört dilim keki tutuşturdu eline.

“Anne işe giderken ne yapayım ben bu kadar keki, yukarı bırakayım da İlayda’da yesin madem!” dedi Okan.

“Oğlum şimdi geri çıkılır mı yukarı, kilo alıyor kız! Son zamanlarda ders çalışacağım diye iyice toparladı görmedin mi. Konu komşu hamile mi diye soruyor vallahi diyemiyorum kilo diye!”

“Anne!” dedi Okan bozularak, “Bak sakın söyleme kızın yüzüne çok üzülür! Kilo aldığı falan yok ayrıca sana öyle geliyor!” diyerek paketlenmiş dört dilim kek elinde indi merdivenleri.

Asiye hemen ertesi gün sabah kahvesine çağırdı Kevser hanımı erkenden, “Sizin gelini de çağırayım dedim ama siz sabahları kalkmıyor deyince, uyandırmayım dedim!” diye açtı kapıyı, “Ne dersiniz tıklayayım mı gidip kapısını!”

“Yok kızım uyuyordur o, Okan söylüyor gece geç saate kadar çalışıyormuş. Gündüzleri poposunu devirip oturuyor herhalde, kocasının koynunda uyuyacağına ders çalışıyor! Karışılmıyor işte ne yapacaksın!”

“Ah anneciğim maalesef çok böylesi, bahanesi oluyor demek ki! Evinde de görmediyse belki yazık!”

“Yok görmemiş, babası ölmüş erkenden! Anası da işte bunun gibi mızmızın biri zaten! Şansı yok Okanımın!”

Günler geçtikte Asiye ile Kevser hanımın ilişkisi daha da perçinlenerek devam etti. Birbirlerine gelip, gitmeler, apartman günlerine dahil olmalar, alış verişlere gitmeler sürdü durdu. Asiye taşınma gerekçesi ile bir ay geç başlayacaktı işe. O bir ayın içinde Kevser hanımla tam anne-kız oldular. Asiye’nin evinden getirdiği perdeler bu eve olmayınca, yeni perdeler alması gerekmiş, Kevser hanım onu hemen kendi perdecisine götürmüş, yeni perdeler sipariş etmişlerdi. Kızın zaten durumu yok diye perdeleri Kevser hanım halletmişti. Olur Asiye kiradan çıkarsa perdeleri götürmeyecekti. Zaten bu daireyi mobilyalı kiraya vermeyi düşünüyordu Kevser hanım bu vesileyle perdesi ile başlamıştı döşemeye.

“Kiradan keselim!” dediyse de Asiye, kabul etmedi.

(devam edecek)

Yorum bırakın