İlayda – Bölüm 6

İlayda’nın evde kalıp rahatça sınavlara hazırlanma planları ne yazık ki Kevser hanımın planlarına yenik düşmüştü ilk aylarda. Gelini daha gelir gelmez çalışmaya başladığı için görmeye gelmek isteyen konu komşu beklemiş, Kevser hanım da oğlunun evine kimseyi davet edememişti. İlayda annesinin yanından gelir gelmez, tüm bekleyenleri sıraya alıp, üç dört güne bir onların evine misafir çağırmaya başladı. Onca misafiri arka arkaya ağırlamaya alışık olmayan İlayda, sürekli evi temiz tutmak ve gelen gidene ikramlık hazırlamaktan çalıştığından daha çok yorulmaya başladı. Okan annesine “Artık biraz ara mı versen?” deyince Kevser hanım iki gözü iki çeşme ağlamaya başlayınca, karısı ve annesi arasına girmeme kararı aldı.

“Karı koca vaktinizden çalmayayım diye hafta sonu değil, hafta içi çağırıyorum, o bir tepsi yapıyorsa iki tepsi de ben yapıyorum oğlum!” diyordu sürekli. Yorulacak ne vardı, zaten akşama kadar evdeydi. Bunca insan çocuk doğurduktan sonra gelip gitse daha yorucu olmaz mıydı? Eş dost akraba, hediyelerini almış gelin görmeye beklemişken, “Gelin evde ama sizi istemiyor!” mu desindi?

Böylece İlayda ne yaptıysa kayınvalidesi ile baş edemedi ve iki üç ay boyunca misafirler akın akın geldiler. Sonunda davet edecek kimse kalmayınca Kevser hanım da biraz geri çekildi. Aynı kişilerin bebek görmeye de geleceklerinden ne oğluna, ne de gelinine bahsetmedi elbette. Ancak herkesin, her ailenin geleneği, adeti vardı. İlayda’da madem bu eve gelin gelmişti her birine saygı duyacaktı. Ona gel de bana hizmet et demiyordu ki, o yaşında bir her işini kendi görüyordu. Tamam temizliğe kadın geliyordu ama her gün ekmeğini, sütünü almaya kendi çıkıyordu. Gelin olup da kapısını çalıp “Anne bir ihtiyacın var mı?” diye sormuyordu İlayda. Hoş anne de demiyordu, eğreti ezberlemiş “Kevser anne” diyordu. Bir tanecik oğlu ise Şule hanıma doğrudan anneciğim diye hitap ediyordu. Zaten kıymeti bilinse kocası bilirdi, kocasının kıymetini bilmediği kadının kıymetini kimse bilmiyordu maalesef.

Binadaki kiracılardan biri evden çıktığı için emlakçıya ilan vermiş kiracı arıyordu. Oğlu ile gelinine rahat vermediği gibi kiracılara da pek rahat vermediğinden civardakiler onun huyunu öğrenmiş, soranlara daireyi önermiyorlardı. Emlakçılar işini yapıyordu tabi, onlar için ev sahibinin namı değil, ceplerine giren önemliydi. O yüzden baştan emlakçı komisyonu ödememek için evleri kendi kiraya verirken, etrafın sivri dili yüzünden emlakçılarla çalışır olmuştu. Emlakçıya on numaranın anahtarını bırakmak için çıkmışken, kalbi de rahatsız olduğundan tuzsuz ekmeğini almak için fırına uğradı. Eskiden Okan annesinin ekmeğini, çarşısını her şeyini yapardı. Şimdi arıyor, listeyi sorup, internetten yaptığı alışverişi eve yolluyordu. Tamam o da güzeldi oğlu da yorulmuyordu ama kapıya getirip eliyle verse en azından yüzünü biraz daha görmüş olurdu. Ayrıca onun internetten alış veriş ettiği markette tuzsuz ekmek olmadığından o yine kendisi çıkıp almak zorunda kalıyordu. Artık ayakları da iyice ağrımaya başlamıştı. Eski olduğu için asansörsüz olan apartmanın merdivenlerini inip çıkmak onu yoruyordu. Alt katlardaki kiracılardan biri çıkarsa yaptırıp oraya yerleşecekti ama iki kiracı da on yılı aşkın süredir oturup, kiralarını da düzenli ödeyen insanlardı.

Emlakçıya uğrayıp, aksaya aksaya fırına doğru yürürken, bozulmuş kaldırım taşlarından biri ayağına takılınca düşecek gibi oldu. Yanından valizi ile geçen genç kız onu tutmasa kaldırıma olduğu gibi yapışacaktı.

“Ah yavrum benim! Tutmasan vallahi bu yaşımda sakatlanır, sürünürdüm! Allah razı olsun!” dedi inleyerek.

“Olur mu teyzeciğim, daha maşallahınız var! Belediyenin suçu bunlar baksanıza ne biçim dizmişler yer karolarını, bastıkça dans ediyor her biri!” dedi kız.

“Hayırdır sen seyahate falan mı gidiyorsun böyle valizle?”

“Sormayın, yeni geldim de, şu binadaki kiralık evi sorayım dedim bakkala. Ev sahibi huysuzun biri sen yapamazsın dediler bana! Ben de kara kara düşünüyorum şimdi nereden ev bakayım diye! Kalacak yerim de yok bu akşam!”

“Allah Allah ne biliyormuş bakkal efendi ev sahibinin huyunu, bir kaç kez kiracısı mı olmuş?” dedi Kevser hanım sinirle, “Benim kızım o daire, sen aldırma onlara, erkek olacaklar bir de ama maşallah dedikoduya pek meraklı bu mahallenin esnafı!”

“Sizin mi şansa bak!” dedi kız şaşkın şaşkın, “Ne olur kusura bakmayın, bakkal öyle deyince ben ne bileyim siz olduğunuzu?”

“Senin ne suçun var kuzum!” dedi Kevser hanım nasıl olmuşsa kanı kaynamıştı bu güzel kıza, “Gel bize çıkalım da konuşalım, sen de bir soluklan, eve bak! Emlakçıda gerçi ama alırım geri sen merak etme!”

“Sahi mi diyorsunuz?” dedi kız heyecanla, “Verin o mübarek elinizi öpeyim! Allah çıkardı sizi karşıma. Yoksa kız başıma kalacaktım ortada böyle!”

“Gel, sen gel! Hem tanışalım, hem eve bak!” diyerek kızın koluna girdi Kevser hanım birlikte çıktılar onun dairesine.

Asiye kreş öğretmeniydi, babası çok küçük yaşta annesi ile onu bırakıp gitmişti. Annesi de genç yaşta kalp krizi geçirip ölünce, ortada kalmış, kendi ekmeğini kazanıp, iki yıllık çocuk gelişimi okumuştu. Geldiği yerde kreş öğretmeni maaşıyla kira ödemek zor olunca, arkadaşı bir kreşin sahibini tanıdığını söyleyip, onu davet etmişti. O da arkadaşına güvenip kreşle konuşmuş, daha telefonda kabul edilince de kaçırmamak için apar topar evini kapatıp gelmişti. İş tamamdı ama o bir yer bulana kadar arkadaşı onu evine almayacağını söyleyince bir anda sokakta kalmıştı. Önceki gece korka korka bir otelde kalmış, kapısını iyice kilitlemiş, gözüne bir damla uyku girmemişti. Bu evin yeri de, bina da, yakınlığı da tam istediği gibiydi. Bakkal ev sahibi huysuz kadın deyince hayalleri yıkılmış çok çaresiz hissetmişti ama Allah onu karşısına çıkarıvermişti işte.

“Kalbin temizmiş, Asiye kızım!” demişti Kevser hanım, kızın başına gelenleri duyunca kucak açmaya karar vermişti.

“Olur mu Kevser teyzeciğim, siz nasıl şeker gibi bir insanmışsınız meğer, bence mahalleli sizi kıskandığından adınızı huysuza çıkarmış!” deyiverince Kevser hanımın bütün yağları erimişti.

“Sorma kızım hep bu meymeletsiz kiracılar yüzünden. Hepsi değil ama var öyle bir iki tanesi. Her yerde insan, insan işte aldırmıyorum ben alıştım artık. Bak Allah senin gibi melek yüzlüleri de çıkarıyor karşıma. Evin içinde önceki kiracıdan kalan bir kaç parça eşya var. Sen bende kal bir kaç gün. Eşyan gelince de temizletir yerleşirsin. Ben sana temizlik için de ayarlarım birini!”

“Kevser teyze vallahi anne diyeceğim size, rahmetli annem neyse benim için öylesiniz bundan sonra!” dedi Asiye gözleri parlayarak. Kevser hanım iyice ısındı kıza.

Ertesi sabah kalktığında, Asiye erkenden uyanmış, çayı demlemiş, bir gün önce onun gittiğini gördüğü taze fırından ekmeğini alıp gelmişti bile. Kevser hanım kendisinden de erkenci bu çalışkan kızı iyice sevmişti.

“Keşke herkes senin gibi olsa kızım!” diye dua etti durdu müstakbel kiracısına.

Asiye’nin eşyalarının nakliye ile gelmesi üç gün sürünce, üç gün yemeklerini, işlerini hep yaptı Kevser teyzesinin. Eli de lezzetli ve çabuk olunca Kevser hanım keyfini çıkardı. Çocukları çok sevdiğinden kreş öğretmeni olmuştu Asiye, evlenince üç çocuk istiyordu en az. Hayatını kocası ve çocuklarına adayacaktı. Hele Kevser anne gibi bir de kayınvalideye düşerse daha ne isterdi ki.

“Amin inşallah!” dedi durdu Kevser hanım memnun memnun.

(devam edecek)

Yorum bırakın