Bir buçuk ay sonra güzel bir nikah töreni ile evlendiler İlayda ve Okan. Öncesine Kevser hanım hepsini evine davet edip, hem yaşayacakları evi gösterdi hem de dünürünü ilk kez ağırlamış oldu. İlayda yaşayacakları yeri de evi de çok beğenmişti. O da Okan gibi ailenin sahip olduğu iş yerlerinden birinde başlayacaktı şimdilik. Böylece evlenir evlenmez işsiz olmayacaklar hayata hemen tutunmuş olacaklardı.
“Allah içinize sindirsin!” dedi Şule hanım “Gerçekten ev de çok güzel, şehirde!”
Nikahtan hemen sonra ayarlanan deniz tatilinin ardından İlayda’nın yeni evindeki evlilik hayatı başladı. İlk haftalar hem çalışıp, hem evin düzenini korumayı pek beceremese de, altı ayın sonunda hepsini oturtmuştu. Şule hanım kızının her gün arayıp sorduğu sorulara sabırla cevap veriyordu.
“Anne beyazları kaç derecede yıkayacağım?”, “Patlıcanları suda ne kadar bekleteceğim?”, “Köftenin içine sen ne koyuyordun?”
“Kızım kayınvalidene de sorabilirsin bu soruları!” diyordu Şule hanım ama İlayda yine de her biri için annesini arıyordu. Gömlek ütüsü ile başı dertte olduğu için Okan ile konuşup, kuru temizlemeye vermeye karar vermişlerdi. Kevser hanım oğlunun gömleklerinin kuru temizlemeye gittiğini duyunca biraz bozulmuştu ama İlayda’ya bir şey söylememişti. Ayıp olmasın diye onu bir kaç kez yemeğe davet ettiklerinde İlayda’nın acemi yemeklerini de pek beğenmiş gibi görünmemişti. Okan karısını sevdiği ve desteklediği için Kevser hanım ağzını çok açamıyordu ama İlayda biraz biraz onun kendisinden pek memnun olmadığını sezmeye başlamıştı.
“Olur mu canım?” diyordu Şule hanım, “Alışık değilsin sen! Yoruluyorsun da birden bire alınganlık ediyorsundur!”
“Anne vallahi yüzü değişiyor, bazen de Okan’a bir şeyler söylerken yakalıyorum ama öyle ağzının içinde konuşuyor ki ne dediğini anlamak mümkün değil!”
“Gelin-kaynana anlaşamaz diye herkesin aklına sokuyorlar, asırlardır da gelenekmiş gibi her evliliğin başında bunlar yaşanıyor. Aklına Dilber anne ile beni getir daima, sen nasıl davranırsan, kayınvaliden de sana öyle davranır. Büyüğün o senin, tersine de gelse sessiz olacaksın. Kocan annesini yok sayamaz bunu unutma!”
“Bir şey demiyorum zaten, hiç bir şey de belli etmiyorum sen merak etme!” diyordu İlayda.
Sahiden de öyle gözle görünür bir anlaşmazlık yoktu aralarında ama zaman zaman İlayda onun bakışlarından, sözlerinden hissediyordu bir şeyler. Neyse ki çalıştığı için aynı apartmanda da olsalar karşılaşmıyorlardı çok fazla. Okan geçerken kapıyı çalıp annesini gördüğü için de geldin, gittin hesabına girmiyordu karısı için.
Şule hanım kızını tüm iyi niyeti ile dinlese de Kevser hanımın şikayetleri başlamıştı İlayda’dan. Aslında daha isteme aşamasında pek gönlüne göre bulmamıştı. Oğluna daha hamarat, kıvrak bir gelin adayı arıyordu ama İlayda nazlı ve eli ağır bir kızdı. Okan karısına laf ettirmediği için oğluna da bir şey demiyordu ama içten içe biriktirmeye başlamıştı. Okan okuldan geldiği zamanlar annesinin her işine gücüne koşup, yardım ediyorken şimdi sadece kapıdan uğramakla yetiniyordu. Hafta sonları da karı koca sürekli geziyorlardı. Gittikleri her yere onu davet etmedikleri için de içerliyordu Kevser hanım. Sonuçta o da tek başına yaşıyordu. Zaten apartman yöneticisi olduğu için hem apartmanın işleri, hem kiracıların takibi epeyce vaktini alıyordu. Hafta sonları da evlatları onunla ilgilensin diye beklemek hakkıydı. Ancak Okan’a sorulsa onların da bir hafta sonu vardı karı koca baş başa gezmek istiyorlardı. Sanki Kevser hanım her dakika onlardaydı, bütün hafta baş başaydılar zaten ama ne oluyorsa doymuyorlardı birbirlerine.
Evlilikleri bir yılı doldurduğunda Kevser hanım oğluna torun sormaya başlamıştı çoktan. Bekledikçe olmazdı çocuk, önüne geçiyorlarsa bir an önce bırakıp anne-baba olmaları lâzımdı. Kevser hanım da aynı binadaydı, bakımını dert edecek bir durumları yoktu. Hem İlayda’da biraz ara verir çocuk belli bir yaşa gelene kadar evde dururdu. Ne olacaktı sanki, zaten çalıştığı yer aile şirketiydi. Kariyerine ara verdi diye bir derdi de olmazdı.
“Anne tamam!” diyordu Okan her seferinde. Onlar İlayda ile konuşmuşlar biraz evliliğe alışma, biraz gençliklerinin tadını çıkarma peşindeydiler. Olacaktı çocuk elbette istiyorlardı ama İlayda daha hazır değildi zaten. Ayrıca aile şirketi de olsa İlayda mesleğinde ilerlemek istiyordu. Belki sonrasında başka yerlere geçebilirdi.
Şule hanıma da bir kaç kes bahsetmişti Kevser hanım, “Ne dediysem dinlemiyorlar dünürüm, ben konuştum oğlumla ama İlayda ne derse onu yapıyor. Bari sen kızınla konuş da artık bir bebek sevelim iki dünür öyle değil mi?”
Şule hanım, Kevser hanımın torun sevdasını anlıyor ama kızının da daha istemediğini bildiği için yumuşaklıkla onu idare ediyordu
“Hayırlısı olsun Kevser hanım, analı, babalı sağlıklı olsun da! Elbet vaktinde olur her şey!”
“Kızının bu yavaşlığı kimden aldığı belli!” diyordu Kevser hanım telefonu kapatınca, “Kadına ne anlatsam, çiçek böcek anlatmışım gibi gülümsüyor!”
Şule hanımdan da umduğunu bulamayan Kevser hanım sonunda oğlu ile gelinini yemeğe çağırıp, “Kızım eniştemle konuştum şirkette de işler stresliymiş biraz, sen de yoruluyorsun. Stres biliyorsun çocuk yapman için hiç iyi bir etken değil. Acaba biraz ara versen de hamile kaldıktan sonra mı çalışsan? Evine de adapte olursun artık!” deyince İlayda Okan’a baktı bir şey söylemesi için ama annesinin çocuk dırdırından bıkan Okan sessiz kaldı.
“Yorulmuyorum ben siz merak etmeyin!” diye yanıt verdi o da nazikçe ama Kevser hanımın bu işin peşini bırakmayacağını anladı. Ne yapsa beğenmeyen kayınvalidesi onun çalışmasına başından beri karşı olduğundan hamilelik bahanesi ile işi de bırakmasını istiyordu.
“Aslında annem doğru söylüyor!” dedi Okan eve çıktıklarında, “Çok yoruluyorsun aşkım! Biraz evde dinlenir, gezer tozarsın! Şu girmek istediğin sınavlara da hazırlanır, aile şirketinde kurtulmuş olursun” diye ekledi sonra.
Aslında İlayda’nın kariyer planları içinde gerçekten de aile şirketinde, okudukları okulla ilgisi olmayan bu işi yapmak değil, mesleği ile ilgili bir şeyler yapmak vardı. Okan sadece diploma almak için okuduğundan mesleğim diye bir derde düşmüyordu. Onun daha okula giderken buraya dönüp bu işi yapacağı belliydi. Hem çalışıp, hem sınavlara hazırlanmak gerçekten de bu bir buçuk yıl içinde mümkün olmayınca, o da kocasının lafına uyup işten ayrıldı. Böylece Kevser hanımın da çenesinden biraz kurtulmuş olacaklardı. İşten ayrılır ayrılmaz annesini özlediği için kocasından izin alıp biraz onun yanında kaldı.
“Bak! Hemen nasıl gitti anasının yanına, kocasını burada bıraktı da!” diye başladı Kevser hanım bu sefer. Gelini dönene kadar oğlunu yukarı eve çıkarmadı. Okan hafta sonu karısını almaya giderken ancak annesinin elinden kurtulabildi.
Şule hanım kızının gönlüyle işinden ayrılıp, sınavlara hazırlanmaya başlama kararını destekliyordu. Ayrıca çocukluk arkadaşının oğlu Tahsin’in tayini İlayda’ların yaşadığı şehre çıkmıştı. Tahsin annesini tek başına bırakmak istemediği için bir süreliğine onunda yanına alacaktı. Onlar taşınıp, yerleşince, Şule hanımda ziyarete gelmeye düşünüyordu.
“İlahi anne!” dedi İlayda, “Yani arkadaşın için geleceksin de daha bir kez gelip kalmadın bizim evde!”
“Kızım yeni evlilerin evine gider mi kayınvalide öyle ikide bir! Zaten eviniz küçük, damat nasıl rahat etsin benim yanımda! Tahsin elime büyüdü sayılır! Kalacağım bir iki gece zaten. Gelmişken hem sizi hem onları görür gelirim. Gerçi tam da sizin orası sayılmaz ama dolmuşlar elli dakikaymış dedi Hacer teyzen! Devlet hastanesinde çalışacağı için oraya yakın tutmuşlar evini de!”
(devam edecek)