İlayda – Bölüm 4

Fatih bey ve Dilber hanımın peş peşe ölümleri çok sarsmıştı İlayda’yı, Şule hanım kızına güçlü görünmeye çalışsa da, onun da canı yanmıştı. Kocasından ayrılmış da olsa, İlayda onun babasını hâlâ sevdiğini biliyordu. Şimdi yaşanan tüm acılara, eklenen ölüm acısı ile direnmeye çalışıyordu hayata. Dilber hanımın gözlerinin önünde çırpınarak son nefesini vermesinden de çok etkilenmişlerdi. Zavallı kadın tüm o dik duruşuna rağmen, evlat acısına yenik düşmüştü saniyeler içinde. Bir annenin duyabileceği en acı haberdi duydukları.

Okan’ın aileye verdiği destek son sınıfa geçtiklerinde de devam etti. Şule hanım seviyordu bu nazik delikanlıyı. İlayda ile artık sevgili olmuşlardı ve kızı da gerçekten mutlu görünüyordu onunla. Yaşananlardan sonra Okan’ın sevgisi ile teselli bulmasını izlemek ona da iyi geliyordu. Nihayet mezuniyete bir kaç ay kala İlayda, Okan’ın ona evlenme teklifi ettiği müjdesi ile geldi annesine. O kadar heyecanlanmış ve sevinmişti ki anlatırken gözlerinde yıldızlar yanıp sönüyordu neredeyse. Ancak ufak bir sorun vardı o da Okan evlendikten sonra annesinin yanına taşınmak istiyordu. Kevser hanım apartmanlarındaki dairelerden birini evlenirse diye oğlu için hazırlatmış bekliyordu.

“Olsun kızım!” dedi Şule hanım, “Mutlu olmak için belirli bir yerde olmaya gerek yok ki, madem evi de varmış Okan’ın gider orada yaşarsınız!”

“Sen ne olacaksın peki?” dedi İlayda hüzünlenerek.

“Ne olacağım da ne demek? Bunca zaman ne olduysam onu olmaya devam edeceğim. Biliyorsun benim de bir çok grubum var, ayrıca teyzen de çağırıp duruyor, oraya buraya gezer dururum işte fena mı?”

“Canım anneciğim belki sen de oraya gelirsin bizimle diye düşünmüştüm ben?” diye sordu İlayda ama Şule hanımın kızının peşinden başka bir şehre taşınmaya niyeti yoktu şimdilik. Okan’ı da uzun süredir tanıyıp, güvendiği için gözü de arkada kalmayacaktı. Okan annesine bahsetmişti İlayda’dan istemek için bir kaç hafta sona geleceklerdi babasıyla. Kevser hanım babası olmadan gelmeyi istemiş olsa da, Okan ikisinin birden gelip Şule hanımla tanışmasının daha uygun olduğunu düşünmüştü. Ciciannesi katılmayacaktı bu merasime.

“Herkesin ailesinde var bir karmaşa işte!” demişti Şule hanım kızından duyunca, “Okan nasıl mutlu olacaksa öyle olsun, ikinizin mutlu olmasından başka bir arzum yok artık hayatta!”

“Ah anneciğim sen o kadar iyi yürekli ve nazik bir kadınsın ki, inşallah ben de senin gibi iyi bir eş ve anne olurum!”

“Elbette olacaksın benim güzel kızım, sen hiç merak etme!”

Kevser hanım ve Turan bey on gün sonra gelmişlerdi İlayda’yı istemeye. İlayda o kadar heyecanlanmıştı ki bütün hafta ne giyeceğine, nasıl davranacağına odaklanıp durmuştu. Okan boşandıktan sonra da araları hiç olmayan anne ve babası ile birlikte olmaktan biraz gergindi ama yine de bu önemli olayda birlikte olmaları gerektiği konusunda ısrarcıydı. Şule hanım her zaman ki sakinliği ile karşıladı misafirlerini. Okan elindeki çiçek ve bir kutu çikolatayı hemen İlayda’ya verdi ve ailesini tanıştırdı.

“Memnun oldum!” dedi Kevser hanım, “Oğlum sizleri anlata anlata bitiremiyor!”

“Çok iyi bir evlat yetiştirmişsiniz maşallah! Biz de onu çok seviyoruz. Daha şimdiden benim evladım gibi oldu!” dedi Şule hanım.

“Her şeye rağmen yetiştirdim çok şükür!” dedi Kevser hanım yan gözle eski kocasına bakarak. Turan bey onun laf sokmalarına alışık olduğunu belli edercesine gözlerini devirip girdi içeriye. İsteme faslına geçemeden önce Kevser hanım epeyce sordu Şule hanıma, rahmetli eşini, işini, malını, mülkünü, İlayda’nın eğitimini aklına ne geliyorsa.

“İlk karşılaşma olunca anlayış göstereceğinizi düşünüyorum!” dedi sonra, “Benim de oğlum kıymetli, kızımızı da sizi de ilk kez görüyoruz!”

“Çocuklar birbirini sevmiş önemli olan da bu biz aracı olalım!” diyerek sözünü kesti Turan bey sonunda onun ve isteme faslına geçti. Yüzükler de takıldıktan sonra Turan bey fazla kalamayacakları için özür dileyip ayağa kalktı hemen. Kevser hanım da bir şeyler mırıldanarak kalktı. Okan, babasının iki karısı arasında kaldığını fısıldayıp, güldü İlayda’ya. Fazla uzatmadan apar topar gittiler.

“Ne diyorsun?” dedi İlayda annesine onlar çıkar çıkmaz, “Annesini sevdin mi?”

“Kızım benim sevmemle değil bu işler, sen onları hoş tut, onlar da seni hoş tutsunlar. Dilber anneyle beni düşün, kendi annemden daha yakın oldu bana her zaman. İnşallah Kevser hanımla sen de öyle olursunuz!”

İki dünür çocukların mezuniyetinde ikinci kez bir araya geldiler. İstemeye geldikleri gün aceleyle kalkıldığından nikah gününü konuşmaya fırsatları olmamıştı. Törene Turan bey yeni eşiyle geldiği için Kevser hanım onlardan ayrı oturmayı tercih etmişti. Şule hanımda onun gibi dul olduğu için bu konuyu oturup iki kadın konuşmalarının daha iyi olduğunu söylemişti törende. Akşama her iki aile birlikte mezuniyet yemeğine götürdüler çocuklarını, yemekten sonra iki genç onlardan ayrılınca, Şule hanım da eve döndü. Kevser hanım ayrılırken, ertesi gün kahveye uğrayacağını söylemişti.

Sabah kahvaltısının hemen ardından geldi söz verdiği gibi Kevser hanım, “Artık aile olduk diye böyle erkenden geldim, rahatsızlık vermedim inşallah! Erken uyanırım ben!” dedi girer girmez.

“Olur mu rahatsızlık, İlayda’da kahvaltıyı toplayacaktı şimdi, açsanız buyurun birlikte yiyelim!” dedi Şule hanım nazikçe.

“Sağ olun, dedim ya erken kalkarım ben. Kahvemi de erken içerim de bu gün sizinle içeyim diye bekledim!”

“Ben şimdi kahveleri yaparım Kevser teyze!” dedi İlayda hemen ve elindeki kahvaltılıklarla mutfağa koştu. Anne kız onu bu kadar erken beklemedikleri için henüz üzerlerinde sabahlıkları vardı.

“Anne demeye alışacaksın inşallah!” diye seslendi Kevser hanım İlayda’nın arkasından.

“Tabi zamanlar alışacaklar!” dedi Şule hanım gülümseyerek.

Kevser hanım oğluna düğün yapmak istediğini ancak Turan beyle görünen üzere pek anlaşamadıklarını söyledi. Oturduğu apartman ailesine aitti, çok şükür kira gelirleri vardı ama düğün yapacak kadar da zengin değildi. Nihayetinde o da Şule hanım gibi dul bir kadındı. İki dünür de görmüş geçirmiş, varlıklı ailelerin kızları olduklarına göre, gösteriş için çocukların geleceklerine harcanacak parayı düğünlerde başkalarına yedirmek istemezlerdi herhalde.

“Tabi bizim öyle bir talebimiz yok zaten!” dedi Şule hanım, “Benim kızım da gösterişi sevmez zaten, içiniz rahat olsun!”

“Çok memnun oldum!” diye yanıtladı Kevser hanım, “Turan malum yeni eşine yedirdi elindeki avucundakini, düğünü ben yapsam baba diye gelip kurulacaktı. Beni büyük külfetten kurtardınız. Siz ne yapacaksınız kızınız evlenince, burada mı yaşayacaksınız yine?”

“Şimdilik öyle düşünüyorum, siz zaten aynı apartmanda olacaksınız, çocuklarımıza sahip çıkarsınız!”

“Tabi, İlayda kızımızla iyi anlaşırız inşallah da bolca gelir gideriz!”

“İnşallah dedi Şule hanım!”

O sırada İlayda gelip kahveleri ikram etti annesi ve kayınvalidesine.

“Okan’da erken kalkar!” dedi Kevser hanım yan gözle İlayda’nın pijamalarına bakıp.

“Ben de kalkarım da, dün geç geldik Kevser teyze! Şey! Kevser Anne! Gelince annemle de biraz muhabbet edince, kalkamadık!”

“Evet geç geldi Okan, ben de merak ettim açıkçası! Aslında o sevmez öyle geceleri çıkmayı ama demek ki sen isteyince!”

“Kutlamışlar çocuklar dört yıllık emekleri!” diye araya girdi Şule hanım hemen, “İlayda’da evcimen bir kızdır! Zaten bundan sonra ikisinin hayatı nasıl istiyorlarsa öyle yaşarlar!”

“Ya tabi!” dedi Kevser hanım sahte bir gülümsemeyle kahvesinden bir yudum aldı.

Okan buradaki evini kapatıp, annesi ile dönecekti. Kevser hanımın ailesinin kurduğu ortak işlerden birinde çalışmasını planlamışlardı. Evleri, oğlanın işi de hazır olunca, nikahı da çok ötelemeye gerek yoktu. Askerliği zaten bedelli yapacağı için, nikahtan sonra olsa da olurdu. Şule hanım, kızının başını salladığı her şeye “Tamam!” dedi. Madem her şeyleri hazırdı, bu kadar da istiyorlardı, ona göre de bir an önce nikahlanmalarının bir sakıncası yoktu. Nikah tarihi için anlaştıktan sonra Kevser hanım Okan ile işleri olduğunu söyleyip gitti.

“Senden bu kadar çabuk mu ayrılacağım!” dedi İlayda annesine sarılıp, “Hem olsun istiyorum, hem de beklesin!”

“Güzel kızım eninde sonunda olacak bu evlilik, ben de senin mutlu gününü göreceğim, sonsuza kadar dizimin dibinde yaşayamazsın ya!”

“Keşse babaannem de olsaydı bu gün değil mi?”

“Evet Dilber anne çok isterdi evlendiğini görmeyi ama eminim yukarıdan izliyorlardır babanla!”

(devam edecek)

Yorum bırakın