İlayda babasının taksiden son anda inemeyeceğini söylemesi ve devam etmesinin şokunu atlatamadı bir süre. Babası onu öylece bırakıp, o kadına ve kızına mı gitmişti şimdi. Göz yaşlarına boğularak girdi içeri. Onu ilk gören Dilber hanım oldu.
“Kızım ne oldu?” dedi korkuyla.
“Babaanne çok kötü bir şey oldu çok!” diyerek ona sarıldı İlayda.
“Ne oldu anlat çabuk, biri sana bir şey mi yaptı yoksa?”
“Hayır! Babamı gördüm babaanne, babamın başka bir kadınla ilişkisi var!”
Dilber hanım hepsinin yaşamaktan korktuğu o anın geldiğini anlayınca dudaklarını sıkıp, bir şey diyemedi önce.
“Belki yanlış görmüşsündür!” diye mırıldandı
“Hayır yanlış falan görmedim!” diyerek olan biten her şeyi tek tek anlattı babaannesine.
“Tamam!” dedi Dilber hanım, “Annenle konuşayım, bu hafta buradan ayrılıyoruz!”
“Anlamadım? Ayrılıyor muyuz? Tek yapacağımız bu mu? Anneme nasıl söyleyeceksin bunu çok üzülecek?”
“Merak etme! Ben halledeceğim!” dedi Dilber hanım tuhaf bir sakinlikle ama İlayda onun tavırlarından anladı bunu önceden beri bildiğini.
“Annem de mi biliyor?” dedi inleyerek.
“Evet annen de biliyor! Babana verdiğimiz son şanstı bu İlayda, annenin daha fazla bu acıya katlanmasına gerek yok güzel kızım. O yüzden buradan ayrılıp, kendimize başka bir hayat kuracağız tamam mı?”
“Hayır değil! Ben babamı seviyorum, onu ikna edebiliriz! Anneme söylemeyiz, o kadından ayrılır ve hayatımız yeniden eskisi gibi olur! Babaanne lütfen!”
“İnan bana baban bunu o kadar uzun zamandır yapıyor ve annen tüm bu söylediklerini o kadar çok denedi ki! Artık faydası olmuyor, bırakalım o istediği hayatı yaşasın, biz de kendimizinkini!”
Şule hanım hiç ikiletmedi kayınvalidesinin sözlerini, İlayda o zaman anladı annesinin de içinde hiç bir şey kalmadığını. Bir damla göz yaşı bile dökülmedi gözlerinden. İki kadın sanki yıllardır bu güne hazırlarmış gibi toparlanmaya başladılar. Fatih bey bir kaç kez aradı kızını telefonundan ama babaannesinden duyduklarından sonra iyice kırılan İlayda açmadı telefonlarını.
“O senin kardeşin değil!” yazdı son olarak, “Benim kızım değil, İlayda, seni çok seviyorum ve senden başka çocuğum yok inan bana!”
“Sana annem seni affederse affederim demiştim!” yazdı İlayda dayanamayıp, “Ve o affetmeyi çoktan unutmuş!”
Dilber hanım kocasının avukatını arayıp, ona kalan bir kaç dairenin tapusunu hızlıca gelinin üzerine geçirdikten sonra bu günün geleceğini bildiği için, çoktan döşettiği sahil kenarındaki eve taşınmaları için gerekli hazırlıkları yaptırdı. İlayda onların soğuk kanlılıklarının etkisine kapıldığı için ağlamayı bırakmış ve bu kaçışa ortak olmuştu kolayca. Bir kaçış değildi aslında yaptıkları, Fatih beyi hayatlarından çıkarıyorlardı. Ona “Git!” deseler gitmeyeceğini ve kalmak için her şeyi deneyeceğini bildiklerinden kısa yoldan kendileri çıkıp gidiyordu onun hayatından. Şimdilik şehir değiştirmedikleri için İlayda’nın okulu veya sosyal hayatı etkilenmeyecekti bu taşınmadan.
Taşınma tamamlanıp, tapu işlemleri de sona erince, gelinine hemen boşanma davası açtırdı Dilber hanım. Artık hiç bir açıdan ihtiyacı yoktu kocasına ve hiç değilse kalan hayatını sakin bir şekilde geçirebilirdi bundan sonra. Fatih beyin onlardan mal mülk esirgemeyeceğini bilse de güveni kalmadığı için kendi üzerindeki bir çok şeyi de onların üzerine aktarıp, güvence altına altına almıştı şimdilik. Şule hanım, Dilber hanımın sözünden hiç çıkamamıştı o güne kadar, o günde çıkmadı.
Fatih bey karısına ulaşıp konuşmayı denedi günler sonra ama ne annesi, ne karısı ona dönüş yapmadılar. Sadece İlayda bazen düşünüyordu onunla yeniden konuşmayı ama babaannesi ve annesinin dik duruşlarını görünce vazgeçiyordu. O kadını öpüşü ve yanındaki kıza onun olsun veya olmasın o kadar yakın duruşu gitmiyordu gözlerinin önünden. Annesi ve babası boşanmış bir çok arkadaşı vardı ilk defa onun başına gelmiyordu bunlar. Babaannesinin anlattıklarından sonra da annesinin özgür ve rahat bir hayat yaşamasını çok istiyordu o da.
Bir yıl sonra üniversite sınavını kazandığında babası ile ilk kez telefonda konuştu yeniden. Fatih bey onu tebrik için aramıştı. Ayrıca da eve güzel bir hediye göndermişti. Dilber hanım anne ve babası boşandığı için babası ile tüm bağını kesmesi gerekmediğini söylemişti ona. Kararı ona bırakıyordu. Kendini hazır hissettiğinde yeniden onunla elbette görüşebilirlerdi. Fatih bey onu kutlama için bir yemeğe çıkarmayı teklif edince annesine de sorup kabul etti. Şule hanım da kızının babasından ayrı kalması gerektiğini düşünmüyordu ama İlayda’nın yaşadığı şoktan sonra onu affetmeye yakın bir ruh haline gelmesi bir yılı bulmuştu. Baba kız o konuya hiç girmeden kısa bir yemek yediler ilk buluşmada, Fatih bey elinden geldiğinde ona gelecek planları ile sorular sordu, o da kızını çok özlemişti.
Ailesinde tüm bu fırtınalar yaşanırken, onun Okan ile arkadaşlığı da devam ediyordu. Grup içinde ikisinin birbirine olan yakınlığı artık herkesçe biliniyordu. Tam olarak sevgiliyiz demeseler de İlayda, onun açılmasının çok yakın olduğuna emindi. Babasına öfkesi tam olarak dinmediği için ne yeni okulundan, ne de Okan ile aralarında olanlardan ona bahsetmedi. Okuduğu üniversite bitince ne yapacağına daha kendisi de karar vermemişti, henüz birinci sınıftaydı. Eve döndüğünde annesi ya da babaannesi ona hiç bir şey sormadı. Bunu babasına olan öfkelerinden değil, onu huzursuz etmemek için yaptıklarını bildiği için mutlu bile oldu. Fatih beye rağmen böyle iki güçlü kadınla büyüdüğü için kendini şanslı sayıyordu. Babasına olan sevgisi de içinde kazınıp gitmiş değildi elbette sadece onu tam olarak affetmeyi şimdilik kendine yediremiyordu.
Üçüncü sınıfa geçtiğinde babası ile ilişkisi artık daha dengeli bir hale gelmişti. Her ay bir kez buluşup öğlen yemeği yiyorlardı. Eve de sürekli hediyeler geliyordu. Şule hanım evliliği sona erince daha dışa dönük ve sosyal olmaya başlamıştı. Dilber hanımın ise sağlığı giderek bozuluyordu. Ona destek olması için bir yardımcı tutmuşlardı. Şule hanım ona gerçekten annesi gibi davranıyordu ve yardımcıları da olsa tüm doktor randevuları, öz bakımı gibi işlerle kendisi ilgilenip, dört duvar arasında bunalmaması için elinden geleni yapıyordu. Dilber hanımın sağlık durumu kötüye gidiyor diye düşünürlerken bir hafta sonu Şule hanıma gelen telefon hepsinin şoka girmesine neden oldu. Fatih bey geçirdiği bir kaza sonucunda hayatını kaybetmişti. Şule hanım arayanın başlangıçta kötü bir şaka yaptığını düşünse de sonrasında arayan Fatih beyin avukatı, bunun bir şaka olmadığını aileye bildirdi. Haber kesinleşince Şule hanım önce kızıyla konuştu. İlayda annesinin yüzüne bakakalmıştı öylece. Yıllar sonra annesinin gözlerinden babası için dökülen yaşlar çözmüştü onun duygularını da ve anne kız bir süre birbirlerine sarılıp ağlamışlardı. İkisi de bunu Dilber hanıma nasıl söyleyeceklerini bilmiyorlardı. Dilber hanım taşınmanın ardından oğlu ile görüşmeyi ret etmiş, sadece bayram ve özel günlerde aramalarına karşılık vermeyi seçmişti. Her şeyden habersiz odasına televizyon seyrederken gelen gelini ve kızının kızarmış gözleri ile yüzlerindeki ifadeyi görünce anlamıştı yüreğine ateş düşeceğini ama kulaklarıyla duyunca ateşin gücüne dayanamayıp bir kriz geçirmişti.
Anne, oğulun birlikte kalkan cenazeleri Şule hanım ve İlayda’nın ayakta duramayacak kadar sarsılmalarına neden olunca, Okan ikisini de bu zor günlerde hiç yalnız bırakmamıştı. Henüz onun daha hiç bir hayat tecrübesi olmamasına rağmen, yapılması gereken her şeyi elinden geldiğince halletmişti.
(devam edecek)