Dördüncü kez yakalandığında artık kocasının iflah olmaz bir çapkın olduğuna ikna olmuştu canı yanarak. Dilber hanımın eşi ile ilgili anlattıklarından sonra Fatih beyin doğrudan bu konuda sorunlu olduğuna ve baş etmesi için belki de yardım alması gerektiğini düşünüyordu. İşin garip tarafı Fatih bey de karısı ile birebir aynı görüşteydi ve Dilber hanımın da desteği ile bir evlilik danışmanına gitmeye başladılar. Evlilik danışmanının söylediğine göre Fatih beyin yıllar boyu sağlıklı bir aile ortamında bulunamamasından kaynaklanan duygusal tatminsizliği, güçlü bir özgüven eksikliğine yol açarak onun dışarıdan aldığı tatmine sürüklüyordu. Başka kadınların ilgisi sayesinde kendini daha güvende hissediyor ama sonuçta karısını aldatmış olmanın vicdan azabıyla yeniden başa dönüyor ve bu kısır döngüden çıkamıyordu.
“Tam da benim söylediğim gibi!” demişti Fatih bey, “Biliyorum sorunluyum ama halledeceğim!”
Gerçekten de devam eden bir kaç yıl boyunca her şey yine bir peri masalına dönüşünce, Dilber hanım da, Şule hanım da rahatlamıştı. Ancak Fatih beyin yeniden bir kadınla beraber olduğuna dair ip uçları ve arkasından itirafı gelince Şule hanım kızının mutluluğu için onunla yaşamaya devam edeceğini ancak artık karı koca olmalarının mümkün olmadığını söylemişti. Tek şartı ise yaptıklarını kızına ve üçüncü kişilere yakalanmadan yaşamasıydı. Dilber hanım da sonuna kadar gelininin yanında olduğunu söyleyince, Fatih beyin evdeki gücü ve huzuru azalmıştı. Yine yeminler edip, karısına yalvarınca Şule hanım kalbi ona inanmak istese de, geri çekilmiş ve tekrar tekrar aynı acıyı yaşamak istemediğine karar vermişti. Konu kayınvalidesi, kocası ve onun arasında sırdı.
“Utan!” demişti Dilber hanım, “Bu kadar iyi bir karın varken, sen yine de başkalarına uçkur çözüyorsun! Ne yapsın bu kız daha sana bilmiyorum? Babanın yaptıklarının gölgesini kendine bahane etmeni de kabul etmiyorum artık, sen de en az onun kadar arsız bir adamsın! Bu kız bir kere daha senin yüzünden ağlarsa, hiç birimizi göremezsin! Onları da alır giderim anlaşıldı mı?”
Fatih bey annesine de yalvar yakar sözler vermiş olsa da artık iki kadının da güvenini kazanması mümkün olmadan yaşamak zorundaydı. Sadece kızı gerçekleri bilmediği için herkes mutlu gibi davranmaya devam ediyordu. Gece mesaileri ve seyahatler bir kaç ay sonra yeniden başlayınca artık kimse ona nereye gittiğini, kaç gün kalacağını veya kaçta döneceğini sormaz oldu. Tatlı küçük İlayda’dan başka.
İlayda orta okula başladığında artık babasının sürekli seyahatlerde olmasına alışmış, arkadaşları ile ev halkından daha çok ilgilenmeye başlamıştı. Okuduğu özel kolejde sürekli faaliyetler ve arkadaş gruplarının buluşmaları, doğum günleri olduğundan babasının yokluğunu eskisi kadar hissetmiyordu. Şule hanım kızının mutlu olması için elinden geleni yapıyor, onu arkadaşları ile gitmek istediği her yere kendisi götürüp, kendisi alıyordu. Fatih bey kızından sevgisi dahil hiç bir şeyi esirgemediği için İlayda annesi ve babası arasındaki soğukluğu bilmeden mutlu mesut yaşıyordu. Dört yıl süren orta okul boyunca edindiği iyi arkadaşlar ve onların anneleri ile Şule hanımın da iletişimde olmasıyla sıkı bağlar kurmuştu. Bu bağlar liseye de taşınınca dört beş arkadaş birbirlerinden hiç ayrılmadan gezer oldular. Üçü kız ikisi erkek olan bu grupta olan Okan ile aralarında yeni filizlenen güzel duygular vardı ama henüz ikisi de birbirlerine bir itirafta bulunmamışlardı. Okan sakin ve nazik bir delikanlıydı. Çok yakışıklı olmasa da, çocukluklarından beri İlayda’ya ilgi çekici geliyordu. Diğer üç kızdan fazla ona yakın davrandığı için de duygularının karşılıksız olmadığını düşünüyordu. Annesi ve babası boşanmış olan Okan, babası ve onun sonradan evlendiği eşi ile yaşıyordu. Annesi Kevser hanım boşandıktan sonra oğlunu alıp babasının memleketine taşınmış, yine babasından kalan bir apartmanın dairesini düzenleyerek orada yaşamaya başlamıştı. Ancak Okan büyüdükçe babası onun iyi bir okulda okuması için yanına gelmesi gerektiğini söyleyince itiraz etmemiş, oğlunun okul zamanı babasıyla, tatilde de kendisi ile olmasına rıza göstermişti. Okan annesi ile de babası ile de mutlu yaşadığı için bu düzenden fazla sarsılmış gibi görünmüyordu ama babasıylayken annesini daha fazla özlediğini itiraf ediyordu çoğu zaman.
Beş arkadaş birbirlerinden hiç ayrılmadıkları için her yere birlikte gitmeye başlamışlardı. Bir hafta sonu gezmeye gittikleri alışveriş merkezinden çıkıp taksiye binerlerken İlayda uzaktan babasını görmüş, yanında gördüğü kadın ve kızını önce arkadaşları sanıp, arkasından babasının kadını dudaklarından öptüğünü görünce şoka girmişti. Yanındaki arkadaşlarına bir şey diyemediği için, bir şey almayı unuttuğunu söyleyip, ayrılarak, babası ve yanındakileri takibe başladı. Hemen hemen aynı yaşlarda olduğu kız sürekli babasına sarılıyor, birlikte mağazalara girip, kadın ve kız için alışveriş yapıyorlardı. Fatih bey o kadar mutlu görünüyordu ki, babasını bir iş seyahatinde sanan İlayda buna daha fazla seyirci kalamayacağını anlayınca bir anda karşılarına dikildi.
“İlayda?” dedi babası büyük bir şaşkınlıkla
“Baba kim bu insanlar?” diye bağırdı İlayda kendini tutamadan.
Fatih bey ne söyleyeceğini bilemeyince “Bu Füsun hanım, bu da kızı biz burada karşılaştık!” diyerek kendini savunmaya çalıştı beceriksizce.
“Senin seyahatte olman gerekmiyor muydu?”
“Erken döndüm, buradan bir şeyler alıp size sürpriz yapacaktım!”
“Yalan söyleme baba!” diye hırladı İlayda, “Seni gördüm, bu kadının elini tutuyor ve durmadan öpüyordun! Şu elinizdeki üç torbayı alırken sizi takip ettim. Bu kıza da bana sarıldığın gibi sarılıyordun ayrıca! Kim bunlar dedim cevap ver!”
“İlayda bağırma! Herkes bize bakıyor! Bunları sakin bir yerde konuşalım mı ikimiz?”
“Hayır, bu kadınla annemi aldatıyorsun değil mi? Bir de kızın mı var yoksa ha? Söyle bunlar diğer ailen mi senin? Nefret ediyorum senden! Bunu bize nasıl yaparsın?”
“E yeter ama!” dedi Fatih beyin yanındaki kız da hırçınlaşarak, “Herkese rezil olduk bu kızı dinlemek zorunda mıyız?”
Onlar bağrışırken etraflarında biriken meraklı kalabalık da artmaya başlamıştı.
“Hayır! Herkes sakin olsun!” dedi Fatih bey, “Siz ne bakıyorsunuz?” diye kalabalığa çıkıştı sonra, insanlar homurdanarak dönüp yürümeye başladılar. Sonra yanındaki kadına dönüp, “Siz gidin ben kızımla konuşmalıyım!” dedi nazikçe ama kadın da gerilmişti iyice,
“Sana bunun buraya varacağını söylemiştim! Boşanacağım diye beni oyalayıp duruyorsun! Biz bir yere gitmiyoruz! Sen kızını gönder!”
“Baba?” dedi İlayda iyice öfkeden delirmişti artık, “Annemden boşanıp bu kadın ve kızı ile mi yaşayacaksın? Bu mu yani bize verdiğin değer! Bu kadın hangi cesaretle bana gitmemi söyleyebiliyor?”
“İlayda sakin ol!” diyen Fatih bey, kadını çekip uzun bir konuşma yaptıktan sonra, kadının ve kızının nefret dolu bakışlarına aldırmadan, İlayda’yı kolundan tutup uzaklaştırdı onlardan.
“Gel benimle konuşalım!” diyerek alışveriş merkezinin dışına çıkardı ama İlayda’nın sakinleyecek hali kalmamıştı.
“Boşluktaydım, bir hataydı kabul ediyorum!” diyerek yıllarca karısına saydığı yalanları kızına saymaya başladı ama İlayda annesi gibi kolay affedeceğe benzemiyordu.
“Sen annemden af dile!” dedi hırsla, “Varsa cesaretin şimdi benimle eve gel ve annemden af dile! O seni affederse ben de affedeceğim!”
Fatih bey başına gelecekleri bildiği için kızıyla taksiye binip eve kadar gitti ama sonra onunla inemeyip, devam etti. İlayda öylece kaldı kaldırımda.
(devam edecek)