Yıllar sonra – Bölüm 12

Artık çocuklardan saklayacak bir şey kalmayınca, zaten az olan anılarından bahsetti Vedat bey, otobüsten inip Mercan hanımı gördüğünde ne hissettiğini anlatırken, ikisi birbirlerine baktılar bir an için. Suna derin bir geçirdi hallerini görünce. Rıfat’ta masanın altından elini tuttun onun. Sonra Suna ile Rıfat anlattılar nasıl samimi olduklarını. Hayallerinden bahsettiler. Beraber bir yemek yedikten sonra kalkıp deniz kenarında biraz yürüyüş yaptılar. Tabi Mercan hanımla Vedat beyi yalnız kalsınlar diye arkada bırakmışlardı.

“Evlenirler mi sence?” dedi Rıfat, kuzenine bakıp.

“Bilmem isterlerse evlenirler tabi, kocaman insan onlar!” dedi Uğur.

“Sen hiç rahatsız olmaz mısın bundan?” diye sordu Suna, “Yani annenden sonra ?”

“Olmam, bu gün anladım. Babamın nasıl mutlu olduğunu görmediniz mi? Uzun zamandır onu da kaybedeceğim diye korkuyordum hep ama bu gün anladım ki aşk onu yeniden hayata bağlayabilir! Halan evlenmeyi kabul eder mi sence?”

“Eder herhalde, ben koca kız oldum artık. Hem Rıfat’ta var!”

“Çifte düğün yaparsınız siz!” diye güldü Uğur, “Fabrikanın bahçesinde şöyle davullu zurnalı!”

“Ne fabrikası oğlum!” dedi Rıfat gülerek, “Git sen çalış orada, biz Suna ile iş kuracağız!”

Hava biraz daha serinleyince, Vedat bey hırkasını çıkarıp, Mercan hanımın omuzlarına koydu dönerken. Arabaların yanına geldiklerinde, “Baba bizim Rıfat’larla işimiz var, Mercan teyzeyi sen bıraksan olur mu?” dedi Uğur.

“Olur!” dedi Vedat bey gülerek, oğlunun onu eski aşkına kavuşturma çabası hem hoşuna gitmiş hem duygulanmıştı.

Böylece çocuklar ayrı, aşıklar ayrı arabalara bindiler. Apartmanın önüne geldiklerinde Vedat bey de indi arabadan.

“Artık görüşürüz değil mi?” dedi çekinerek.

“Görüşürüz eğer istersen!” dedi Mercan hanım, gençliklerindeki cesareti yoktu ikisinin de artık.

“O zaman ben gideyim! Sen de üşüme çık yukarı!”

“Tamam, hırkanı vereyim!”

“Kalsın sende!” dedi Vedat bey ve arabaya binip gitti. Mercan hanım, sarılan Vedat’mış gibi çekti hırkayı kollarından doladı kendine. Gülümseyerek yukarı çıkarken, merdivenlerde Makbule hanımı gördü. Kadın imalı imalı baktı yanından geçerken, umursamadı. İçeri girince gidip oturdu pencerenin yanındaki sandalyeye. Bir ağlama geldi önce, elini omuzuna götürüp, hırkayı sevdi biraz. Kalbi Vedat’ın mektuplarını okuduğu zamanlardaki gibi titredi. Suna gelene kadar eskileri düşündü durdu kâh gülüp, kâh ağlayarak.

Bir kaç gün sonra Suna’yı uğurlamak için camdan bakarken, karşı kaldırımda Vedat’ı gördü. El salladı koca adam çocuk gibi onu görünce, o da el salladı. Aşağı gelmesi için işaret edince de, sokak terliklerini giyip, heyecanla indi aşağıya.

“Koca kadınsın, ne bu telaşın!” diye söyleniyordu kendi kendine merdivenlerden inerken.

“Günaydın!” dedi Vedat bey, Rıfat, Suna’yı almaya gelince, o da peşine takılıp gelmişti.

“Günaydın!” dedi Mercan hanım.

İkisinin de yüzünde güller açıyordu birbirine bakarken.

“Rıfat gidiyorum deyince! Ben de sana nasıl ulaşacağımı bilmediğim için tabi, gelip konuşayım dedim!”

“Gel bir çay iç derdim ama!” dedi Mercan hanım apartmanı gösterip, “Malum!” .

“Yok! Sen giyin de gel hadi! Birlikte kahvaltı edelim!”

“Sahi mi?”

“Sahi tabi, niye geldim bu saatte? Haydi giyin gel bekliyorum!”

Mercan hanım gerisin geri çıktı merdivenleri, neredeyse okuldaki gibi çifter çifter atlayacaktı ama düşerim diye korktu. İçeri girip, eli ayağı karıştı birden, çayın altını söndürdü, Suna’nın kahvaltısı masada duruyor diye hızlıca buzdolabına koydu peyniri, zeytini. Her geçişinde antrede ki vestiyerin aynasından kendine baktı. Bulaşıkları lavaboya yığıp, hızlıca giyindi. Suna’nın odasına girip onun pembe rujundan dudaklarına ve biraz da yanaklarına sürdükten sonra sakin görünmeye çalışarak indi aşağıya.

“Araba ileride!” dedi Vedat bey, birlikte yürüdüler.

Bu defa üşümesinler diye yine deniz kenarında ama kapalı yeri olan bir yere götürdü Vedat bey onu. Mercan hanım genç kız gibi heyecanlıydı. Vedat bey sandalyesini çekince ne yapacağını bilemedi.

“İlk randevumuz!” dedi Vedat bey yerine otururken, mahcup bir şekilde başını yana eğdi Mercan hanım. Siparişleri verip sohbete başladılar. İlk beş on dakikadan sonra ikisinin de çekingenlikleri azalınca tıpkı o kampta olduğu gibi gülmeye başladılar beraber.

“Mercan!” dedi Vedat bey uzanıp, tuttu onun masanın üzerinde duran elini.

Mercan hanımın yaralı bedeni sevgi dolu bu eli hissedince irkildi önce ama sonra Vedat beyin gözlerine bakınca serbest bıraktı kendini.

“Biliyorum güleceksin ama bu yaştan sonra kaçırdığımız her saniyeye üzüleceğim. Söylesene beni eskisi gibi sevdiğini hissettin mi sende?”

Başını salladı Mercan hanım gülümseyerek, hiç eksilmemişti ki zaten içindeki sevgi. Yasaklanan her şey gibi güçlenmişti gün geçtikte. Sonunda o kadar güçlenmiş ve acıtmıştı ki canını hasret. Bir zamanlar nasırlanmış parmakları gibi hissizleşmişti. O öyle sanmıştı Hamsilos’ta onu yeniden görene kadar.

“Ben de hissettim!” dedi Vedat bey elini bırakmadan, “Evlenelim mi biz! Neyi bekleyeceğiz ki artık!”

“Evlenmek mi?” dedi Mercan hanım şaşkın şaşkın.

“Tabi, yeni tanımıyoruz ki birbirimizi, böyle çocuklar gibi kaçamak buluşmalar yapmamıza da gerek yok. Evlenelim mutlu olalım, istemez misin?”

Böyle pat diye evlenmekten konu açılınca afallamıştı Mercan hanım. Vedat bey öyle güzel bakıyordu ki gözlerine “Bir şey olmaz herhalde!” diye çıktı ağzından.

Vedat bey kalktı yerinden, cebinden çıkardığı yüzük kutusunu açıp diz çöktü önünde, “Benimle evlenir misin Mercan?”

Mercan hanım da ayağa kalktı heyecanla ama cevap veremedi ağlamaktan. Öyle sarsıla sarsıl ağlıyordu ki, Vedat bey ayağa kalkıp, sarıldı ona sımsıkı.

“Bunu evet kabul ediyorum!” dedi saçlarını okşayarak, sonra kutusundan çıkarıp, parmağına taktı yüzüğü.

“Vedat!” dedi Mercan hanım inler gibi, “Rüya görmüyoruz değil mi?”

“Görüyoruz!” dedi Vedat bey, “Hayatımızın en güzel rüyasını görüyoruz!”

Suna halasının parmağındaki yüzüğü görünce neredeyse düşüp bayılacaktı “Nasıl ya!” dedi hayretle, “Dün bir, bu gün iki! Bu kadar kısa zamanda nasıl böyle oldunuz siz?”

“Dalga geçme!” dedi Mercan hanım parmağındaki yüzüğe bakarak, “Sen o iki gün kaç asır sürdü biliyor musun?”

“Canım halam!” diye atıldı boynuna, “Vallahi bizden hızlı çıktınız!”

“Sizin daha okulunuz bitmedi küçük hanım!”

Uğur’la, Rıfat’ta çok şaşırmışlardı Vedat beyin hızına, “Oğlum bizim amcamdan ders almamız lazımmış!” dedi Rıfat gülerek, “İnsan ilk buluşmada nasıl ikna eder bir kadını evlenmeye!”

“Sabah internetten kıyafet bakıyordu kendine!” diye güldü Uğur, “Amcamlara söyleyecekmiş bu gün!”

“Çok şaşıracaklar! Baban yüzüğü taktı, şimdi mecbur sıra bize geldi üstelik! Altta kalamayız değil mi?” diyerek cebinden çıkardığı yüzüğü gösterdi Rıfat kuzenine.

“Çifte düğün!” dedi Uğur, “Ben size söylemiştim!”

“Yok baban beklemez bizi, biz daha mezun olacağız! Nişan aşamasında beklerken Vedat amcam baba bile olur vallahi!”

“Duymasın!” dedi Uğur gülerek.

Vedat bey, Mercan hanıma bir cep telefonu aldı hemen, Suna iki akşamda öğretti halasına. Bir hafta sonra halasını elinde telefon cam kenarında mesaj yazarken görünce güldü kendi kendine.

“Yazışmaktan vazgeçemiyor musunuz halacığım? Arasanıza birbirinizi?” dedi gülerek.

“Fabrikada şimdi konuşamaz!” dedi Mercan hanım gözlüklerini indirip “Benimle uğraşacağına sınavlarından geçmeye bak sen! Mezun olacaksınız bak bu sene!”

“Tamam, tamam! Haydi gidiyorum ben, selam söyle Vedat amcaya!” diyerek çıktı Suna evden. Rıfat aşağıda bekliyordu onu arabasıyla.

(devam edecek)

Yorum bırakın