Uğur babası ile konuşup, takip eden günlerde fabrika ya da başka konularla ilgili önemli bir işi olmadığını öğrenince, bir kaç gün içinde buluşmayı gerçekleştirebileceklerine dair Rıfat’la haber yolladı. İkisi dersten sonra heyecanla laboratuvara gidip hem projelerini tamamlamaya çalışıyorlar hem de bu konuyu konuşuyorlardı. Suna onunla daha yakın oldukları için mutluydu. Vedat amca ile halasının aşkı, onları da etkilemişti. Rıfat amcasından böyle bir şey beklemediği için şaşkındı biraz. “Vedat amcamın bu kadar romantik bir adam olduğunu bilmiyordum!” diyordu. Tabi ikisi arasındaki aşkın büyüklüğünden de etkileniyorlardı ister istemez. Yeniden bir araya gelirlerse filmlere konu olacak bir hikaye çıkacaktı ortaya.
Hafta içi daha az insan olacağını düşünerek Salı gününde karar kıldılar. Uğur bir gün önce acil bir durummuş gibi babasına Rıfat’ın desteğine ihtiyacı olacağından bahsedecekti. Suna’nın son ana kadar beklemesi gerekmediği için hemen o akşam halası ile konuşmaya karar verdi. Artık Rıfat’la neredeyse sevgili gibi olduklarını da söylemek istiyordu ama şimdilik tanışma diyeceği için bu noktaya gelişleri ile ilgili detayları veremezdi. Oysa “Sizin aşkınız bize de ilham verdi!” demek için deli oluyordu.
Eve gider gitmez, halasına konuyu açmak için fırsat kolluyordu ki kapı çaldı. Kimse bir an önce savuşturmak için fırlayıp açtı. Gelen Hüseyin’di.
“Ben gidiyorum Suna veda etmeye geldim!” dedi her zaman ki utangaçlığıyla.
“Nereye?” dedi Suna şaşkın şaşkın.
“Askere, söylemiştim ya!”
“Ne kadar çabuk geçti zaman, kusura bakma!” dedi Suna, oğlanın annesi fark etmesin diye kıpırdanıp, yukarı kontrol ettiğini anlayınca, kolundan tutup içeri çekti ve kapattı kapıyı.
“Annene söyledin mi Derya’yı?” diye sordu fısıldayarak.
“Yok gelince söyleyeceğim dedim ya! Takar şimdi söylesem!”
“Biz Rıfat’la sevgili olduk artık!”
“Ya! Halan biliyor mu?”
“Yok söyleyeceğim bu gün! Ne zaman geleceksin?”
“Altı ay sonra!”
“O çokmuş!”
“Sayılı gün!” dedi Hüseyin çaresizce.
“Ne konuşuyorsunuz siz orda fısır fısır?” diye geldi Mercan hanım yanlarına, Suna içeri dönmeyince merak etmişti, “Hayırdır oğlum? Bir şeye mi ihtiyacın var?”
“Hüseyin askere gidiyormuş hala! Vedaya gelmiş!”
“Hayırlı teskerelerin olsun güzel çocuğum!”
“Hakkınızı helal edin Mercan teyze!”
“Helal olsun oğlum, sen de et!”
“Helal olsun! Ben gideyim annem başlar dolanmaya!” diyerek Mercan hanımın elini öptü Hüseyin, Suna’yı da çekinerek öptükten sonra koşa koşa çıktı yukarı.
“Annesine gelince söyleyecekmiş Derya’yı!” dedi Suna içeri döner dönmez, buradan Rıfat’a atlamak kolay olacaktı.
“Derya kim?”
“Hani dedim ya kız arkadaşı, karşı apartmanda ki!”
“Ha! İnşallah mutlu olurlar, askerden gelince Makbule hanım başlar gelin aramaya zaten!”
“İşte onun için hemen söyleyecek gelince!”
“Derya’nın ailesi biliyor mu?”
“Yok onlar da bilmiyor daha!”
“Hayırlısı olsun!” dedi Mercan hanım iç çekerek.
“Hala! Benim de sana söyleyeceklerim var!”
“Neymiş?”
“Şey! Rıfat’la biz biraz konuştuk! Yani duygularımızı söyledik birbirimize!”
“E?” dedi Mercan hanım gülerek.
“Ben de düşündüm ki sen onunla tanışırsan! Yani için de rahat eder diye düşündüm. Rıfat’ta çok istiyor. Ne dersin?”
“Allah Allah! Olur tanışırız tabi, çağır bir gün gelsin okuldan sonra!”
“Yok!”
“Niye?”
“Şimdi biliyorsun işte!” dedi yukarıyı göstererek, “Diline düşmeyelim, Rıfat dedi ki ben sizi alır güzel bir yere götürüm!”
“Elin oğlu niye alıp güzel bir yere götürsün şimdi bizi? Fol yok, yumurta yok!”
“Ya hala niye itiraz ediyorsun! Bak çok mutluyum ben! Aşığım yani! Sevdiğim seninle güzel bir yerde tanışmak istiyor, geri mi çevireceksin! Üzecek misin beni?”
“Ay Suna!” dedi Mercan hanım gülerek, “Kızım niye dramatize ettin hemen! Gideriz tamam!”
“Salı günü!”
“Günü de mi belli?”
“İşim var deme!”
“Yok tamam, Salı günü!”
Suna her zaman yaptığı gibi sarılıp, öptü yine halasını yanaklarından, görevini başardığı için zıplaya zıplaya gitti odasına. Bir yandan da yaklaşan sınavlara çalışması gerekiyordu. Şimdi top Uğur’daydı.
“Olur amcam gelemezse, halanla tanışmış oluruz!” diye gülüyordu Rıfat.
“İyi de bir daha ki sefere ne diye getireceğim halamı o zaman! Doymamış bir daha mı göresi var diyeyim!”
“Gelir amcam gelir sen merak etme! Uğur halleder o işi!”
Pazartesi akşam Uğur babasına heyecanlı heyecanlı anlatıyordu Rıfat’ın durumunu. Vedat bey onun ağzının içinde gevelediklerinden pek bir şey anlamamıştı ama yeğeni için yapılacak bir şey varsa elbette yapacaktı. Niye sevgililer gibi Hamsilos’ta buluşmaları gerekiyordu onu anlamamıştı.
“Belalı adalar değil inşallah! Rıfat bulaşmaz öyle şeylere ama?” diye sordu endişeyle. Hafta içi oraların ıssız olabileceği onun da aklına gelmişti.
“Yok baba öyle bir şey değil! Gelince anlarsın!”
“Oğlum niye anlatmıyorsun adam gibi!”
“Ben de o kadar biliyorum baba! Rıfat sana kendi anlatacak yarın, acele amcamla konuş dedi, ben de konuşuyorum işte! “
“Allah Allah neye bulaştı bu çocuk?”
“Beraber hallederiz!” dedi Uğur, başka soru sormasın babası diye “Uykum geldi!” diyerek kaçtı o da odasına.
Herkes görevini tamamlamış,, sıra büyük günü yaşamaya kalmıştı. O gün dersleri öğlen bittiğinden, Rıfat ve Suna hiç oyalanmadan eve gittiler Mercan hanımı almaya.
Mercan hanım aşağı inince, Rıfat hemen fırlayıp öptü elini “Sağ ol oğlum, zahmet etmişsin böyle gezmeler falan!”
“Olur mu? Suna hep bahsediyor sizden! Ben de tanışırsak sizin de içiniz rahat eder dedim!”
“Sağ ol çocuğum! İyi yapmışsın.” dedi Mercan hanım, sonra Rıfat nazikçe arabanın kapısını açınca, çekinerek bindi.
“Halacığım, Rıfat Hamsilos’a gidelim! Çok serin değil nasılsa dedi. Uygun mu senin için.”
“Uygun yavrum, siz nereye derseniz. Çıktık nasılsa bir kere!”
Suna o kadar heyecanlıydı ki, halasına belli etmemek için yol boyunca sessiz kalmaya çalıştı. Hepsi iki aşık karşılaştığında neler olacağını görmek için meraklanıyorlardı. Gülmemek için Rıfat’la da birbirlerine hiç bakmadılar. Mercan hanım genç olmanın ne güzel olduğunu geçiriyordu içinden. Onun gençliğini de söndürmemiş olsalar, sonrası da güzel olurdu belki.
“Çok şükür!” diye iç geçirdi, yeğeni ile de çok mutluydu tabi ama Suna ile Rıfat’a bakınca, kaçırdığı güzellikleri de düşünmüyor değildi. Efendi bir çocuğa benziyordu Rıfat, içi rahat etsin diye onunla tanışmak istemesi de güzel bir jestti. Suna’nın ne kadar heyecanlı olduğunu hissedebiliyordu. Mektuplardan sonra bir kez daha Vedat’ı görebilmiş olsaydı eğer o da böyle heyecan hissederdi muhtemelen.
“Allah’ım sen güzel yazılar yaz yeğenime, kaderini benzetme!” dedi içinden, etrafı seyretmeye koyuldu sonra. En son dört beş yıl önce gitmişlerdi Hamsilos’a. Suna’nın okulunun aile pikniği olmuştu. Okulun önünden otobüslere binip, hep birlikte güzel vakit geçirdiklerini hatırlıyordu. Güzel bir yerdi Hamsilos, denizi yeşilliği insanın ruhunu dinlendiriyordu. Çocukların bu tanışma toplantısı için böyle güzel bir yer seçmiş olmasına mutlu olmuştu. Bir süredir eve kapandığı için onun da ihtiyacı vardı.
Uğur’la Rıfat oraları bildikleri için karşılaşmak için bir yer belirlemişlerdi. Mercan halayı biraz gezdirip, sohbet ettikten sonra oraya doğru yürüteceklerdi. Uğur babasını doğrudan oraya götürüp, Rıfat’ı beklemeleri gerektiğini söyleyecekti. Tabi Vedat beyin yeğeninin yanında görmeyi beklediği son kişi Mercan hanımdı.
(devam edecek)