Gönül bağları – Bölüm 16

Sadık arka sokakta bekliyor olacaktı, Gülsunar arka apartmanın bahçesinden dolanıp, sokağa ulaşacak, biraz aşağı yürüyüp, Sadık’ın beklediği köşeye varacak ve arabaya binecekti. Arabanın rengi ve plakasını Gülsunar’a iyice ezberletti.

“O güne kadar başka konuşamayabiliriz!” dedi Sadık heyecanla, “Başka bir aksilik çıkarsa sana söylediğim diğer planı uygula, arayacak yer bulamazsan bir şekilde adrese ulaşmaya çalış tamam mı?”

“Tamam merak etme, her şey ezberimde, her gece yatmadan tekrarlamaktan artık hiç unutmuyorum.”

“Tamam plaka ve arabayı da unutma! Zaten ben seni gördükten sonra sorun yok!”

“Evet, tamam!” dedi Gülsunar heyecanla, Sadık duramadı hızlıca dudaklarına dokunup geri çekildi yine, “Geç kalma sakın!” dedi sonra gülerek, “Artık yolunu gözlemek istemiyorum!”

Başını salladı Gülsunar, öpücüğün büyüsüne kapılmıştı yine, Sadık ona bakıp güldü “Haydi!” dedi, “Geç kalma başımıza iş almayalım son dakikada!” ve kapıya doğru itti onu.

Gülsunar gülümseyerek çıktı apartmandan ama bakkalın önüne gelince fark edip toparlandı hemen, karşıya geçip hızlı hızlı yürüdü kaldırımdan. Şehnaz’ın saklandığı binanın önünden geçerken derin bir iç geçirdi. İşte şimdi sıra ona gelmişti.

İki gün sonra, o akşam son kez bu evde uyuyacağını düşündü kapıdan girince, son kez masayı kuracak, bulaşıkları yıkayacak, sabah son kez çıkacaktı bu kapıdan. Anne ve babasını bilmiyordu ama kardeşlerini görebilirdi belki bir süre sonra. Yurt dışından geri gelirler miydi hiç bilmiyordu, sormamıştı da, tek yöne bakabiliyordu şimdilik ancak zihni ama eninde sonra onlar da büyüyecekler ve bir ablaları olduğunu hatırlayacaklardı belki. Odaya geçip ev kıyafetlerini giydi.

“Bunları da son giyişim!” diye gülümsedi giyerken, sabah işe giderken giydiklerini giyip her şeyi geride bırakacaktı.

Nimet hanım her zaman ki gibi homurdanarak girdi kapıdan, yemenisini girişe fırlatıp, divana oturdu.

“Bu işler için yaşlanıyorum artık diyerek ayaklarını ovaladı biraz!”

“Gülsunar, çorbayı koydun mu?”

“Koydum anne kaynamak üzere!” diye seslendi mutfaktan.

“Gelsene içeri bir şey konuşacağım!”

“Hayırdır ne oldu?” diye geldi Gülsunar annesinin yanına.

“Yarın gidince Gamze’ye bir kaç gün daha çalışıp, başka gelemeyeceğini söyle!”

“Neden?” dedi Gülsunar şaşkınlıkla.

“Köyden arıyorlar babanı habire, durmuyormuş bizim salak! Oraya gideceksin!”

“Ablamın yanına mı?”

“Nereye olacak başka?”

“Tamam!” diyerek döndü mutfağa, annesi yüzündeki gülümsemeyi görecek diye ödü patlamıştı. Biraz daha oyalansalar demek Sadık’ı bir daha göremeyecekti bile belki.

“Hiç itiraz etmedin bakıyorum!” dedi annesi ensesinde bitip.

“Köyde daha rahat ederim!” dedi çabucak.

“Paranı almadan çıkma sakın!” diyerek dönüp gitti Nimet hanım, kendisi de özlemiyor değildi aslında, kayınvalidesinin evi olmada kıza bakma bahanesi ile o bile giderdi ama zor kurtulmuştu o evden zaten, Gülsunar’ın gitmesi daha iyiydi o yüzden.

Ertesi sabah Gülsunar kalkıp giyindi her zaman ki gibi. Dönüp baktı uyuyan kardeşlerine, kim bilir onları neler bekliyordu bu evde. Nimet hanım oğlu hariç hepsini ezecekti Gülsanar gidince. Bir ablaları kocadan, bir ablaları evden kaçtı diye çekecekti zavallılar ama kalsa da kurtaramazdı onları. Şimdilik yanına da alamazdı. Onlara yeniden ulaşabilse ya da şimdi bir not bırakabilse, beni bulun başınız sıkışınca demek isterdi ama bunu da yapamazdı. Sadık’ları geri çevirdikten sonra vazgeçtiklerine emin olmuştu Nimet hanım. O yüzden Gülsunar’ın onunla gittiğini düşüneceklerini sanmıyordu. Tabi Sadık’ta mahalleden ayağını kesince anlayacaklardı belki ama Alex onu da düşünüp plan yapmıştı. Zaten iki kız birbirini özlediği için Sadık annesiyle onu alıp, İzmit’e götürecekti doğrudan. İki gün sonra da gelip yine gidecekti mahalleye. Zaten şimdiden duyurmuştu bir kaç gün gelemeyeceğini, annesini götürecekti bir yere. Böylece kimsenin aklına gelmeyecekti onunla gittiği. Yurt dışına gidecek oldukları da bilindiğinden bir süre sonra mahalleye hiç uğramasa da kimse şüphelenmeyecekti.

Gülsunar bakkalın önüne vardığında inanamıyordu hâlâ artık her şeyin sonlandığına. Heyecanla çalıştığı apartmana girdi ve arkasını kontrol edip, dolaştı arkadaki duvara ve atlayıp geçti. Sanki hayatındaki son engeldi bu duvar, az önce onu da atlayıp geçmişti. Dikkat çekmemesi için “Koşma sakin yürü!” demişti Sadık. Elinden geldiğinde normal hızda geçti apartmanın önüne ve sokağa çıktı. Heyecandan sağa mı sola mı gideceğini hatırlayamadı önce panikle bakındı ama sonra arabayı ve içinde Sadık’ı uzaktan görünce yürümeye başladı. Attığı her adım onu Sadık’a götürüyordu. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki neredeyse kendisi bile duyuyordu. Arabaya varıp Sadık’ın yanına oturunca sinirleri boşalıp ağlamaya başladı. Sadık’ın da direksiyonu tutan elleri titriyordu. Hemen arabayı çalıştırdı ve caddeye çıktı, kendi evlerinin önüne gelene kadar da panikten konuşamadı. Sonunda arabayı park edince dönüp Gülsunar’a baktı. Zavallı kız korkudan hâlâ ağlıyordu. Uzanıp kucağına bıraktığı elini tuttu aşkının.

“Bitti kavuştuk!” dedi heyecanla ve sanki kendi ağzından duyunca idrak etmiş gibi o da başladı ağlamaya. İkisi sarıldılar inmeden önce ve Alex gelip arabanın camını tıklayınca toparlanıp indiler. Yeşim hanım da evdeydi, oyalanmadan yola çıkmak istiyordu ki içi rahat etsin.

Alex onları yukarı yollayıp, Yeşim hanım ve Sadık’ın çantalarını arabaya koydu. Yeşim hanım en son çocukken gördüğü müstakbel gelinini görünce “Hoş geldin kızım!” dedi kollarını açarak. Gülsunar’da sanki hep anı bekliyormuş gibi gidip sarıldı kollarını açan bu güzel yürekli kadına. Sadık da kendini toparlayamamış hâlâ ağlıyordu. Annesi bir kolunu açıp ona uzatınca o da gidip sarıldı ikisine.

Alex’e yukarı çıkınca evde biraz oyalanıp herkesin sakinleşmesini beklediler. Sonra Gülsunar’ın üzerine farklı ve yüzünü saklayan kıyafetler giydirip arabaya indiler. Gülsunar, Şehnaz’ı da göreceği için çok heyecanlanmıştı. Sibel hanımın söylediğine göre Şehnaz iki gündür uyumuyordu. Yoldan arayıp her şeyin yolunda olduğunu ve yola çıktıklarını haber verince Şehnaz’ın çığlıkları arabanın içinden duyuldu. Sonra Sibel hanım telefonu ona verdi uzun zamandır görüşemeyen iki kader ortağı arkadaş ağlaşarak konuştular biraz.

“Şu gümrükten de geçelim sonra yemin ederim bir daha hiç bir şey için kendimi üzmeyeceğim!” dedi Yeşim hanım.

“Zoru atlattık!” dedi Sadık gülümseyerek, onun için Gülsunar o arabaya bindikten sonra hiç bir şey önemli değildi. İzmit planı çıkınca nikahı orada oda nikahı olarak kıydırmaya karar vermişlerdi. Şehnaz ile Sibel hanım da şahitleri olacaktı. Alex gitmeden toparlanması gereken işler olduğu için nikaha katılamayacaktı ama bunca şeyi başardıktan sonra kimse bunu dert etmemişti. Önemli olan kıyılacak olan nikah değil, iki seven gönlün bir araya gelmiş olmasıydı.

Şehnaz ve Sibel hanım evin dışına çıkmış bekliyordu onları vardıklarında, Şehnaz daha görür görmez koşup sarıldı Gülsunar’a. Yeşim hanım da ne zamandır göremediği kardeşine sarıldı.

“Sen olmasan ne yapardık biz bu kızlarla?” dedi gülerek.

“Oğlun başka kaçırmasın yeter bu kadarı!” dedi Sibel hanım Sadık’a bakarak.

“Yok teyze vallahi bir tane daha zaten kalbim dayanmaz, benim aşkım yanımda!” diyerek Gülsunarı’ın boynuna doladı kolunu ve kendine çekip öptü alnından. İçeri geçip Sibel hanım ve Şehnaz’ın hazırladığı yemekleri yerken Sadık anlattı heyecanla olanları. Gülsunar arabada az kalsın köye gideceğini de söylemişti.

“Yok artık!” dedi Şehnaz, “Oraya da gitseydin! Daha hiç bulamazlardı seni!”

“Allah korumuş!” dedi Sibel hanım, “Yeter bu çocukların çilesi!”

(devam edecek)

Yorum bırakın