“Mahmut’un şişko kız kardeşi kaçmış!” diye yayılmıştı mahallede laf.
Sadık hem ortalığı kontrol etmek, hem Gülsunar’a haber iletmek, hem de normal gözükmek için mahalleye gitmişti akşama doğru. Alex öyle söylemişti, başka türlü ne olup bittiğini öğrenemezlerdi.
“Ya oğluma bir şey yaparlarsa?” diye panik olmuştu Yeşim hanım yeniden.
“Anne bir şey olmaz, kimsenin aklına ben gelmem kızın ağabeyleri arkadaşım, bir kez olsun konuşurken görmediler Şehnaz ile beni!” diye ikna etti Sadık onu.
Alex salonda yattı gece, Şehnaz’ı yanına aldı Yeşim hanım. Sadık’ta kendi odasında. Gece ikiye kadar konuştular önce. Bir an önce plan yapmaları lazımdı. Şehnaz’ın Sadık’ların evinde olacağı kimsenin aklına gelmezdi. Onu arabadan inerken gören olsa da, kız olduğunu anlamak için kırk şahit isterdi. Alex yapılı olduğu için onun kalın montunun içinde olanın bir kız olacağı kimse anlayamazdı ki zaten eve geldiklerinde karanlık olduğu için risk iyice azdı. Bu mahalledekiler, okulun diğer tarafındaki mahallede olan biten zaten bilmezler, bilseler de umursamazlardı.
Sadık gelip bakkalın önünde arkadaşlarını göremeyince, içeri girip bakkala sordu, “Kız kardeşleri kaybolmuş!” dedi bakkal, “Kaçmış diyorlar!”
“Kaçmış mı?” dedi Sadık şaşkın şaşkın.
“Şimdiki kızlar böyle oldu, istedikleri olmadı mı hemen kaçıyorlar!”
Bir şey söylemedi Sadık. İstedikleri olmayınca mı kaçıyorlardı sahiden, insan yerine konmayıp, eşya gibi görüldüklerinden mi?
Bakkaldan çıkıp sağına soluna bakındı, şimdi arkadaşlarını arayıp sorsa, tuhaf kaçardı. Zaten ne diyecekti. Gece hazırladığı mektubu, götürüp ağaca bıraktı. Dünden sonra Gülsunar’ın orayı kontrol edeceğini biliyordu. Yapacak başka bir şey olmadığı için dönüp gitti sonra.
“Kimse bir şey bilmiyor!” dedi eve gelince.
Şehnaz rahatladı biraz, “Gülsunar’ı gördün mü?”
“Yok ama mektup bıraktım!” dedi Sadık.
Herkes evden çıkınca ne yapacağını bilemediği için evi temizleyip, yemek yapmıştı Şehnaz. Yeşim hanım eve gelip de yapılan işleri görünce duygulanmıştı. Bedenleri ve emekleri dışında bir şeyleri yok sanıyorlardı bu kızlar. Daha insan olmak ne demek onu bilmiyorlardı.
Gülsunar Sadık’ın düşündüğü gibi kovuğa koşmuştu hemen, elini sokup içeride kağıdı bulunca hemen alıp oyalanmadan eve döndü ve tuvalete girdi okumak için.
“Canım,
Merak etme arkadaşın güvende. Bir aksilik olmadı. Annem ve Alex hafta sonu onu teyzeme götürecekler. İzmit’e. Orada onu kimse bulamaz. Seninle biz bir araya gelene kadar orada kalsın dedi annem. Aslında Alex onu hemen Arnavutluğa gönderecekti ama polis onu arıyorsa pasaport başvurusu yapamaz diye vazgeçtiler. Teyzem ona iyi bakar merak etme!
Dudakların çok güzel, o anı unutamıyorum!”
SSS”
Gülsunar’ın kalbi titredi.
“Kahramanım benim!” diyerek mektubu göğsüne bastırdı, sonra dudaklarına götürüp öptü ve saklayamayacağı için küçük parçalara bölüp, her zaman ki gibi tuvalete atıp, üzerine bir kova su döktü. Çok şükür bir aksilik çıkmamıştı.
Şehnaz’ın kaçtığı haberi bir hafta daha konuşulup, mahalle berberinin komşunun karısı ile yakalanması olayı duyulunca unutuldu. Adam erkenden eve gelip, berberi karısı ile yakalayınca, karısını bıçaklamış ama adamı yakalayamamıştı. Berber canını kurtarsa da hem karısının hem de mahallenin gazabına uğramış, dükkanı açamamıştı.
Şehnaz her zaman ki saatinde atölyeden çıkmıştı, sonra ne olduğunu kimse bilmiyordu. Bir hafta sesi çıkmayınca ailesi kaçtığından neredeyse emin olmuştu. Ağabeyleri öfke içindeydiler ama ellerinde hiç bir şey yoktu. Akrabaların yanına gitmiş olabileceği düşünülerek hepsine haber yollandı ama bir dönüş olmadı. Olay herkesçe duyulunca da, kaçtıysa bizim öyle kızımız yok söylemleri başladı. Oysa kimsenin Şehnaz’ın bir sevdiği olduğuna dair bir bilgisi yoktu. Kimse bir şeye şahit olmadığı gibi yıllardır geldiği, gittiği saat ve yer her zaman belliydi.
Şehnaz ise çoktan Yeşim hanımın kardeşi, Sibel hanımın evine teslim edilmişti. Gece yarısı yine üzerini değiştirip arabaya bindirmişler ve Alex ile birlikte gidip, İzmit’e bırakıp ertesi gece geri gelmişlerdi. Sibel hanım hiç evlenmemişti. Aileden kalan iki katlı evlerinde tek başına yaşıyordu. Yanına böyle zor durumda bir kız getireceklerini söylediklerinde çok sevinmişti. Hem kıza yardım edeceği hem de can yoldaşı olacağı için. Kız kardeşi gibi her şeyi kolayca kabul edemeyen Yeşim hanım, Şehnaz’ın güvenilir olduğuna dair bir sürü yemin vermişti telefonda.
“Kendini mi, kardeşini mi ikna ediyorsun!” demişti Alex gülerek.
“Yer yarıldı içine girdi!” demişti Mahmut yeniden bakkalın önünde arkadaş muhabbetlerine başladıklarında! Hâlâ kulakları gelecek bir haberdeydi ama yapacakları bir şey de yoktu başka.
“Belki kızın başına bir iş gelmiştir!” diyecek olmuştu Sadık.
“Bırak ya! Varmış bir sevdiği demek ki anlamamışız bunca insan! Elime geçirince göstereceğim günlerini!”
Şişko Şehnaz’ın sevdiği ile kaçtığı mahallede tescillenmişti ağabeylerinin sözleriyle. Polis dosyayı kapatmış olmasa da onlar hükmü vermiş, cezasını da kesmişlerdi.
Şehnaz’ın başına gelenlerden sonra, Sadık Gülsunar’ı da böyle aniden vereceklere diye korkuyla yaşadı. Şehnaz, İzmit’te mutluydu. Sibel hanımla o kadar iyi anlaşmışlardı ki, kadıncağız kıza öyle bir anaçlık yapmıştı ki, Şehnaz hayatının en güzel günlerini yaşıyordu. Dikkat çekmesin diye evde oturuyordu daha çok ama şikayetçi değildi. Sibel hanım da onun gibi dizi sevdiği için ikisi birlikte bol bol seyrediyorlardı. Komşulara Sibel hanımın akrabası olduğunu söylemişlerdi. Ev müstakil olduğundan meraklı gözlerle uğraşmak zorunda değillerdi. O söğüdün altında hissettiği korkulardan eser kalmamıştı. Tabi onu bulabileceklerinden korkuyordu, gece kabuslarla bölünüyordu uykuları ama yine de başına daha kötüsü gelmeden kurtulduğu için hem Allah’a şükrediyor, hem de bir an önce kavuşmaları için Sadık ve Gülsunar’a dua ediyordu.
Yeşim hanım da artık sakinlemişti ama daha sırada oğlunun sevdiği kız olduğu için rahat edemiyordu. Sadık haber vermeden azıcık geç kalsa hemen mesaj atıyordu. Sadık her gün Gülsunar’ın iyi olduğundan emin olmak için mahalleye gidiyordu. Onun bakkalın yanındaki binadan çıkıp eve yürümesini görmek içini rahatlatıyordu. Ona ihtiyacı olduğunda ulaşabileceği tek yer orasıydı. Bir ay sonra cesaret edip apartmanda bekledi, yine arkalardan gelip içeri girmişti.
Gülsunar birden bire karşısında onu görünce sıçradı ama sonra o olduğunu anlayınca sevinçten önce gözleri doldu, sonra ağlamaya başladı. O ağlayınca, kötü haber duyacağını sanan Sadık çoktan paniğe kapılmıştı bile, “İstersen hemen şimdi gidebiliriz!” dedi ellerini tutarak, “Sıra sana mı geldi yoksa söyle?”
“Hayır!” dedi Gülsunar, yanaklarından yaşlar inerken bir yandan gülümsüyordu. Sadık anlamaz gözlerle baktı yüzüne, “Niye ağlıyorsun o zaman?”
“Sevindiğim için sanırım!”
Sadık çekip sarıldı sevdiğine, “Az kaldı! Bir gün gelip seni şuradan çıkarken göremeyeceğim diye yüreğim ağzımda. Sana yazdığım telefon numaraları ile adresi ezberledin değil mi?”
“Evet ezberledim!”
“Söyle o zaman!”
Sadık’ı göremez de kendini kurtarması gerekirse diye , kendisinin ve Alex’in telefon numaraları ile ev adreslerini ezberletmişti. Gülsunar hızlıca saydı hepsini.
“Tamam aferin sana! Sürekli tekrarla ki unutmayasın!” dedi onun ıslak yanaklarına yapışan saçlarını düzeltip, “Hadi git şimdi!”
Gülsunar elleriyle yüzünü silip hızlıca çıktı binadan, arkasından bakmadan yürüdü karşı kaldırımdan. Sadık ondan ayrı kalmak istemediğini hissetti artık ama yapacak bir şey yoktu. Sonu güzel olsun diye ikisi de sabredeceklerdi. Bir ay önce Şahnaz yerine Gülsunar’ı kaçırmış olmayı çok isterdi. Allah o zaman yardım etmişti, yine edecekti, inanıyordu. İkisi de inanıyordu.
(devam edecek)