Gönül bağları – Bölüm 13

Gülsunar nefese nefese yeniden Şehnaz’ın yanına dönüp, Sadık’ın söylediğini iletti hızlıca;

“Ya biri beni görürse?” dedi Şehnaz korkuyla.

“Saklanmışsın işte dur burada, zaten görürsün Sadık’ın geldiğini!”

“Gülsunar sana söz veriyorum ben de sana yardım edeceğim!” dedi Şehnaz onun ellerine sarılıp.

“Seni bir kurtaralım! Sonra konuşuruz bunları! Annem gelmeden eve dönmem lazım çok geç kaldım, kardeşlerim hemen ispiyonlarlar beni!” diyerek arkadaşına sarılıp hızla eve yürüdü Gülsunar, elinde olmadan dönüp bakkalın önüne baktı Sadık orada değildi. Dudaklarının dudaklarına değdiğini düşününce bir heyecan dalgası yükseldi bedeninden ama sonra olacakları hatırlayınca paniğe dönüştü heyecanı.

“Allahım yardım et sen!” diye dua etti kendi kendine.

Şehnaz saklandığı binanın arka bahçesindeki söğüt ağacının arkasına saklamıştı, söğüdün uzun etekleri onu karşıdan bakanlardan saklıyordu. Korkudan ölmek üzereydi. Bundan sonra başına gelecekler hakkında en ufak bir fikri yoktu ve şu andan itibaren bir daha eve dönemez, ailesi ile asla yüz yüze gelemezdi. Ağabeyleri kendi isteği ile kaçtığını anladıkları an öfkeden deliye dönecekler, peşine düşeceklerdi. Belki bir süre başına bir şey geldiğini sanıp polise giderlerdi ama ertesi gün dünürcüler geleceği için annesi kaçtığını hissedecekti. Biliyordu çünkü sabah evden çıkarken ağladığı için annesinden dayak yemişti.

“Dua et yarın gidiyorsun, yoksa iyice hırpalardım seni!” dediğini duymuştu en son arkasından. Bu sözleri annesinin son sesi olarak hatırlayacaktı. Ne olacaktı, nereye ait olacaktı, nasıl ayakta duracaktı bilmiyordu. Tek bildiği kalırsa bir daha asla Şehnaz olamayacaktı. Tek istediği mutlu olmaktı oysa, sevilmek, sevmek o seyrettiği filmlerdeki gibi yüzünü güldürecek bir hayat istiyordu. Katlar, yatlar, arabalar bile değildi istediği. İşten çıkıp eve gidiyor diye sevinen insanları kıskanmıştı hep, Uğur öyleydi mesela.

“Çok şükür yarın evdeyiz!” derdi her pazar. Şehnaz’a kalsa “Çok şükür her gün işteyiz!” derdi. Şu Gülsunar’ın çalıştığı evi düşünüyordu bir süredir. Öyle bir eve dönmeyi kim istemezdi. İnsanın anne, baba ev dediği sevgiden yapılmış dört duvar değildi herkes için. Sığınılacak yer bile değildi şu an. Evdekiler dışarıdan kaçmayı öğretmişlerdi ona, ne yaparsa yapsın hemen eve dönmeliydi eskiden, şimdi ise tam tersiydi durum. Evden kaçıyordu dışarıya. Ne içeride, ne dışarıda yeri yokmuş gibi hissetti bir an.

“Geri mi dönmeliyim?” diye sızlandı ki, Sadık’ı gördü binanın yanından.

Sadık arka bahçeye dolanmış etrafına bakınıyordu, hava artık karardığı için etrafı görmek de zorlaşmıştı. Şehnaz gelenin o olduğuna emin olunca çıktı söğüdün arkasından.

“Buradayım!” dedi fısıldayarak, sanki başını bir yere vuracak gibi eğilmişti öne.

“Hah! Hemen şunu giy üzerine!” diyerek Alex’in getirdiği siyak kapşonlu montu uzattı, Şehnaz ufak tefek bir kız olduğu için kayboldu montun içinde, “Binanın önünde babam bekliyor arabada, hızlıca git arka kapıdan bin ve kendini sakla! Çabuk ol!” dedi sonra heyecanla. Bir yandan da etrafı kolluyordu.

Şehnaz korkuyla başını salladı ama kıpırdayamadı yerinden. Sadık itti onu ileri doğru. O zaman koşmaya başladı düğmesine basılmış gibi, az kalsın yuvarlanıyordu. Arabayı görüp, arka kapısını açtı söylendiği gibi ve ön koltukların arkasında boşluğa sığdırdı kendini. Alex hiç oyalanmadı gaza basmak için. Sadık arabanın gittiğini duyana kadar bekledi arkada, sonra derin bir nefes alıp yan bahçeye geçti. Dikkat çekip, görünmemek için sokaktan gelmemişti.

Alex caddede sözleştikleri yere park etti arabayı “İyi misin?” dedi başını arkaya çevirmeden.

“Evet!” dedi Şehnaz nefes nefese, korkudan, üzerindeki kalın monttan ve koşmaktan kan ter içinde kalmıştı.

“Sadık gelsin gideceğiz!”

“Tamam!”

Yaklaşık yarım saat sonra Sadık geldi caddeden, sanki babası onu almaya gelmiş gibi el sallayıp, bindi arabaya ve eve gittiler.

Gülsunar haber alacağı bir yer olmadığı için korku içindeydi evde. Acaba başarmışlar mıydı? Yakalanmış olsalar sokakta çoktan kıyamet kopardı diye düşünüp avuttu kendini, ki kapı sert bir şekilde çalınmaya başladı.

Babası “Kim bu densiz?” diyerek kalkıp kapıya gitti.

“Güslunar evde mi Hasan amca?” dedi Mahmut’un ağabeyin sesi.

“Hayırdır gençler?” dedi Hasan bey sert sert, akşamın kör vakti iki delikanlı ne cesaret gelip kızını soruyorlardı.

“Şehnaz eve gelmedi!” dedi Mahmut, “Gülsunar bir şey biliyor mu diye soracaktık?”

Gülsunar’ın kalbi hızlı hızlı atmaya başladı, başarmışlardı demek!

Hasan bey gerilse de bir şey demedi oğlanlara kapıyı neredeyse yüzlerine kapatıp döndü içeriye, “Gülsunar!” diye gürledi sanki kaçan oymuş gibi.

“Efendim baba!”

“Tarık’ın oğulları kapıda!”

“Aman!” dedi Nimet hanım panikle. Hasan bey karısına aldırmadan nereye saklanacağını bilemediği için başını iki omuzunun arasına çeken kızına baktı öfkeyle, “Kız kardeşleri eve dönmemiş! Senin haberin var mı?”

“Ne?” dedi Nimet hanımın cırlayan sesi yeniden.

“Yok baba ben görmedim Şehnaz’ı kaç gündür!” dedi Gülsunar sesi titreyerek.

Hasan bey öfkeyle döndü kapıya yeniden, aralayıp, “Görmemiş!” dedi ters ters.

“Tamam amca kusura bakmayın!” diyerek dönüp gitti Şehnaz’ın ağabeyleri.

“Vay başıma gelenler!” diye cızırdamaya başladı Nimet hanım, “Kız bilmiyorsun değil mi sahiden? Kaçtı mı yoksa!”

“Vallahi bilmiyorum!”

“Bu saatte bu nasıl kapı çalmak öküz oğlu öküzler!” diye söyleniyordu Hasan bey kendi kendine, Şehnaz umurunda değildi. Utanmadan bir de kızını soruyorlardı, “Bunların yanında görmeyim seni!” dedi dönüp kızına.

Gülsunar mutfağa zor attı kendini, “Allahım sen onları koru!” diye dua etti, en azından Sadık’ın Şehnaz’ı aldığı ortadaydı.

Yeşim hanım, Alex ile oğlunun yanındaki kızı görünce önce Gülsunar sandı. Bayılacak gibi oldu, Gülsunar değil de evden kaçan arkadaşı olduğunu öğrenince koltuğa yığıldı.

“Siz çete mi oldunuz artık?” dedi eliyle kendine rüzgar yaparak.

Şehnaz henüz korkusunu yenemediği ve hiç tanımadığı insanların yanında olduğu için üzerindeki siyah kocaman mont ile top böceği gibi kıvrılarak oturmuştu kanepeye.

“Yeşim çözeceğiz merak etme!” diye karısını teselli etmeye başladı Alex, “Bir süre burada kalacak, zavallı kızı nasıl bıraksaydı Sadık!”

“Bir Gülsunar’dı önceden, mahalleyi mi kurtaracaksınız şimdi! Nasıl yaptınız, ya sizi birileri gördüyse?”

“Anne görmedi merak etme!” dedi Sadık’ta annesinin diğer yanına oturup.

“Hep sen cesaret verdin buna! Hep!” diye inledi Yeşim hanım, sonra kıza takıldı gözü. Üzerindeki montun içinde titreyen o canı fark edince kalktı yerinden, yanına gitti.

“Korkma haydi gel çıkaralım şunu önce!” dedi yumuşak bir sesle, “Hoş geldin! Böyle gelmeni istemezdim ama madem geldin artık bizim misafirimizsin!”

Şehnaz onun yardımıyla çıkardı montu üzerinden. Alex gülümseyerek bakıyordu karısına, Sadık ise hayran. Yeşim hanımın yüreği baskın çıkmıştı korkularına. Korkuyordu oğlu ve kocası için ama yavru kedi gibi titreyen kızı görünce içi ezilmişti.

Şehnaz’ın ailesi mahallede kızı bulamayınca, polise gitti. Karakolun ilk kez duyduğu bir şey değildi kızların kaçması ama kaçırılmış ya da başına bir şey gelmiş olma olasılığına karşı, atölyenin sahibine haber gönderdiler gelmesi için, çalışanlar ya da o bir şey biliyorlar mı ya da onu en son kaçta gördüler öğreneceklerdi. Şehnaz’ın ağabeyi çoktan aramıştı babası atölyenin sahibi olan arkadaşını, patron dahil herkes kızın bütün gün boş boş bakıp ağladığını ama nedeni anlatmadığını söylediler. Aileyle yeniden konuşulduğunda ertesi gün dünürcü geleceği öğrenildi. Kesin olmamakla birlikte kızın kaçmış olma olasılığı güçlendi. Böyle bir mahallede ne evlerde, ne sokakta ne de dükkanlarda kamera vardı. Kimse Şehnaz’ı gördüğünü hatırlamıyordu. Şimdilik hiç bir iz yoktu.

(devam edecek)

Yorum bırakın