Gönül bağları – Bölüm 12

Yeşim hanım, Alex ve oğlunun bu kadar yakın olmasından, iş birliği yapacak kadar birbirlerine güvenmelerinden ve dahası Alex’in Sadık’ı koruyup, arkasında durmasından çok mutluydu. Bir erkek çocuğunun büyürken böyle bir modele sahip olmasının ne kadar önemli olduğunu anlamıştı. Sadık öz babası ile büyümüş olsaydı şimdiki halinden çok farklı bir delikanlı olma ihtimali yüksekti. Babasının ve Alex’in önerdiği çözümler hiç bir zaman örtüşemezdi. Biliyordu çünkü en yakından yaşamıştı iki adamı da. Bir kadını güvende hissettirmek, özel hissettirmek için kadınları değil, bir tek o kadını tanımak gerekirdi. Alex’in de yaptığı buydu. Yeşim hanımı tanıyıp, onu mutlu etmek için hareket ediyordu. Genel geçer kadınları mutlu etme yolları gibi bir kaybolmuşluğun içinde değildi. Yeşim hanım da onca yaşından, hatta bir oğul sahibi olduktan sonra ondan öğrenmişti sevmeyi. Birini sevmek için tecrübeli olmak, karşı cinsin sırlarını, zaaflarını ya da yumuşak karnının ne olduğunu bilmeye gerek yoktu. Ne seviyor, nelerden hoşlanıyor, neleri onaylıyor ya da onaylamıyor, kendini nasıl özel hissediyor bunlar anlamaya çalışmak, yani o insanı gerçekten tanımayı seçmek önemliydi. Erkek ya da kadın, odağını karşısındakine verirken aynı zamanda kendine olan odağını da kaybetmediğinde denge kendiliğinden kuruluyordu. Birbirlerinin sınırlarına saygı duyuyorlardı Alex ile Yeşim hanım. Birbirlerinin tüm hayatı olmaya çalışmıyorlardı. Kim kiminle birebir aynı olabilirdi ki, kim nefes almadan, aldırmadan mutlu olabilirdi. Sadık kızların aksine bunlara yakinen şahitlik edecek kadar şanslıydı. Gülsunar’ı da bilinçli olarak yapmasa da Alex’in annesini sevdiği gibi seviyordu.

“Çocuklarınız sözlerinizi değil, ayak izlerinizi takip eder!” yazıyordu annesinin bir kitabının kapağında. Yeşim hanım kendi oğlu ve Alex’i izledikçe buna daha çok inanıyordu. Sadık ve Gülsunar fark edilip, her şeyi riske atmamak için mümkün olduğunda ağaçtan da uzak durmaya başlamışlardı. Haftada bir gün eskisinden uzun notlar, daha da doğrusu mektuplar yazıyorlardı artık. O gün gelene kadar da hasretle eski mektuplarda yazılanlarla avunuyorlardı. Sadık fiziksel olarak onları saklayabildiği için Gülsunar sadece aklında kalanlarla yetiniyordu. Bir akşam eve dönerken Şehnaz’ın bakkalın ilerisinden ona işaret ettiğini görünce meraklandı Gülsunar. Artık annesinin tembihlediği gibi apartmandan çıkınca önce karşıya geçiyor, bakkalın oraya yan gözle bakmadan dümdüz yürüyordu. Şehnaz önemli bir şey olmasa ağabeylerinin onu fark etme riskini alıp da Gülsunar’ı böyle beklemezdi. Neredeyse koşar adım onun işaret ettiği binanın yanına geldi ve arkasına dolanıp onu buldu.

“Ne oldu?” dedi heyecanla.

“Veriyorlar beni! Yarın akşam geliyorlar, isteme falan yok, doğrudan imam nikahı ile yollayacaklar!”

“Ne?”

“Ne yapacağım?” dedi Şehnaz korkuyla, “Uğur’a bir şey diyemedim!”

“Ona niye diyeceksin zaten? Sadık’a ulaşmam gerek benim. Yarın iş çıkışı eve gitme!”

“Yarın işe yollar mı annem beni sence? O yüzden bu gün geldim!”

“Hay Allah ne yapacağız?” dedi Gülsunar endişeyle. Saate baktı sonra annesi daha işten gelmemişti muhtemelen ama kardeşleri okuldan gelmiş olmalıydı.

“Eve gidersem bu sonum olur, beni bir daha göremezsin. Lütfen yardım et! Senden başka umudum yok!” diyerek ağlamaya başladı Şehnaz, rengi solmuş, çaresizlik yüzünden elini ayağını nereye koyacağını bilemez olmuştu.

“Bekle sen burada!” dedi Gülsunar, bakkalın önünde olup olmadığına bile bakamadığı Sadık’a ulaşması lazımdı.

Binanın önüne dolaşıp, bakkalın olduğu taraftaki kaldırımdan çalıştığı binaya geri yürümeye başladı yavaş yavaş, bir yandan da Sadık orada mı diye bakıyordu. Neyse ki oradaydı. Aslında o da Gülsunar’ı görmüştü. Bakkala doğru geri yürümesi neredeyse hiç olmuş bir şey olmadığı için arkadaşlarına çaktırmadan takip etmeye çalıştı. Gülsunar tam arkasından geçerken eline dokundu anlamasını umarak ve çalıştığı apartmanın bahçesine girdi aceleyle.

Sadık onun bir şey söylemeye çalıştığını anlamıştı ama bir anda peşinden gidemediği için bir bahane aramaya başladı. Diğerleri de Gülsunar’ın oradan geçip, binaya girdiğini görmüşlerdi onunla birlikte. İçlerinde onu beğenenler olduğunu da biliyordu. Saatine bakıp, son anda hatırladığını ve gitmek zorunda olduğunu söyleyip, sokağın başına doğru yürüdü. Aklına gelen tek çare, arka sokağa geçip, bahçelerden atlayacak yer bularak o apartmanın bahçesine ulaşmaktı.

Gülsunar apartmanın içine girmiş Sadık’ın gelmesini bekliyordu korkuyla, biri onu görürse ne diyeceğini hesaplıyordu bir yandan ama zaten bu binada çalıştığı için dikkat çekmeyeceğini düşünüyordu. Önemli olan Sadık ile konuşurken yakalanmamasıydı. Aradan on dakika geçmiş olmasına rağmen Sadık gelmemişti. Onu takip etmesini istediğini anlamadığından korkmaya başladı bu sefer. Şehnaz’ın da o bahçede korkuyla beklediğine emindi. Gülsunar gelmeyince o da endişelenecekti. Tam bakkalın önüne uzaktan bakmak için apartmanın kapısından çıkmak için elini attığında, Sadık kan ter içinde içeri girdi. Koştuğu ve duvarlardan atladığı için pantolonun paçaları toz içinde kalmıştı.

“Oh! Gideceksin diye korktum!” dedi nefes nefese.

“Şehnaz’ı bu gün kaçırabilir misin?”

“Ne?”

“Şehnaz’ı yarın veriyorlarmış eve gidemiyor, giderse bir daha çıkamaz!”

“Ne istiyorsun onu mu kaçırayım senin yerine şimdi?” dedi Sadık şaşkın şaşkın.

“On sekizine girmesine on gün kaldı sadece!”

“Nerede Şehanaz şimdi?”

“Yukarıda Mevlüt amcaların apartmanının arkasında bekliyor! Söz vermiştin!”

“Tamam ama ikinizi birden alacaktım, önce Şahnaz’ı değil, ağabeyleri bakkalın önünde duruyorlar!”

“Eve götürsen bu günlük bir çare düşünsen olmaz mı? Benim evde onu saklayacak yerim bile yok!”

“Ah!” dedi Sadık dertli dertli, “Bunların hepsini senin için yapıyorum, kendime bile inanamıyorum şu an ama ona hava kararana kadar orada saklanmasını söyle! Gelip onu alacağım tamam mı!”

“Tamam!” dedi Gülsunar coşkuyla, boş bulunup boynuna sarılıverdi Sadık’ın mutlulukla, “Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim!”

Sadık daha Gülsunar ona sarılır sarılmaz elektrik çarpmış gibi hissetti kendini. Tam kollarını ona dolayacaktı ki, Gülsunar fark edip toparlandı hemen. O güzel yüzü kıpkırmızı olmuştu.

“Gidip haber vereyim!” dedi yere bakarak, tam gidecekken Sadık bırakmadı bu sefer, az önce hissettiği şeyin etkisinden kurtulamamıştı daha, kolundan tutup çekti Gülsunar’ı, dudaklarına acemice bir öpücük kondurup bıraktı. Gülsunar ne yapacağını şaşırdı bir an için ama sonra hızla dönüp çıktı apartmandan. Sadık kendine gelmek için bir iki dakika oyalandı sonra geldiği gibi arkalardan uzaklaştı. Şehnaz’ı alıp eve götürünce bakalım ne diyecekti annesi ve babası. Üstelik kız daha reşit bile olmamıştı. Yeşim hanım kesinlikle panik olacaktı. Sadık’ın içini kemiren ise her an Gülsunar’ında başına aynı şeyin gelebileceği olmuştu, üstelik bu gün olduğu gibi Sadık’tan yardım isteyecek fırsatı da olmayabilirdi. Onun reşit olmasına ise daha üç buçuk ay vardı.

Düşünceli düşünceli oturdu bir bahçe duvarına, havanın kararmasına çok kalmadığı için burada bekleyecek, biraz düşünüp çareler bulmaya çalışacaktı. Kardeşlerinin kaçtığını duyunca ağabeylerinin ortalığı ayağa kaldıracaklarından hiç şüphesi yoktu. Onlar eve gidip kardeşlerinin yokluğunu duymadan Şehnaz’ı oradan almalıydı. Neyse ki geç saate kadar mahallede oyalanıyorlardı ama Şehnaz işten gelmeyince anne ve babası gelip onları bulacaktı.

“Ah Gülsunar! Nasıl bir riske attın bizi böyle?” dedi düşünceli düşünceli, kıza beklesin demişti artık dönüşü yoktu gidip onu oradan alacaktı. Tekrar saate baktı, bunu tek başına yapıp yüzüne gözüne bulaştırmak istemediği için Alex’i aradı, annesine söylemeyeceğine söz verdirterek hızlıca olanları anlattı. Alex yarım saat içinde arabayla orada olacağını söyledi, Mevlüt amcaların apartmanın önüne park edecekti, yanında Şehnaz’ın tanınmaması için kapşonlu bir mont ile gözlük getirecekti. Sadık kimseye görünmeden arkaya geçip, onları kıza giydirecek ve arabayı tarif edip binmesini isteyecek, Şehnaz arabaya bindikten sonra mahallede dolaşıyormuş gibi geri çıkıp, caddede park edecek arabayı bulup binecek ve oradan ayrılacaklardı.

“Alex önce sorunu çözüp sonra konuşalım!” demişti olayı dinleyince.

(devam edecek)

Yorum bırakın