Artık sadece rastlayabildiği arkadaşına anlattı heyecanla olanları, “Ay neler olmuş böyle!” dedi Şehnaz gergin bir sesle, “Hoş bizim evde de bir farkı yok olanların!”
“Ne oldu?”
“Bir dünürcü daha var diyor annem, cevizcilerden ses çıkmazsa ona vereceklermiş beni!”
“Kendileri çok mutlu olmuş gibi ne demeye bizi zorluyorlar böyle anlamıyorum! Sadık kaçıracağım seni deyince öyle heyecanlandım ki! Başka çare bırakmıyorlar aşka da bize de!”
“Bana televizyon seyredip hayalperest oldun diyene bakar mısın?” dedi Şehnaz gözlerini açarak, sonra eliyle arkadaşının alnına vurdu şakayla “Kendine gel Gülsunar! Ne oluyor böyle?”
“Ya tamam dalga geçmenin sırası mı aşık oldum işte! Olunuyormuş demek, yani aşk budur herhalde, onu bile anlayacak, soracak, konuşacak kim var söylesene! Şu çalıştığım evdeki karı kocayı görmesem belki ben de anlamazdım aşk olduğunu!”
“Ailen vazgeçtiğine göre artık kaçmazsınız herhalde?”
“Bilmiyorum bu gün bakacağım ağaca.” dedi Gülsunar heyecanla, “Sonuçta vermiyorlar ki beni Sadık’a!”
“Kaçacak mısınız yani yine de?”
“Kaçarsak sen ne olacaksın?”
“Ben de kaçarım sizinle! Düşünsene Sadık aynı mahalleden iki kızı birden kaçırmış diye çıkacak lafları!”
İki kız kıkırdadılar ellerinde olmadan, sonradan etraftan biri gördü mü diye endişelenip, hemen kolaçan ettiler sağı solu.
“Çocuk olmanın en güzel yanı buydu herhalde!” dedi Gülsunar iç çekerek, “En azından gülebiliyorduk özgürce!”
“İş atıyor diyor Rıza ağabeyim bir kızı gülerken görünce!”
“İş atıyor ne demekmiş!”
“Aranıyor yani”
“İnsan içinden geldi güldü diye bir erkeğe işaret versin, herkesin yüzü asık zaten. Erkekler gülünce ne oluyormuş peki?”
“Karizmik mi ne öyle bir şey oluyorlarmış. Bunu da Mahmut ağabeyim anlatırken duydum. Çok güzel gülüyorsun, çok karizmetrik mi ne işte öyle bir şeysin demiş kız buna, böbürleniyordu.”
“Karizmatik!” diye güldü Gülsunar.
“Neyse işte! Sen okumuş kızsın, ben o kadar biliyorum!”
“Ne ilgisi var okulla! Orada mı öğretiyorlar sanki? İstersen okuluna devam edersin diyor Sadık.”
“Ya nasıl bir aşık buldun kendine sen böyle? Allahım darısı bana inşallah! Bir Sadık’ta bana gönder tez elden!” diye açtı ellerini Şehnaz, tam yine kıkırdayacaklardı ki ağabeyini görünce asıldı yüzü, “Haydi gidiyorum Mahmut ağabeyim geliyor!” diyerek uzaklaştı arkadaşından. Başını çevirip bakınca Şehnaz’ın ağabeyinin yanında gördü Sadık’ı, az kalsın gülümseyecekti, başını önüne eğdi geçip gitti yanlarından.
“İçim titredi sen öyle yanımdan geçip gidince!” yazmıştı Sadık ertesi gün notuna. Ağacın yanına varıp, o gün bırakılan notu okuyunca kalbi gülümsedi Gülsunar’ın.
“Vazgeçtiğimi sanma. Altı ay sabredeceğiz, sonra kimse itiraz edemeden kavuşacaksın bana! On sekiz olduğun gün çıkaracağım seni o evden! Sabret meleğim!
SSS”
Bir hafta her gece Sadık ile kaçıp gittiklerini gördü Gülsunar rüyalarında, o kadar mutluydu ki, hayat ona o da hayata gülümsüyor gibi hissediyordu.
“Hayat sevince güzel diye bir film var” dedi Şehnaz yine rastladıklarında. Yüzünün bir yanındaki morluğu gören Güsunar hayata gülümsemeyi bırakmıştı o sırada.
“Ne oldu?” dedi yüzünü asarak.
“Atölyedeki Uğur var ya!”
“E?”
“İki gün önce kusmaya başladım işe gidince ama bayılacak gibiydim. Patron da eve yolladı beni, baktı yürüyemiyorum Uğur’u verdi yanıma. Benim ayaklar dolanınca o da koluma girdi düşmeyim diye. Annem kapıyı açıp beni onun kollarında görünce, içeri çekti beni bir güzel dövdü içeride”
“Söylemedin mi hasta olduğunu!”
“Kustum halıya ağlarken yine!” diye çarpık çarpık güldü Şehnaz, “Ne yapayım kendi istedi!”
“Kız sen delirdin iyice, buna gülünür mü?”
“Gülünür, Uğur iki gündür başka bakıyor bana. Yanağımı görünce üzüldü!”
“Şehnaz kafana vura vura aptal etti annen seni iyice!”
“Ya ne yapayım, ben sana böyle mi söyledim Sadık karşına çıkınca! Yok işte benim yüzümü güldüren başka!” derken gözleri doldu Şehnaz’ın, “Ne yapayım kendimi kandırmaktan başka?”
Gülsunar’ın da gözleri doldu hemen sarıldı arkadaşına “Merak etme ikimiz beraber kurtulacağız! Az kaldı!”
“Sadık’ın beni de kaçıracağı yalanına inanmadın herhalde değil mi?” dedi Şehnaz burnunu çekerek, “Benim göreceklerim var daha! Sen kaç kurtar kendini!”
“Saçmalama! Seni almadan şuradan şuraya gitmem ben!”
“Kendini kandırma!” dedi Şehnaz, sonra dönüp yürüdü arkasına bakmadan.
Gülsunar’ın içine işledi iyice onun bu hali, Sadık almaz mıydı onu da yanlarına acaba? Söylemişti bir kez ama ‘Yok’ da dememişti. ‘Senin için her şeyi yaparım’ diyordu, o zaman Şehnaz’ı da almaları lazımdı. Hem Şehnaz üç ay büyüktü Gülsunar’dan, daha önce on sekiz olacaktı. Hemen ertesi gün yazacağı nota ekledi sorusunu.
“Şehnaz’ı da kaçıracaksın değil mi?”
Güldü Sadık notu okuyunca, onun Şehnaz’ı arkasında bırakmayacağını biliyordu ama böyle söyleyince de tuhaf oluyordu biraz. Alex biliyordu Şehnaz’ı da, “Madem kızların hayatlarını kurtaracağız böylelikle, neden iki kişi olmasın?” demişti. Sadık onun böyle cesur ve iyi yürekli olmasını sevmişti her zaman. Annesini de böyle güzel sevdiğini anladığı için yaklaşmıştı ona zaten. Etraftan söylenilenlere kulaklarını tıkayabiliyordu her zaman, Yeşim hanım bunca şeyi aşmış ve kendini kurtarmış olmasına rağmen kurtulamıyordu o girdaptan. Düşünceleri onu alıp aynı duvarın karşısına koyuyordu yeniden.
“Kolay değil annenin yaşadıkları!” demişti Alex, “Bu sadece sizin ülkenize özgü bir durum da değil! Bazen kız ve erkek oldukları için, bazen başka inançlardan, bazen başka soylardan oldukları için yaşıyor insanlar bunları! Dünya tarihi böyle hikayelerle dolu. Seyirci kaldığımız sürece devam edecek. Bir yetişkini eğitmek neredeyse imkansızdır belli konularda, bu yüzden öğretmen oldum ben! Yeni nesli kurtarmak gerek, sizin çocuklarınızı kurtarmış olacağız Gülsunar ve Şehnaz’ı kurtarmakla. Bilecekler ve öğrenecekler ki bir çıkış, başka hayatlar, başka düşünceler mevcut.”
“Bir çoğu yaşamaya devam edecek ama! Onları kim kurtaracak?”
“Dönüşüm bir anda olmaz, teker teker de olsa kurtaracağız. Biz kızlara kaçmayı değil, insanlara kurtarmayı öğretmiş olacağız! Bir de bu açıdan bak!”
“Peki ya mutsuz olursak ne olacak?”
“Bir gün öleceğiz diye yaşamaktan vazgeçmiyoruz öyle değil mi? Mutsuz olursanız iki medeni insan gibi konuşur ayrılırsınız. Korktuğun Gülsunar’ın dönecek bir ailesi kalmaması ise, zaten kurtuluşu ailesi olsa onu alıyor olmazdık. Birbirinize saygı duyarak ayrıldığınızda sen de onu sokağa bırakmazsın şartlar uygun değilse. Bir şeyler paylaştığın bir insanı yasalar korumadan da koruyabilirsin, bir gün her şey bitse bile. Nasıl yaşayıp, nasıl bitirdiğin senin kim olduğunu göstermez mi?”
“Haklısın!” dedi Sadık, düşünceli bir gülümseme vardı yüzünde, “Ben onu hiç bırakmayacağım!”
“Sen insan olmayı, insanca yaşamayı ve yaşatmayı hiç bırakma, gerisi kendiliğinden gelir!”
“Şehnaz ne olacak peki?”
“Onu ikinizde almak istiyorsunuz, kararı ve sorumluluğu size ait. Gittiğimizde orada bir yaşam kuracaksınız hepiniz. Önce kızları kurtaralım, sonra oturup konuşursunuz hepsini.”
“Pasaport çıkarmak çok sürer mi? “
“Pasaport değil ama vize sürebilir, sıkıntı çıkarsa ablamın yanına gidersiniz önce!”
“Arnavutluk’a mı?”
“Kalmayı mı tercih edersiniz?”
“Hayır kesinlikle, peşimize düşerler diye korkar ikisi de!”
Sadık sarıldı Alex’e “Teşekkür ederim, sen olmasan bunları tek başıma atlatamazdım!”
“Yaşadığın ve seçtiğin her şeyin hakkını ver Sadık! Bir aile olduğumuza inanıyorsak ve beni gönlünle baba kabul ettiysen, ben de bir baba olarak doğru olanı yapmalıyım. Bir baba veya anne fark etmez, çocuğunun rehberidir. Gülsunar’ın ailesi onun sahibi olduğunu düşünüyor. Oysa herkesin tek sahibi yukarıda, kendi canımız dahil, tüm canlar bize emanet edilenler. Tanrı’nın emanetlerini korumazsak, önce kendimize ihanet etmiş oluruz.”
“Haklısın!” dedi Sadık iç çekerek, ondan bahsederken yüzüne de gavur diyen bir sürü arkadaşı vardı, annenin evlendiği o gavur diyordu Şehnaz’ın ağabeyleri örneğin. Akıllarınca bunu yermek için söylemiyorlardı ama inanıyorlardı kendilerinden başka doğruyu bilen olmadığına. Sadece söylenileni kabul ediyorlardı oysa, öğrenmiyorlar, anlamıyorlar, sorgulamıyorlardı.
“İnsan kendini ne olarak tanımlıyorsa, tanımlasın. Kendini ve tanımladığı şeyi bilmiyordur çoğu zaman. O sonuca nasıl vardığını sor anlarsın?” derdi Alex her zaman, “Bilmek ve anlamak, anlamak ile idrak etmek aynı şeyler değiller hiç bir zaman! Birer aşama sadece!”
(devam edecek)