Nimet hanım, Yeşim hanımın eski komşuları aracılığı ile gönderdiği haberdi duyunca şaşırdı epeyce. Kızına ders versin diye tuttuğu oğlan mı istiyordu Gülsunar’ı. Okumuş oğlandı ama hiç uyuyorlar mıydı birbirlerine. Adet, töre nedir haberi bile yoktu o oğlanın, babası gavurdu bir kere. Gelip kocasına söyledi hemen başkasından duymasın diye.
“Annesi yabancı herife kapatma olan değil mi o? Sen soktun o zaman da oğlanı eve! Bizim ailemize göre değiller söyle! O oğlana verilecek kızım yok benim!” dedi kocası ser sert. O zaman hatırladı Nimet hanım, o gavur herif gerçek babası değildi oğlanın. Anası sonradan bulmuştu adamı.
“Kız Gülsunar! Görüşmüyorsun de mi sen bu oğlanla?” dedi hışımla mutfağı toplayan kızına.
“Hangi oğlanla?” dedi konuşmaları bulaşık yıkarken dinleyen Gülsunar, babasının söylediği o sözden sonra başından aşağı kaynar sular inmiş gibi hissediyordu. Nasıl söylerdi Sadık’a babasının annesi hakkında söylediklerini. Evlerine gelip, yüzüne söyleselerdi ya? Eviydi annesi o yabancı adamla Sadık’ın! Yabancı diye bütün mahalle konuşmuştu o zaman hatırlıyordu. Bu mahalleden kurtuluş fırsatı olur diye de düşünmüyordu ailesi hiç.
“Aptala yatma!” dedi Nimet hanım, “Sadık diyorum işte, geliyor hâlâ bakkalın önüne görüyorum ben! Yeşil ışık mı yakıyorsun yoksa geçerken ha?”
“Yok anne ne yeşil ışığı başımı bile kaldırmıyorum ben yerden!”
“Kırarım kız bacaklarını?” diye hırladı babası aradan.
“Ne cesaret ailesini yolluyor o zaman, senden yüz bulmasa gelemez onlar!”
“Yok anne vallahi ben bir şey yapmadım!”
“Seni çok bile tuttuk evde! Babanı duydun! Duyamayayım bir daha o ailenin adını ona göre! Yolun karşısından yürü, bakkalın o taraftan geçme akşamları!”
“Tamam!” dedi Gülsunar, ağlamamak için o kadar sıkıyordu ki kendini. Elindeki tabak kırılacaktı neredeyse. Tabağı da bardakları da bir bir atıp kırmak geçiyordu içinden ama ablası bir kez ters cevap verdi diye babasının onu nasıl hırpalayıp kolunu kırdığını hatırlayınca durdu hemen. Ağlasa annesi anlardı onun da bildiğini, isyan etse dayağı yerdi hem annesinden, hem babasından. Ne olacaktı şimdi? Şehnaz ne olacaktı? Mutlu olmaya bu kadar yakınken nasıl ikna edecekti kendini bunun bir hayalden fazlası olmadığına? Sadık vaz geçer miydi acaba? Ne yapacaktı zaten, babası yok deyince ne yapacaktı başka. Bir daha notta yazmazdı belki.
“Ölsem de kurtulsam!” dedi içinden, görmesinler diye tutamadığı iki damla yaşı sildi koluyla.
“Şu Şemsi’nin yeğeni istemiyor muydu bunu? Çağır gelsinler!” dedi babası, “Uzatmaya gerek yok!”
Gülsunar’ın iyice eli ayağı titredi, Şemsi’nin yeğeni dedikleri o adam otuz beş yaşındaydı, evlenmiş ayrılmıştı. Şehnaz söylemişti, karısını dövdüğü için kaçmıştı kız evden. Sonra da kızın göz dışarıda diye iftira atmışlardı. Sadık onu istedi diye başkasına mı vereceklerdi hemen? Ne olurdu annesi ondan yana çıksaydı biraz, ne olurdu güzelce anlatsaydı Sadık’ı sevdiğini, kaç yıllardır onun nasıl nezaketle bekleyip, nasıl sevmeyi bildiğini anlatsaydı keşke. Kim sevmişti ki başka onu Sadık gibi. Annesi, babası, kardeşleri mi? Şehnaz sevmişti belki. Onunda Gülsunar’dan farkı yoktu. Onu da vereceklerdi zorla istemediği birine. Kendine faydası yoktu ki şimdi Şehnaz’a faydası olsundu?
“Olmaz o!” dedi Nimet hanım, “İtin teki diyorlar, başımıza bela almayalım!” tam umutlanmıştı Gülsunar annesi ondan yana çıkıyor diye ama “Ne diyorsun sen kadın, ben olur diyorsam olur! Çağır gelsinler!” dedi babası sert sert. Sonra da sanki bakkaldan ekmek almayı konuşuyolar gibi televizyonun kanalını değiştirip durmuştu, “Çay getiren yok mu?”
Kocasının dayağından korkan Nimet hanım kesti sesini hemen ama hırsını çıkaracak yer aradığı için içeri gidip Gülsunar’ın ensesinden homurdandı, “Hah buldun belanı işte şimdi! Salak!”
Gülsunar annesi titrediğini görmesin diye iyice kastı kendini, keşke hiç ailene söyle demeseydi Sadık’a. Artık babası kesin dönmezdi kararından. İyice beter olmuştu her şey. Bulaşıklar bitince, yüzünü saklaya saklaya geçti küçük odaya. Kardeşleri oynuyorlardı, ablalarına bakmadılar bile. Ellerini titreyerek bir kağıt kalem alıp, tuvalete girdi. Daha kapıyı kapatır kapatmaz göz yaşları indi yanaklarından. Kabul etseler her şey ne güzel olacaktı kim bilir? Hayatında hiç olmadığı kadar mutlu olacaktı.
“Babam kabul etmedi!” yazabildi sadece, başka ne söylese bilmiyordu, “Vazgeçme!” dese olur muydu acaba? Vazgeçmeyip ne yapacaktı, “Beni başkasına verecekler!” yazamadı. Ona vermedikten sonra ne değişirdi ki zaten? Sadık gelmezdi bir daha mahalleye. Bakkalın önü bomboş kalırdı, ağacın kovuğu da öyle. Gülsunar’ın içi yanardı mutlaka, o kadar sevmişse Sadık’ta üzülürdü herhalde.
Nimet hanım ertesi gün “Babası başkasına söz vermiş” dedi haberi getiren komşuya, “Boşuna gelmesinler!”
Sadık heyecanla kovuktan aldığı notu okuyunca afalladı böyle bir ihtimalin olduğunu bildiği halde. Böyle baştan ret edilmeyi ummamıştı en azından İstemeye gidilir, orada vermeyiz derlerse anne ve babası araya girer halleder sanmıştı saf saf. Gülsunar’ın başka bir şey yazamayışından anladı ne kadar üzüldüğünü.
“Hay Allah!” dedi şaşkın şaşkın, hemen gidip Alex ile konuşması lazımdı, gerilmişti iyice. Akşam eve gittiğinde annesinden “Başkasına söz vermişler!” diye duyunca Alex’e baktı hemen.
“Ne yapacaksınız?” dedi Yeşim hanım ikisinin arasında konuşulmuş bir şeyler olduğunu anlamıştı.
“Alex ‘kızı al getir’ demişti!” dedi Sadık gözünü Alex’ten ayırmadan.
“Kaçıracak mısın?” dedi annesi hayretle, “Bu devirde kız kaçırmak mı kaldı?”
“Ne yapsın çocuk? Kaçırmak değil, kızın gönlü varmış zaten!”
“Sadık başını belaya sokarsın oğlum, bu işler çocuk oyuncağı değil!”
“Anne yıllardır ondan başkası yok aklımda, o da beni seviyor! Şimdi nasıl vazgeçeyim?”
Yeşim hanım ne dediyse ikna edemedi oğlunu, Alex arka çıkıyor diye ona da bozuldu biraz.
Ertesi gün ağacın kovuğuna “Kaçıracağım seni var mısın?” diye yazıp bıaktı. Başkasına verecekler diye bekleyecek miydi öylece? Ne olursa olsun, Güsunar’ı bırakmayacaktı arkasında.
İki gündür canı çok sıkkın olan Gülsunar’ın kalbi yine hızlı hızı çarptı notu okuyunca. Babasının cevabından sonra Sadık vazgeçer diye de korkmuştu ama vazgeçmemişti demek.
“Nasıl olacak bu iş?” yazıp bıraktı ertesi gün, “Korkuyorum!”
Gülsunar ve Sadık kendi yollarını ararken, Şemsi’nin yeğeninin başka kıza talip olduğu çıktı ortaya neyse ki. Güslunar’dan başka bir kaç kıza talip olmuş, Nimet hanımlar oyalanırken birini vermişlerdi adama. Nimet hanım da sevinmişti o olmadığına ama Gülsunar’ı bir an önce baş göz etmeleri gerektiğine de ikna olmuştu Sadık’tan sonra.
“Allahım çok şükür!” diye derin bir iç geçirdi Gülsunar, yine bulaşıkları kaldırırken. Bir kez daha kabul olmuştu Sadık’ın duaları anlaşılan, ertesi gün heyecanla yazıp bıraktı notu.
Yeşim hanımda aynısını söyledi kızı başkasına vermeyeceklerini duyunca. Oğlunun reşit olmayan bir kızı kaçırmasını hiç istemiyordu. Alex Türkiye’de de yaşasa, başlarına gelecekleri ön göremiyordu. Sadık tam hayata atılacakken hapis bile yatardı bu suçtan. Kızın ailesi başlarına bela olurdu. Neler duyuyorlardı. O eski mahallede yaşamıştı insanları tanıyordu az çok, o haber diye duyduklarının içinde buluverirlerdi kendilerini anlamadan.
“Gülsunar altı ay sonra reşit olacak!” dedi Sadık heyecanla, “Allah yardım eder altı ayı kazasız belasız atlatırsak o zaman gönlüyle gelir bana kimse de bir şey diyemez!”
“Haydi inşallah!” dedi annesi, oğlunun böyle güçlü duyguları olmasına üzülse mi sevinse mi bilmiyordu artık. Öz babasından değil de Alex’ten huy almış gibiydi her nasılsa? Kimin ekmeğini yersen ona benzersin diye boşa demiyordu eskiler. Alex ile evlenirken oğluyla sorun yaşamaktan çok korkmuştu ama Alex öyle iyi bir baba olmuştu ki ona, ne zaman başı sıkışsa ona gidiyordu Sadık, annesinden önce. Şu kız kaçırma konusunda hem fikir değillerdi ama Gülsunar’ın reşit olmasını beklemek en mantıklısıydı.
(devam edecek)