Gülsunar orta son sınıfa geldiğinde Nimet hanımın da artık sabrı tükenmişti. Gülsunar’a başka talip çıkmadığı için çalışsın eli biraz ekmek tutsun istiyordu. O yıl Sadık’ı neredeyse hiç derse almadı o yüzden Artık kızın kafasına okumakla ilgili bir şey sokulsun istemiyordu. Öğretmen hanıma da artık para almayacağını söyledi. Güya Gülsunar okumak istemiyordu.
“Olur mu öyle şey! O kadar başarılı çocuk niye vazgeçsin Nimet hanım! Sen mi giriyorsun yoksa kızın aklına?” diye çıkıştı öğretmen hanım duyunca, onca yıldır destek olup okuttuğu kızın böyle birden bire vazgeçmesi tuhaf geldi kadına.
“Yok abla istemiyor işte çok konuştum dinletemedim, ben de bari söyleyeyim de ablamın parası boşa gitmesin dedim söylüyorum!”
“Sen getir kızı bana konuşayım ben!” dedi bu sefer öğretmen hanım, Nimet hanım içinden sinirlense de “Tamam abla konuşurum ben gelir bir gün benimle!” dese de elbette getirmedi kızını. Kadıncağız bir kaç kere daha sorunca da gitmedi bir daha temizliğe. Kocam hasta dedi, ben hastayım dedi bin bahane bulup, onun gününde kendine gidecek başka ev ayarladı.
“Üç kuruş para verince sahibimiz oldu!” diyordu kocasına, “Ne yapayım bıraktım bende, çok gezen ayak pislik taşır! Anlatsan anlamaz şimdi bu! Okuyacak da başımıza bilmiş olacak! Üst komşunun kızı hamile bu sene, bakacak birini sordu bana. Gülsunar çıksın baksın işte!” diye kocasını ikna etti kafasındakine. Zaten kızların okuması konusunda hiç isteği olmayan adam da hemen kabul etti tabi bu düşünceyi.
Arsadan geçerken annesinin liseye yollamayacağını Sadık’a söyledi Gülsunar ama durup konuşmaya zamanları olmadı her zamanki gibi.
Sadık bu işin böyle olmayacağına karar verdiği için mektup yazdı Gülsunar’a ve sonraki cuma sıkıştırdı eline. Gülsunar biri ona bir şey verdiğini görecek diye panikle kağıdı cebine koyup, koşar adımlarla uzaklaştı ondan. Eve girer girmez de tuvaletim geldi diyerek kapattı kendini tuvalete bir çırpıda okudu yazılanları.
“Sevgili Gülsunar,
Artık konuşmaya da görüşmeye de fırsat kalmayınca çareyi yazmakta buldum. Ailenin kararına çok üzüldüm. Ben senin okuyup, ayaklarının üzerinde durmanı isterdim. Onlarla bir kez daha konuşsan ikna olurlar mı bilmiyorum! Sen okula gitmeyince artık görüşme şansımız da kalmayacak. Umarım bu kez de dualarım kabul olur ve lise sınavlarına girer, okumaya devam edersin.
S.”
Gülsunar onun iyiliğini düşünen tek kişi olan öğretmeninin yazdıklarını okuyunca çok mutlu oldu. Mektubu Şehnaz’a okutmak istiyordu ama evde birinin eline geçerse çok tehlikeli olur diye istemeye istemeye parçalayıp attı tuvalete ve üzerine bir kova su boşalttı. Ayıp olmasın diye öğretmenine cevap yazması lazımdı. Evde yazamayacağı için okulda teneffüste yazdı.
“Sevgili Sadık öğretmenim,
Bende sizin gibi okumayı isterdim ama zaten sizin kadar akıllı bile değilim. Annem ve babama karşı gelemem. Görüşemeyeceğimiz için ben de üzgünüm. Beni düşündüğünüz ve her zaman koruduğunuz için teşekkür ederim.
Gülsunar”
Sadık onun cevabını merak ettiği içi ertesi gün gelmişti yine çıkışa, Gülsunar’da onun sadece cumaları geldiğini bildiği halde yine de mektubu yazıp almıştı yanına ve karşısına çıkar çıkmaz, vermeye cesaret edemediği için attı boş arsaya ve koşarak uzaklaştı yine.
Sadık buruşturulmuş kağıdı aldı heyecanla ve hemen açıp okudu. İçinde tarif edilmez bir hayal kırıklığı vardı. Onu kaçırmak bile geçiyordu aklından ama Gülsunar mektubuna bile öğretmenim diye başlamıştı, üstelik daha reşit bile değildi.
“Ne olursa olsun vazgeçmeyeceğim!” dedi kendi kendine. Ailesinin Güslunar’ı biri ile evlendirmesinden korkuyordu, onların kızlarının reşit olmasını beklemek gibi bir niyetleri olmadığı ortadaydı. Ailenin rızası olduğunda yaşa falan bakan yoktu, hatta bu kısmı aşmak için artık resmi nikah bile kıymıyorlardı. Mahalleden ayağını hiç kesmediği için bakkalın önüne duyuyordu bir çoğunun hikayesini.
Böylece Gülsunar daha okul bitmeden hafta sonları, hamile geline yardıma gitmeye başladı. Gelinin annesi ile aynı binada oturuyorlardı ama kızın evi bakkalın hemen yanındaydı. Sadık onun yandaki apartmandan çıkıp önünden geçtiğini görünce heyecanlandı. Arkasından gitmek istedi ama arkadaşları anlar diye bir şey yapamadı. O da ilk yıl sınavı kazamasa da bir yıldır üniversitede okuyordu. Sırf Gülsunar için Matematik öğretmenliği yazmıştı. Alex onun mühendis olabileceğini söylese de bu bölümü çok istediğinde direnmişti. Alex Türk babalar gibi olmadığından onun mutlu olacağı işin bu olduğundan eminse o zaman istediği gibi yapabileceğini söyleyip, telkinlerinden vazgeçmişti. Annesi iki yıla kadar emekli olacaktı. O zaman artık burada yaşamak istemiyorlardı. Alex’in memleketine gidecekler ve orada sakin bir hayat yaşayacaklardı. Sadık içinde orada buradakinden daha iyi bir gelecek mümkündü. Öğretmenlik güzel bir meslek olsa da Alex’e İngilizce öğretmenliği yaptığından Türkiye’de mesleğin zorluklarının farkındaydı. Sadık’ın İngilizcesi iyiydi, mezun olduktan sonra orada da öğretmenlik için başvurularda bulunabilirdi. Onlara henüz Gülsunar’dan bahsetmemişti, daha doğrusu eski mahalleden ders verdiği bir kız olarak biliyorlardı da, Sadık’ın hislerinin farkında değillerdi. Zaten Sadık Gülsunar ile ilk derslerinde onun yaşını öğrenince ailesine bu yaşta bir kıza duygular beslediğini söylemekten çekinmişti. Zamanla vazgeçer sanmış olsa da duyguları hiç eksilmeden hâlâ devam ediyordu. Gülsunar da artık küçük bir kız değildi. İki yıl içinde reşit olacaktı. Eğer ailesi o arada onu evlendirmemiş olursa Sadık reşit olur olmaz onunla sözlenecekti. Eğer ondan önce kızı evlendirmeye kalkarlarsa da annesi ve Alex ile konuşup o da talip olacaktı. Aslında şimdi de olurdu da böyle olsun istemiyordu. Gülsunar henüz kendi duygularını fark etmemişti. Sadık emindi onun da boş olmadığından ama bunu Gülsunar’ın anlaması gerekiyordu. Zavallı kız öyle dünyadan ve kendinden habersiz kalacak şekilde baskılanıyordu ki, Sadık’ın etrafında pervane olmasından bile bir anlam çıkaramıyordu henüz.
Gülsunar yardımcı ve bakıcılık işine başladığında, ağabeylerinden biri de Şehnaz’ı bir dikiş atölyesinde başlatmıştı. Atölye daha küçük yaşta almadığı için o da Gülsunar ile aynı zamanda çalışmaya başlamıştı. Atölyenin sahibi ağabeyinin arkadaşının babasıydı. Yetiştirmek için kzılar alacağını duyunca hemen kardeşini söylemiş, orada başlatmıştı. Artık iki arkadaş da fazla görüşemiyorlardı. Gülsunarın çalıştığı gelin onu belirli zamanda bırakırsa, Şehnaz’a yolda rastlıyor, ayak üstü hızlıca birbirlerine olanları anlatıyorlar sonra da ayrılıyorlardı. Ağabeyleri onun eskisi gibi bir yerlerde lafa daldığı görürse bacaklarını kırarız diye tehdit ediyorlardı.
Sadık Gülsunar’ın aynı apartmana sürekli geldiğini fark edince, bir gün ne yapıp edip, onu apartmanın içinde bekledi. Gülsunar hızlı hızlı merdivenleri inip tam apartman kapısına yönelecekken karşısında Sadık’ı görünce korkuyla sıçradı.
“Korkma benim!” dedi Sadık gülerek, onu o kadar özlemişti ki, utanmasa ve tabi Gülsunar’ın tepkisinden korkmasa, kollarına alıp sarılacaktı.
“Görmedim ondan!” dedi Gülsunar.
“Seninle konuşmak için bekliyordum, ne zamandır hiç karşılaşmadık!”
“Ben bu binada çalışıyorum!”
“Biliyorum anladım, önümden geçiyorsun ama hiç bakamadığın için görmüyorsun beni. “
“Azıcık oyalansam bakkalın karısı anneme yetiştiriyor! İki kez dayak yedim onun yüzünden!” dedi Gülsunar saf saf.
Sadık’ın içi parçalandı, çok da sinirlendi ama Gülsunar’ı ürkütmemek için bir. şey söylemedi. Böylede konuşup, görüşmek mümkün olmayacaktı anlaşılan.
“Bak ne diyeceğim mektup yazalım birbirimize!”
“Nasıl vereceğiz?”
Sadık etrafına bakındı heyecanla ama bir şey bulamadı.
(devam edecek)