Yıldız’ın kızları – Bölüm 14

Güneş’in Tahir ve annesinin öldüğü günden çok geriye gidip o güne geri gelmesi bir buçuk ay sürdü. Doktoru sayesinde Sercan beyle, o zaman ki Güneş ile konuştu barıştı yeniden. Babasını çok sevse de aslında o zamanlar zayıf davranıp, annesine direnmediği için kızdığını anladı. Annesi otoriteydi evde, evde herkesin hasta olduğunu bildiği birine vermişlerdi tüm otoriteyi, böyle yapmayı babalarından öğrenmişti kızlar. Sevmek miydi bu Yıldız hanımı, yoksa seyretmek mi?

Evet zayıftı Sercan bey, sevgisi ona güç değil, boyun eğmeyi öğretmişti. Boyun eğerek sevmeyi bilen bir nesildendi. Susarak, söylenilen her şeyi sorgulamadan inanıp, yapan bir nesildi onlar.

“Sanki biz çok farklıydık!” demişti Güneş sonra, Kamer ile yaş farkları az olmasına rağmen sanki bir üst nesle ait gibi hissediyordu kendini.

“Çünkü sen annelik yaptın kardeşine, ikinizin anne ve babası aynı mıydı sence?”

Doğru değildi, Güneş olmuştu Kamer’in annesi de babası da, sevginin ona boyun eğdirmesinin sebebi Yıldız hanım değildi Sercan beyin aksine, Kamer’di. Kamer’i kurtaracak kadar güçlüydü o, sonunda kardeşi aracılığı ile kendi kurtuluşunu garantileyecek kadar da. Sercan bey öyle yapmamıştı ne kendini, ne kızlarını kurtaramamıştı. Güneş’in bilinç altından çıkanlardı bunlar. Kızgındı babasına. Onları koruyamadığı, işin en zor yerinde çekip gittiği için kızgındı. Kızgınlığı başladığı gün bütün güveni kaybolmuştu, güvende hissedememişti bir daha. Kimse yoktu onları koruyan, baba, anne veya herhangi bir güç. Herkesten, her şeyden büyük o güce de gücenmişti. Dünya sahnesinin tüm spotları sönmüş, o ve Kamer karanlıkta kaybolmuşlardı. Yön gösterecek, hatta teselli verecek, bunlar bir gün bitecek tek bir ışık yoktu çevrelerinde. Sadece kendi sesi vardı, sadece Güneş’in sesi söylüyordu duymak istediklerini. Sonra o kötü gün gelip kendini kirlenmiş hissettiğinde o ses de sustu. Artık kendine bile teselli veremiyordu. Tükenmişti, ne için kurtulacaktı ki? Niye? Kurtaracak ne kalmıştı?

“Sen bedeninden ibaret değilsin, bacak arandan, bir zardan ibaret değilsin. İsteğin dışında kötü şeyler oldu evet ama ölmedin değil mi? Bir zardan fazlasını kaybettiğini biliyorum ama istersen yeniden başlayabilirsin. İstersen eğer. İstemek için bir neden bulman gerekiyor, bunu sana ben söylemem!”

Hayat bir zar kadar kolay zarar görebiliyordu demek, onarılmayan şey zar olmasına rağmen, zararı çok olmuştu. Bir su dökünüp izlerini silebilirdi belki vücudundan ama dünyanın tüm gözyaşlarını dökse ruhunu arındırabilir miydi o çirkinlikten.

“Koruman gereken sensin Güneş, geriye kalan da sensin. Kaybettiğinden fazlası var geride, değer mi söyle? Kendini güvensiz ve değersiz hissettiğin bir sürecin içinde oldu her şey, bu da sana daha değersiz hissettirdi. Bir bedenden ibaret, bir et parçası hissettin kendini ve biri gelip etini kopardı, parçaladı bedenini. Kendini onardı bedenin, yapabildiği yere kadar iyileşti. Bunun için senin onayını beklemedi öyle değil mi? Ruhuna neden izin vermiyorsun? Onun kendini toparlaması için göz yaşlarına ihtiyacı yok, onu iyi edecek, sana şifa verecek şey zaten gözünün önünde değil mi?”

“Aşk mı?”

“Hayır sevgi!”

Ne çok seviyordu Kamer ve Can’ı öyle değil mi? Onlara duyduğu sevgi ile her şeyin üstesinden geleceğine inanmıştı. Peki onlara duyduğu sevgi de eksilmiş miydi bu olanlarla. İçinde bir yerlerde gizlenmiş miydi yoksa? Göz yaşları ile dışarı atıp o sevgilerden kurtulmak istiyordu belki de, onlardan kurtulursa o zaman her şey daha kolay olurdu. Kalamıyor, gidemiyor arada bir yerde sıkışmış bekliyordu. İçindeki ve dışındaki sevginin önünü kesmişti sadece, akmasına izin verse, her su yolunu bulur, geçtiği her yeri temizler ve alması gereken ne varsa alıp giderdi bir daha geri dönmeyecek şekilde. Hayat gibi tek yöne akıyordu tüm nehirler. O büyük denize. Asıl kayboldukça mutlu olunacak, bir oldukça güçlü olunacak o kocaman denize. Güneş’in kestiği akışı yeniden sağlaması gerekiyordu sadece. Kalbinde o gücü yeni buldukça, akışı kesen tüm taşlar suyun gücüyle yuvarlanıp gittiler tek tek. Yedi ay sonra Kamer ve Volkan, onu geri almak için içeri giren Can’ı bekliyorlardı kapının önünde. Güneş, onun elini tutarak merdivenlerde gözüktüğünde Kamer ağlamaya başladı birden.

“Bu anı yaşayacağımıza inancımı kaybediyordum artık!”

“Artık üzülmeyi bırakmazsan, bebeğimize zarar vereceksin!” dedi Volkan ona sarılarak ve Kamer elini karnına götürüp okşadı beli belirsiz ortaya çıkmış o minik ruhun kozasını.

Güneş henüz bilmiyordu kardeşinin hamile olduğunu, ona eve gidince söylediler. Can sanki hamile olan Güneş gibi davranıyordu, sanki her şeyden incinecek gibi. Oysa avuçlarında sıkarsa ölecek, gevşetirse uçup gidecek bir kuş tutar gibi hissediyordu sadece.

Volkan çocukları doğduğunda burada olmak istemiyordu artık, Güneş ve Can’ın evlendiklerini görmeden de Kamer gitmek istemiyordu. O yüzden Güneş biraz daha kendine gelip, dışarıdaki hayata uyum sağlayana kadar beklediler iki ay daha. Bu onun kendi ayakları üzerinde duracağına inanması için gerekli süreydi. Can işe gittiğinde Kamer ablası ile vakit geçiriyordu, hamile haberinden sonra Volkan onun işe devam etmesini istememişti ki zaten gideceklerdi. İki ay sonra hep birlikte çiftliğe gittiler. Can’ın anlattığından çok daha güzel bir yerdi çiftlik, hazırlanan ev o kadar huzurlu ve güzeldi ki Güneş gözlerine inanamamıştı. Her şey onun sevdiği gibiydi. Renkler, eşyalar, düzen.

Evet nehir ileri doğru akmaya devam ediyordu, güçlendikçe önünde hiç bir engel tanımadan denize koşuyordu. Kamer ve Güneş’in yaşamları da o nehirler gibi akmaya devam etti sonrasında. İkisinin de ikişer kızı oldu. Güneş ve Can sık sık Kamer ve Volkan’ı ziyarete gittiler. Çocuklar ve eşlerinin aileleriyle bir deniz olmuşlardı bile.

MUTLU SON

Yıldız’ın kızları – Bölüm 14” için bir yanıt

Yorum bırakın