Yıldız’ın kızları – Bölüm 12

“Burada mı oturacaksın?” dedi Kamer alacağı cevaptan korkarak.

“Ben mi? Hayır!”

“Ha? Gideceksin o zaman?” derken gözleri dolmuştu bile.

“Kamer bu evi senin için buldum ben! Bir yere gittiğim de yok ayrıca!”

“Anlamadım, ben mi oturacağım burada?”

“Evet tabi ki sen oturacaksın, ablana yakın, işine de diğer evden daha uzak değil! Yarın içeriye bakabiliriz!”

Kamer başını çevirip yeniden eve baktı, eski ama güzel bir apartmandı burası, Can’ın dairesi gibi cadde üzerinde değildi ama güvenli bir muhitteydi, biraz ileride karakol ve hemen yanında bir cami vardı.

“Güzelmiş ama burada oturamam ne yazık ki!”

Volkan kolunu onun omuzuna atıp kendine çekti, “Yarın içine bakarsın beğenirsen tutarız!”

“Tutarız?”

“Evet, burada oturmanı istiyorum!”

“Peki ya sen ne yapacaksın?”

“Kal dersen, kalacağım!”

Kamer sarıldı sıkıca güven duyduğu bu adama, Volkan onun bir sığınağa ihtiyaç duyduğu konusunda haklıydı. Sevgi dolu, koruyan bir kalbe ihtiyacı vardı. Terkedilmiş bir çocuk kadar ürkekleşmişti artık, neyle nasıl mücadele edeceğini bulamıyordu. Kaybolmuş hissediyordu kendini. Ablasına yardım edemiyor, maddi durumunu düzeltemiyor, kendinde devam edecek gücü bulamıyordu. Can’ın geri gelişi de çok şeyi değiştirmişti ama Güneş henüz onun adını bile duymaya tahammül edemiyordu.

Birlikte eve döndüklerinde Kamer, Güneş konusundaki çaresizliğini anlattı Volkan’a. Can ona zarar vermemişti ama ablası başına gelen şeyden o kadar utanç duyuyordu ki, kimsenin yüzüne bakmak istemiyordu.

“Bu onun utanacağı bir şey değil!” dedi Volkan.

“Doğru değil bize göre ama onun travması maalesef kendini koruyamadığı ve o adamın elleriyle kirlendiği yönünde! Şey! Sen kalacak mısın sahiden?”

“Seni bekleyeceğim!”

Kamer baktı Volkan’ın yüzüne, “Belirsiz bir zamandan bahsettiğinin farkında mısın?”

“Belirsiz bir zaman değil, senin yanında olacağım ve ne yapmak istediğimi bildiğim bir zaman bu!”

“Ve benim senden asla isteyemeyeceğim bir zaman, bence geri dönmelisin! Hayatına devam etmelisin. Güneş ve ben ne olacağımızı henüz bilmiyoruz. Ablam hiç düzelmeyebilir. O zaman Can’da vazgeçmek zorunda kalacak!”

“Babaannem hep gün doğmadan neler doğar derdi. Bence bunları şimdi konuşmayalım! Yarın gider o eve bakarız!”

Kamer, Volkan bir gün giderse o evi ödeyemeyeceğini biliyordu, o yüzden bakmaya gitse bile tutmaya pek niyetli değildi ama bir şey söylemedi.

Ertesi gün işten bir saat erken çıktı ve birlikte gidip o eve baktılar. İki oda bir salon olan ev, aydınlık ve ferahtı. Herhangi bir bakıma ihtiyacı yok gibi duruyordu. Ev sahibi bir kaç parça eşya ile veriyordu evi. Eksikleri vardı ama başlangıç için oldukça iyi sayılırdı.

“Ne diyorsun?” dedi Volkan emlakçı onları konuşmaları için yalnız bırakınca.

“Düşüneyim!” dedi Kamer gözlerini kaçırarak, evet güzel evdi ama bu riske girmesi mümkün değildi.

“Beğenmedin mi?”

“Güzel ama düşüneyim!”

Volkan ısrar etmedi, Kamer’in yüzündeki endişeli ifade onu da durdurmuştu. Emlakçıya teşekkür edip çıktılar evden. Kamer zaten yakın olduğu için ablasına uğradı, Volkan onu dışarıda beklerden bunca yıl sonra ortaya çıkmış olmasının Kamer’e yeterli güveni sağlamadığını düşünüyordu.

Kamer ablasına, Volkan’ın bulduğu evi anlattı.

“Biliyor musun, ev gülümsüyor gibi geldi bana. Mutlu bir ev, mutlu yaşanmışlıkları olan bir ev gibi. Seninle böyle bir hayatımız olmalı diye düşündüm. Artık bu karanlığın içinden çıkıp bana biraz daha umut veremez misin? Bana her zaman annelik yaptın sen? Ben senin gibi yapamıyorum. Sana ihtiyacım var! Hiç değilse bana geri gelemez misin?” diyerek ağladı biraz. Güneş kardeşinin söylediği her kelimeyi duyuyordu.

“Bana geri gelemez misin?” dedi zihninde Kamer’in sesi, tekrar, tekrar söyledi Kamer gittikten sonra bile.

Kamer gözleri kızarmış bir şekilde aşağı inince Volkan bir anda diz çöktü önünde ve montunun cebinden çıkarttığı kutuyu açıp, içindeki yüzüğü uzattı Kamer’e. Onu alıp gitmeyi planladığı için yüzüğü alıp gelmişti. Madem ki Kamer için kalacaktı ve onun güvene ve güvenceye ihtiyacı vardı. Ömür boyu güven teklif ediyordu ona. Ömür boyu, iyi günde, kötü günde, yan yana olmayı.

Kamer öylece baktı yüzüğe ve Volkan’a. Hava kararmıştı. Kutudaki yüzün sokak lambasının sarı ışığında parlıyordu. Volkan’ın gözlerinden mi yansıyordu o parlaklık, gökyüzündeki aydan mı, yoksa o an etraflarını saran o parlak buluttan mı?

Elini kutuya doğru uzattı ve yüzüğe dokundu.

“Beni kabul eder misin?” dedi Volkan, sesi yumuşacık çıkmıştı, kış gecelerinde sıcacık bir güvenle saran o yün yorganlar gibi sarmıştı Kamer’i. Yine ağlamaya başladı ama bu defa içi acımıyordu göz yaşları inerken. Başını salladı hafifçe ya da öyle sandı. Volkan doğruldu ve yüzüğü kutudan çıkartıp, titreyen eline taktı ve dudaklarına götürüp öptü sonra. İki aşık sarıldılar birbirlerine. Güneş bu manzaraya bakan odasında, dışarıda olanlardan habersiz, kardeşinin sözlerini duyuyordu hâlâ.

“Evi tutalım!” dedi Volkan alnından öptü Kamer’i ve elini tuttu yürümeye başladılar. Yeniden evin önüne geldiler, “Bir nikah yaparız! Şimdilik kendi aramızda! Sonra evi tutarız! Ne kadar beklememiz gerekiyorsa bekler, sonra da gideriz!”

Kamer uzun zaman sonra ilk defa hafiflemiş hissediyordu kendini. Bir an için geri dönüp ablasına her şeyi anlatmak istedi ama artık geç olmuştu. Konuşa konuşa döndüler eve ikisi. Kamer Can’a Volkan’ın geldiğinden ve bir kaç gecedir onun evinde kaldığından bahsetmişti. Volkan’ın kim olduğunu zaten Güneş’ten dinlediği için Can bunu sorun etmedi. İşleri halletmek üzereydi ve yakında dönecekti. Artık Güneş’i görmek istiyordu.

O geceden sonra Volkan geri adım atmadı, hızlı bir oda nikahından sonra hemen gidip evi tuttular. Standart işleyişin dışında olsa bile ikisinin de umurunda değildi. Volkan ailesine haber vermişti. Kamer’in haber verecek Can’dan başka kimsesi yoktu şimdilik. Güneş’e her gittiğinde heyecanla olan biteni anlatıyordu. O işteyken Volkan eve bir kaç gerekli eşyayı almıştı, böylece Can gelmeden evden çıkıp kendi evlerine geçmeyi başardılar. Sıra Volkan’ın da burada bir iş bulmasına gelmişti. Babası ve annesi oğullarının yıllardır Kamer’den başkasını sevmediğini bildikleri için onu desteklediler ve nikahtan önce bir miktar para yolladılar rahat etmeleri için. Yine de işleri yoluna koyar koymaz geri gelmelerini istiyorlardı. Oğullarından zaten çok uzun süre ayrı kalmışlardı.

Kamer cephesinde her şey güzel ilerlerken, iş yerine gelen telefonla Kamer hemen ablasının yanına koştu. Güneş sonunda konuşmuştu ve ilk söylediği kelime de “Kamer!” olmuştu. Bir kaç kez art arda söyleyince onun kardeşini istediğini düşünüp hemen onu aramışlardı.

Kamer odaya girdiğinde Güneş ilk kez bakışlarını çevirip ona baktı. Güneş yanına gelip oturduğu koltuğun önünde diz çöken kardeşinin yüzüne uzandı ve onun yanaklarına dokundu.

“Senin için!” dedi zor çıkan sesiyle, “Senin için!”

Can’ın dönmesine bir kaç gün kala yaşanan bu gelişme hepsi için mutluluk vericiydi.

“Senin için döndüm!” diyordu Güneş kardeşine, onun heyecanını, ablasına olan ihtiyacını anlamıştı. Onu tek başına bırakmıştı bunca zaman. Kendi başına gelenlerin içinden çıkamamıştı. Oysa Kamer şimdi kendi hayatını kurmak için dönüp gidemiyordu bile. Oysa onun içindi her şey, mezun bile olamamıştı kardeşi, tüm hayatı ablasına endeksli ve beklemede kalmıştı. Durdurulmuş bir film karesi gibi ne ileri, ne geri kıpırdamadan duran Güneş, onun da hayatını durduruyordu. Kendini bu filmden silmek isterdi ama yapamıyordu. Kendini ve başına gelen her şeyi bu dünyanın tarihinden silmesi mümkün değildi. Onunla yaşayacak gücü de yoktu aslında.

“Seviliyorsun!” demişti doktoru, “Bu sana yetmiyor mu? İnsanlar sevilmedikleri yerlerden kaçmak isterler!”

(devam edecek)

Yorum bırakın