Yıldız’ın kızları – Bölüm 11

Hoş geldin Sonbahar!

“Kamer!” diye bağırıyordu arkasından koşan gölge ama Kamer ablasına olanlar yüzünden fark etmediği bir panik içinde olduğu için duymuyordu. Koşarken, terliyor ve nefesi daralıyordu.

“Allah’ım yardım et! Şu markete varayım!” diyordu kendi kendine ama birden bire ayakları koşmaktan vazgeçmiş gibi durdu ve olduğu yere yığılıp kaldı. Bütün vücudu titriyordu.

Arkadan koşan gölge ona yetişip, yanına diz çöktü ve ter içinde kalmış ellerini tuttu, “Kamer! Benim Volkan! Neyin var senin böyle?”

Kamer boş gözlerle kasketli adama baktı “Volkan mı?” dedi nefes nefese, “Seni korkutmak istemedim! Döndüm! Senin için, söz verdiğim gibi! Haydi ayağa kalk!” diyerek onu kucaklayarak kaldırdı ama Kamer’in bütün enerjisi boşalmış gibiydi, hâlâ çok terliyor ve zor nefes alıyordu. Volkan onu kucakladığı gibi apartmana taşıdı, zaten kapının üzerinde olan anahtarla içeri girdi ve numarasını hatırladığı daireye çıkıp, onu da açarak içeri girdi. Kamer’i salondaki kanepeye bıraktı yavaşça.

“Rüya değil değil mi?” dedi Kamer, titremesi ancak kesilmişti.

“Hayır değil!” diyerek etrafına bakındı Volkan ve mutfağı bulup ona bir bardak su getirdi.

“Neyin var senin böyle?” diyerek suyu zorla içen Kamer’e sarılıp kendine çekti. Uzun zamandır bir kucağa hasret kalan Kamer ağlamaya başladı bu kez. Volkan onunla yıllar sonra ilk karşılaşmalarını hiç böyle hayal etmediği için şaşkındı. Bir kaç saat sonra Kamer biraz daha kendine gelmiş, Volkan’ın karşısında durduğuna inanamayarak ona olan biteni anlatmıştı.

Volkan o kadar üzülmüştü ki ne diyeceğini bilemiyordu. O mahalleden ayrıldıktan sonra hayat onun yüzüne gülmüş, özgüveni yükselmiş, içinde büyük umutlar beslemişti. Kamer ile bir gün yeniden kavuşacaklarını, harika bir hayatları olacağını hayal etmiş durmuştu. Ondan hiç yanıt alamasa bile taşınmış olabileceklerini düşünmüştü o da Kamer gibi ama mutlaka bir gün o mektupların Kamer’in eline geçeceğine inanmıştı. Bir yıl önce mezun olmuş, bir işe girmişti. Hâlâ ailesi ile oturuyordu. Niyeti Kamer’i de alıp götürmek ve orada ikisine yeni bir hayat kurmaktı. Ancak gelip, gördükleri ve duydukları neredeyse Kamer’i bile kaybedecek noktaya gelmiş olması onu çok şaşırtmıştı.

“Yıldız teyzenin bu kadar kötüleştiğine inanamıyorum!” dedi Kamer’in ellerini tutarak, “Yine de bak, ablanın sözlüsü ve ben buradayız! Artık korkman için bir neden yok, yalnız değilsin Kamer! Güvende hissetmen için ne gerekiyorsa yapacağım söz veriyorum!”

“Geri geldiğine bile inanamıyorum henüz!” dedi Kamer göz yaşları içinde, “Geri gelmiş olan bile mucizelerin olduğuna yeniden inanmam için bir umut!”

Volkan o gece bırakmadı Kamer’i, zaten otelde kalıyordu. Onu alıp dönmeyi planladığı ve bunun da zaman alacağını düşündüğü için bir aylığına gelmişti. Kamer’i dinleyince onun ablasını bırakıp buradan ayrılmayacağını anladığı için onu götürmek istediği ile ilgili hemen bir şey söylemedi. Kamer’in de aklına onun kalıcı mı, geçici mi geldiğini sormak gelmedi. Ertesi gün işe gitmek zorunda olduğundan birlikte çıktılar evden. Akşam Volkan Kamer’in iş yerine gidecek, birlikte Güneş’in kaldığı yere uğrayacak ve sonra yeniden eve geleceklerdi.

Kamer ona Can geri gelmeden bu evden çıkmak istediğinden bahsetmişti. Volkan ondan ayrıldıktan sonra Kamer’i bırakıp yeniden dönüp, dönemeyeceğini sordu kendine. O iş yerinin kapısından girerken, Volkan’ında zihni karma karışıktı. Biraz yürümeye karar verdi ve babasını arayıp olanları anlattı. Oraya gittiğinde artık neredeyse bir yetişkin olduğu için anne ve babasıyla ilişkisi de çok arkadaşça gelişmişti. Oğullarının çocukluğunu yaşayamasalar bile ona geldiği günden itibaren çok değerli hissettirmişti karı koca, yoksa kısa zamanda oraya uyum sağlaması, hatta geri dönmeyi hiç düşünmemesi mümkün olmazdı.

“Hayatına henüz başladın!” dedi babası düşünceli bir sesle, “Sanıyorum ne istediğine karar verip, ona göre bir adım atmalısın!”

“Kamer’i burada bırakmak istemiyorum!”

“Anlıyorum! Eninde sonunda o da, ablası da kendilerine bir hayat kuracaklar ama öyle değil mi?”

“Yani evet şimdi ikisi de daha çok savrulmuşlar gibi, bir düzen ya da planları yok!”

“Senin var mı?”

“Bilmiyorum, tek istediğim onu alıp geri dönmekti aslında!”

“Ama gördün ki hayat sadece senin pencerenden ilerlemiyor!”

“Sen olsan ne yapardın baba?”

“Bilmiyorum, ben sen değilim! Öncelikle kendi içini rahat ettirmek için onun için ne yapabileceğine bak! Çok uzun zaman ayrı kaldınız. O hâlâ aynı insan mı, sen aynı insan mısın? Koşulları güvenli bir hale getirdikten sonra bunları düşün!”

“Bir ayda bunları yapabilir miyim?”

“Dene!”

“Tamam baba, teşekkür ederim!” diyerek kapattı babası telefonu, Volkan’ın bir ayda dönemeyeceğini anlamıştı konuşmalarından ama bir şey demek istememişti.

Volkan otele dönüp bir duş aldı ve sonra yeniden çıkıp, kendini emlakçıları gezerken buldu. İlk iş olarak Kamer’in barınma sorununu çözmeliydi. Asıl önemli olan Kamer’in hissettiği güvensizlik duygusunu yenmekti. Başını sokacak bir yer bulsa bile kendini güvende hissedebilecek miydi? Volkan dönüp geri gider ve onun şartlarının düzelmesini beklerse, o geride kaldığında kendi başına ayakta kalabilir miydi?

“Yo, yo! Bunun olabileceğini hiç sanmıyorum!” dedi kendi kendine, dün akşam o kaldırımda panikle kaçmaya çalışan o kızın bir sığınağa ihtiyacı vardı, dört duvarın sağladığından fazlasıydı bu, sevgiyle kucaklanmaya, yaşamak için gücü olduğuna ikna olmaya ihtiyacı vardı daha çok.

Akşam Kamer’i almaya gittiğinde, onun yüzündeki değişimi gördü, bir gün öncesine nazaran çok daha fazla ışıldıyordu gözleri.

“Hâlâ burada olduğuna inanamıyorum!” dedi Kamer heyecanla, “Dışarı çıktığımda seni burada bulamayacağımı düşündüm durdum. Dün geceyi kafamda uydurduğumu sandım bir ara!”

“Ama ben buradayım!” dedi Volkan, “Ablana gidelim sonra sana göstermek istediğim bir şey var!”

Birlikte Güneş’in olduğu merkeze gittiler ama Kamer onu içeri götürmedi. Güneş kız kardeşi hariç herkese tepki veriyor ve çığlık atarak duvara doğru koşup, içine girmek ister gibi kendini vurup duruyordu.

“Biliyor musun Volkan geldi!” dedi yumuşak bir sesle, ablasının yanına oturmuş onun elini tutmuştu. Güneş gülümsemek istedi ama yapamadı, bazen Kamer ile konuşurken bir tepki vermek istiyor ama yapamıyordu. Artık mimikleri bile kullanılmamaktan unutulmuş gibiydi. Ya da silinmiş, aslında tam istediği gibi hayatını o güne getiren her iz, her şey silinsin istemişti, kendisi de, sanki hiç var olmamış gibi olsun istemişti. Olmuştu da Kamer olmasa bu kadarı bile olmazdı, kendini yok etmenin bir yolunu arardı belki ama onun her gelişinde sesinde duyduğu o umut kardeşine olan sevgisini tetikliyor ve onun için hayatta kalması gerektiğini fısıldıyordu.

“Volkan ve Can!” dedi Kamer

Güneş’in gözleri kocaman açıldı birden, “Can askerde değil artık!” dedi Kamer, bunu ilk kez söylemiyordu ablasına, “Volkan da burada, onları tanıştırmak istiyorum!”

“Volkan seni görmeye gelebilir mi?” der demez, elini çekti Güneş kardeşinin elinden, Kamer ısrar edemedi. Volkan dışarıda beklediğinden bir kaç dakika erken ayrıldı ablasının yanından.

“İyi mi?” dedi Volkan o geri gelir gelmez.

“Aynı, ona senin geldiğini söyledim!”

“Ve?”

“Bir tepki vermedi!”

“Eminim düzeleceği bir gün gelecek!”

“Umarım, sen bana ne gösterecektin?”

Volkan onu bir kaç sokak ötede bir binanın önüne götürdü ve eliyle binanın üçüncü katındaki boş daireyi gösterdi, “Ne dersin? Ablana da yakın?”

“Ah inanamıyorum ev mi baktın ?”

“Başka işim yoktu zaten!” dedi Volkan gülerek. Aslında geceden beri aklındaki soruydu Kamer’in Volkan dönmüş müydü? Yoksa gidecek miydi yeniden?

(devam edecek)

Yorum bırakın