Yıldız’ın kızları – Bölüm 10

Can geri geldiğinde, Güneş herhangi bir düzelme göstermemişti henüz. Kamer bir iş bulmuş, çalışıyordu. Elbette iş alanı ile ilgili değildi, okulu dondurduğu için henüz diploması yoktu. Son sınavlara giremediği için mezun olamıyordu. Ablasının düzelmesi ve yeniden aile olmalarından başka bir isteği yoktu. Bu arada Volkan’ın mektuplarındaki adrese uzun bir mektup yazmıştı. Olanları anlatamamış olsa da annesinin akıl sağlığının bozukluğunun iyice arttığını, mektupları onun sakladığını söylemişti. Onu bekliyordu, onu hep beklemişti. Mektubu göndereli neredeyse dört ay olmasına rağmen henüz bir yanıt alamamıştı. Adres olarak Can’ın adresini yazmıştı bu kez, eğer yazarsan mektubun elime mutlaka geçecek diye eklemişti sonunda. Verebileceği bir telefon numarası olmadığından yazmamıştı, Volkan’ın ona bir numara göndereceğini ve konuşabileceklerini ummuştu ama mektuba cevap bile gelmemişti henüz. Bir yıl önce son mektubu gönderdiğine göre belki o da artık yazdığı o adreste değildi. İki ay umutla bekledikten sonra kendini daha fazla üzmemek için böyle söylüyordu. Belki orda değildi ama belki eski adresinden biri ona mektubunu iletirdi. Her gün iş çıkışı ablasına gidiyordu, eve geldiğinde geç olduğu için de sadece uyuyor ve ertesi gün kalkıp yeniden işe gidiyordu. İzinli olduğu pazar günleri temizlik yapıyor, sonra aynı döngüyü yeniden yaşamaya başlıyordu. Güneş tek kelime etmiyordu artık. Hatta onun yüzüne bile bakmıyordu. Aynaya bakmayı, diğer insanların yüzlerine bakmayı ret ediyordu.

Can’ın geldiği gün Kamer onunla uzun bir konuşma yaparak ablasının karşısına birden çıkmaması gerektiğini anlattı. Can bakkaldan Güneş’in başına gelen hemen her şeyi duymuştu ama geldiği hali ve olayların detaylarını duyunca iyice perişan oldu.

“Kamer, onu görmem gerek, zaten ben olmadığım için başına bunlar geldi. Bu olanlardan sorumluyum ve onun yanında olmak istiyorum!”

“Biliyorum ama sen de beni anla, doktoru ile konuşmadan seni ona götüremem. Zaten durumu hiç iyi değil bu defa geri dönülmez şeyler yaşamayalım”

“Hiç mi düzelmedi oraya gittikten sonra, ah Güneş! Nasıl oldu tüm bunlar?”

“Hayır maalesef hiç bir düzelme yok!”

Kamer ve Can, rehabilitasyon merkezindeki doktorla konuşmaya gittiler ertesi gün. Can’ın birden bire ortaya çıkmasın fikrini o da onaylamadı. Önce Güneş’i buna hazırlamaları gerekiyordu. Yaşamak için bir neden görmediği açıktı, Can’ı görmek veya geldiğini bilmek onun kaçışını hızlandırmak istemesine neden olabilirdi. Bir süre Kamer ve doktorun kontrollü olarak Can hakkında Güneş’le konuşmalarına karar verdiler ama önce doktor deneyecek o söyledikten sonra Kamer sadece doktorun söylediği seviyede bir iki kelime edecekti.

“Ben ne yapacağım?” dedi Can üzüntüyle, “Öylece bekleyemem!”

“Öylece beklemeyeceksin sen de ikinizin hayatı için gerekli hazırlıkları yap!” dedi Kamer ona. Can’ın gerçekten de köye gitmesi gerekiyordu. Amcası ve yengesi onun askerden döndüğünü biliyorlardı. Onlardan başka ailesi olmadığı için gidip ellerini öpecekti. Güneş’in başına gelenlerden onlara elbette bahsetmeyecekti, sadece evlenmek istediğini ve karısını getirip, çiftlikte yaşayacaklarını söyleyecek, ona göre de düzenleme ve hazırlıklar için yardım isteyecekti.

Kamer ne kadar eniştesi de olsa Can’ın dönüşünden sonra o evde kalmasının doğru olmadığını düşünüyordu. Ev satılmıştı ama Can’ın evinin olduğu civarda bir ev almak için yeterli değildi gelen para. Zaten olaylı bir ev olduğu için de ederinden aşağı gitmişti. Ablasının da evde payı olduğu için onsuz hareket etmek istememiş ve beklemişti, bu zamana kadar onun ilerleme kaydedeceğini sanmıştı ama olmamıştı ne yazık ki. Can hazır köye gidecekken onun da kendine kalacak bir yer ayarlaması gerekiyordu artık. Kiralık evlere baktı kazandığı ve ev parasının faizi ile kira ödemesi onu çok zorlayacak gibi duruyordu. Daha az kiraları olan semtlere bakınca da tek başına oralarda yaşamasının ablasının başına gelenlere benzer riskler taşıyacağından korktuğu için çaresiz kaldı. Her gün usanmadan kiralık ilanlarını takip etmeye devam etti. Kendi alanında çalışabilecek olsa maaşı bundan iyi olacağı için kirasını da ödeyebilecek durumda olabilirdi. Vakit kaybetmeden okulunu bitirmenin bir yolunu bulması gerekiyordu. Her şeyi Güneş’in iyileşmesine göre ayarlamak artık iyi bir fikir gibi durmuyordu. Ablası iyileşme sürecini yaşarken onun bir hayat kurması gerekiyordu. Sonuçta Güneş evlenince onlar köye yerleşeceklerdi. Bunca okulu köyde yaşamak için okumamıştı o, ablasına bakmak istiyordu. Ona güç ve destek olmak istiyordu. Güneş tüm bunları sırf o okusun diye yaşamıştı, sadece bu son vahim olayları değil, başından beri her şeyi. Ona bir hayat borçluydu Kamer ve böyle ıvır zıvır yerlerde az maaşla çalışarak bu emekleri heba edemezdi.

Can köye gittikten sonra Kamer ile haberleşebilmek için ona bir telefon almıştı. Kamer Can’ın evine ilk geçtiğinde, onun söylediği yerden yetecek kadar para almış, sonra maaşlarıyla aldığı kadar parayı tamamlayıp, yerine bırakmıştı. Can gelir gelmez o paradan telefonu alınca da çok mahcup olmuştu.

“Bak aylardır haberleşemiyorduk, şimdi hayatımız için gidiyorum ama Güneş’i yine ardımda bırakamam, tek haber kaynağım da sensin. Bunu Güneş ve bizim için yapıyorum tamam mı?” demişti onu ikna edebilmek için.

Her akşam mesaj yazarak haberleşiyorlardı. Can’da amcası ile konuşmuş, oradaki evin yeniden düzenlenmesi için çalışmalara başlamışlardı. Onun içinde hem Güneş’e olanlar, hem de ailesinin evindeki eşyaların ayıklanması ile ilgili duygusal bir süreç yaşanıyordu. Amcası ve yengesi onun bu hüzünlü ve durgun halini baba evine dönüşü ile ilgili sandıkları için soru sormuyorlardı. Evleneceği kızın da kendisi gibi öksüz ve yetim olduğunu duyunca üzülmüşlerdi. Yine de köye dönüp burada yaşamak istemesi onlar için de çok sevindiriciydi. Can’ı kendi çocuklarından hiç ayırt etmemişler ona kalanları kendi evlatlarına kalanmış gibi korumuşlardı. Şimdi geri geliyor olması onların da iş yükünü azaltacak, Can bundan böyle kendi işlerini kendi kotaracaktı.

Can henüz ne zaman döneceğini söylemediği için Kamer elinden geldiğince kiralık ev aramaya devam ediyordu. Aslında evi bulması yetmeyecek eşyalara da ihtiyacı olacaktı ama onu yavaş yavaş halledebileceğini düşünüyordu. Paranın bir kısmı ile temel şeyleri alabilirdi herhalde.

Ablasından eve döndüğü bir akşam apartmanın kapısında kasketli bir karaltı görünce tedirgin oldu. Saat dokuza geliyordu. Altıda çıktığı işinden Güneş’e gidip, geri gelmesi uzun sürdüğünden her gün ancak bu saatlerde eve dönebiliyordu. Ev haraketli bir cadde üzerinde olduğundan geç dönmek onu hiç korkutmamıştı. Aslında ablasının başına gelenlerden sonra daha tedirgin bir yaşam sürüyordu. Apartmanın kapısındaki gölgeyi görünce içinde bir endişe hissetti. Biraz caddenin karşısında oyalanıp, gölgenin gitmesini bekledi ama gölge, elindeki telefonuyla oynayarak beklemeye devam etti.

Sonunda saat ona yaklaşınca o da beklemenin bir anlamı olmadığını düşündü ve karşıya geçip, başını öne eğerek apartman kapısına yaklaştı. O kapıya yaklaşınca, gölgede başını kaldırıp ona baktı ama karanlıkta yüzü seçilmiyordu.

“Apartmanda oturan biridir muhakkak!” dedi kendini sakinleştirmek için ve kafasını hiç çevirmeden anahtarını apartmanın kapısına yerleştirdi. Gölgenin kıpırdanıp arkasından yaklaştığını hissedince de paniğe kapıldı ve arkasını dönüp adamı hızlıca ittirdi ve gerisin geri koşmaya başladı. Aslında bağırmak istemişti ama sesi çıkmamıştı. Korkudan anahtarı da apartman kapısının üzerinde bırakmıştı. Caddenin sağına soluna bakıp, ne yöne gideceğine karar veremeyince biraz durakladı ve gölgenin ayak seslerini duyunca bir anda atılıp sola doğru koştu. İleride açık bir market vardı. Kendini oraya atarsa yardım isteyebilirdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın