Yıldız’ın kızları – Bölüm 7

Güneş kardeşini korkutmamak için aradığında adamdan bahsetmedi. Bu şekilde yaşayamayacağından emindi. Bir akşam işten geldiğinde ikisi yine yemek yiyorlardı. Belli ki Tahir mutfak masraflarına ortak olmuştu. Annesinin üzerinde de yeni elbiseler vardı. Bu sefer geçen defaki gibi kendi söküp diktiği o berbat elbiseleri giymiyor, yüzündeki makyajı en azından her gün aynı şekilde yapıyordu. Hiç silmeden üst üste yapılmış gibi durmuyordu.

Karşılarına geçip bir sandalye çekti, “Belli ki siz ikiniz bu şekilde mutlusunuz!” dedi gergin ve endişeli bir sesle.

“Çook!” dedi Yıldız hanım o çirkin adamın yanağına bir öpücük kondurarak.

“O halde bir özel hayatınız olmalı değil mi?”

İkisi de ona baktılar, Güneş devam etti, “Evi üst ve alt olarak ikiye ayıralım. Siz hangisini seçiyorsanız orada yaşayın, ben de diğer katta. Böylece birbirimizi hiç rahatsız etmeyiz, rahat edersiniz!”

“Neden olmasın?” dedi Yıldız hanım, Güneş’in hiç beklemediği bir sıcaklıkla, dönüp adama baktı.

“Olur bana sorun değil!” dedi adam, “Biz üstte olalım!”

“Tamam!” dedi Güneş bu kadar hızlı kabul edilmesine çok şaşırmıştı teklifinin.

“Ben gider marangoz bulurum yarın!” dedi Tahir, var bir bildiğim. “Merdivenlerin başına ahşap duvar yaparız. Şimdi beton falan zor iş, tüplü bir ocak koyarız odaların birine ya da araya, sana da şuradan açarız kapıyı, bahçeye açılır, oradan girer çıkarsın!”

“Tamam çok teşekkür ederim!” dedi Güneş ve karar değişir diye korktuğu için koşarak çıktı yukarıya ve her zaman yaptığı gibi kapıyı kilitledi. Annesi yine elinde tabakla kapıya geldi ve bıraktı.

“Haydi bu gün de bizden ye o zaman! Aferin sana!” dedi kapının arkasında ve gitti.

Güneş sabaha kadar tedirgin bir şekilde olay bekledi ama hiç bir şey olmadı. Sabah giyinip onlar uyurken işe gitti. Akşam geri geldiğinde Tahir kapının hemen arkasındaydı, “Anahtarı alayım!” dedi merdiven başına çoktan takılmış ahşap duvarı gösterirken. Güneş şaşkın şaşkın baktı önce, bu kadar hızlı mı olmuştu yani. Derme çatma ve tahta da olsa, aşağı ile yukarıyı ayıran bir pano ile kapatılmıştı merdivenin başı. Anahtarı kapıdan çıkarıp, Tahir’e uzattı.

“Eşyalarını indirdik aşağı, al bu da senin anahtarın!” dedi Tahir, Yıldız hanım arkasında durmuş gülümsüyordu.

“Gördün mü baban ne istersen yapıyor, haydi öp elini!” dedi ama Güneş gülümsemeyle yetindi, teşekkür edip anahtarı aldı ve bahçeden dolanıp, açılan kapıyı buldu. Duvar kırıldığı için sıva hâlâ yaştı, eski bir binadan söküldüğü belli sokak kapısının boyaları çizilmişti, üzerinde beş numara yazıyordu. Anahtarı kapıya soktu ve girdi içeri.

Hemen merdiveni çıkıp başındaki tahta duvara baktı. Gerçekten sağlam görünüyordu. Eliyle itti biraz ama duvar yerinden oynamadı. Merdiven onun tarafında kalmıştı ama hiç sorun değildi, yukarı ile arasındaki bağı kesmiş olması yeterliydi. Orada bir banyo tuvalet zaten vardı. Kapının yanında duran iki çöp poşetinin içinde toplanmış eşyaları olduğunu anladı ve açıp kontrol etti. Başını çevirip merdivenin başına baktı yeniden, inanamıyordu bu olanlara. Madem böyle istiyorlardı böyle yaşasınlardı o zaman. Akşam olunca ahşap duvarın ses geçirdiğini anladı ama hiç umursamadı. Yeniden yukarı çıkan televizyonun gürültüsü, her akşam gelmeye devam etti. Kamer o hafta arayınca, Güneş bu defa saklamadan olanları anlattı. Kamer endişelendi ama ablası onu her şeyin yolunda olduğuna ikna etti, artık herkesin kapısı, kesesi ayrıydı. Aslında bir şekilde annelerinden kurtulmuşlardı. Çok tuhaf ve itici bir çift olmuşlardı ama önemli olan Güneş kendini bu hikayenin ışına atmıştı. Can askerden gelince evleneceklerdi ve Kamer’i de burada kesinlikle bırakamayacaktı. Can’a ancak mektup yazabiliyordu ama bu olanlardan mektuplarında bahsetmedi. Adamın geri gelmesinin onu gereceğini ve çaresiz hissettireceğini biliyordu. Hafta sonu kapının arkasına bir zincir taktırdı. Ne kadar ayırmış olsalar da yine de Tahir’den ve annesinden korkuyordu. Kapı çok sağlam bir kapı değildi neticede, başkaları da gelse kolayca kırılıp açılabilirdi.

“Sabret Güneş!” diye telkin ediyordu kendini, “Kamer mezun olacak, Can gelecek ve buradan kurtulup gideceğiz!”

Bir ay hiç sorun olmadan yaşadı. Annesi ve Tahir’i neredeyse hiç görmemişti. Bir gün işten geldiğinde annesini onun kapısında beklerken buldu.

“Güneş, Tahir’in işleri biraz aksi gitti bize biraz borç verebilir misin?” dedi Yıldız hanım mahcup bir şekilde, annesinin bu halini, diğer tüm hallerine tercih ettiği için hiç ikiletmeden çantasından biraz para çıkartıp verdi. Yıldız hanımda teşekkür edip gitti mutlu bir halde. Artık annesine harcamadığı için biraz para biriktirmeye başlamıştı, gelince Kamer’e verecekti ihtiyacı olur diye. Bir kendi boğazı olunca masraflar azalmıştı. Faturaları o ödüyordu tabi hâlâ, Tahir sadece annesinin masrafını üstleniyordu.

Bir kaç gün sonra Yıldız hanım yine kapıdaydı Güneş geldiğinde, Tahir’in bir yere gittiğini ve evde hiç yemek olmadığını söyledi bu kez. Güneş ona bir gün önce yaptığı yemekten verdi bir kaba koyup. Annesini içeri almak istemiyordu, o da gireyim demiyordu zaten. Yemeği alıp yine yukarı çıktı. Ertesi akşam Tahir ile bağrıştıklarını duydu bu defa ama çabuk sustular. Anlaşılan yukarıda işler yolunda gitmiyordu. İki gece sonra annesinin çığlıklarına uyandı, belli ki Tahir ona vuruyordu. Dayanamadı, bahçeden dolanıp, yukarıdaki kapıya koştu. Tahir suratı kıpkırmızı açtı kapıyı, “Ne var?”

“Anneme vurmayı bırak yoksa polis çağırırım!”

“Ona vurmuyorum! Kendi kendine bağırıyor, o deli ! Sen karışma !” dedi Tahir küt diye kapıyı kapattı yüzüne.

Güneş kapının önünde durdu öylece, annesinin kahkahası geldi sonra içeriden, indi yeniden aşağıya. Ertesi gece yine bağrış çağırış ve arkasından yine gülme sesleri gelince, karışmamaya karar verdi. Yaşadıklarından kimseye bahsedemiyordu ama sinirleri çok gerilerek yaşıyordu aslında, bir an önce bu evden gitmeleri için yalvarıyordu her gece dualarında. Kamer’in gelmesine dört beş hafta kalmıştı, Can’ın gelmesine ise bir buçuk, ki ay vardı daha. En azından Kamer yanında olursa kendini daha iyi hissederdi belki. Şimdi ona bahsedemiyordu gerginliğinden merak etmesin diye. Bir şey olmuyordu ama olma ihtimali onu mahvediyordu her gece. Bu stresle annesi gibi olmaktan korkuyordu bazen. Eğer olur da ileride annesi gibi olursa ne olacağını düşünüyor iyice geriliyordu. Tüm bu şeyleri atlattıktan sonra doktora kendi gidip, ona soracaktı bunları, sonra evlenecek veya çocuk sahibi olacaktı. Kamer’e de bahsetmeyecekti şimdilik. Bir hafta kadar daha süren bağırış, çağırış ve arkasından gelen kahkaha tufanından sonra yukarısı sakinledi yeniden. Annesi de kapıya gelmedi o ara hiç, anlaşılan Tahir ile arası ve Tahir’in durumu düzelmişti yeniden.

Sürekli tedirgin uyuduğu için gözlerinin altı çökmüştü Güneş’in, şöyle sakin ve huzurlu bir uyku uyumak istiyordu artık. Gündüz iş yerinde uykusu geliyor, ağırlık basıyor ama eve geldiğinde diken üzerinde olduğu için bütün uykusu kaçıyordu yeniden. Bir hafta sonra annesi yine kapıdaydı geldiğinde, ama bu sefer elinde bir kap vardı, kapaklı.

“Tahir et getirdi dün, sana da getirdim babandan sonra yiyemediniz siz de hiç, boğazımdan geçmedi! Bak yanına pilav ile tatlı da koydum, yersin!” dedi ve kabı, Güneş’in eline tutuşturup gitti hemen. Güneş kapağı kaldırıp sıcacık yemeği görünce şaşırdı, çok da güzel kokuyordu gerçekten.

(devam edecek)

Yorum bırakın