İki kardeş umutlarını bir kez daha kaybetmiş şekilde eve geldiler. Yıldız odasından çıkmış, banyo yapmış, temizlenmiş, hatta becerebildiği kadar odasını da temizlemiş karşılarında duruyordu.
“Anne?” dedi Kamer şaşkın şaşkın.
“Canım kızlarım! Sizi o kadar üzdüm ki? Beni affedin, artık düzeleceğim söz veriyorum, ikinizi de bir daha hiç üzmeyeceğim, affedin!” diye ağlamaya başladı Yıldız.
İki kızın da gözleri doluverdi hemen “Anne? Gerçekten iyi misin?” dedi Güneş, annesine sarılmaya giden Kamer’in yolunu kesti koluyla, ona o kadar güvenemiyordu ki, her an bir şey yapıp ikisine de zarar vermeye çalışmasından korkuyordu.
“Güneş kızım en çok sana yaptım biliyorum, hepinizin hakkını yedim, babanın da, sizlerin de. Bu bir delilik biliyorum. Hastayım ben. Söz veriyorum doktora gideceğim, düzeleceğim, elimden geleni yapacağım söz veriyorum!” dedi yeniden, konuşurken dudakları, elleri titriyordu, en sonunda yere diz çöktü ve affetmeleri için yalvarmaya başladı. Kamer annesini bu halde görmeye dayanamıyordu, Güneş’in kolundan kurtulup yere çömeldi ve korkan küçük bir çocuğa sarılır gibi sarıldı annesine.
“Tamam, merak etme sana yardım edeceğiz! İyi olacaksın anne!” dedi ağlayarak. Güneş korku dolu gözlerle baktı ikisine, ama bir sonra annesinin bir şey yapmayacağına kanaat getirince o da oturdu yanlarına ama sarılmadı.
O geceyi birlikte geçirdiler, hiç biri uyumadı. Yıldız hanım sabah erkenden doktora gitmeyi kabul etmişti, randevu yoktu ama bekleyeceklerdi. Güneş Kamer’i tek başına bırakamadığı için yine iş yerini aradı, bu ara çok sık olmuştu ama yine de izin verdiler. Sabah kahvaltı edip, üçü birden çıktılar evden . Yıldız hanım korkutucu derecede sakin ve iyiydi, Güneş bu halinden çok endişeliydi, Kamer ise annesinin gerçekten iyileşmek istediğine ikna olmuşa benziyordu. Doktorda beklediler bir kaç saat ama hiç bir sorun olmadı. Doktor hastalığın ilerlediğini arada gelmedikleri için ilaçlara artık cevap vermiyor olabileceğini söyledi. Yine de iyi görmüştü Yıldız’ı en azından ruhsal olarak. Reçetesi ve raporları yenilendi, eve döndüler, Güneş ilaçları alıp hemen eve döndü.
“Kamer işe gideyim mi? Baş edebilir misin?” diye sordu. Kamer tamam deyince de mecburen gitti ama bütün gün yüreği ağzındaydı. Akşam geldiğinde anne kız güle oynaya yemek hazırlıyorlardı
“Allahım rüya mı bu? Umarım kabus olarak uyanmayız ” dedi ayakkabılarını çıkarırken, devam eden üç dört hafta boyunca Yıldız hanım inanılmaz bir gelişme gösterdi, kilo aldı, yeniden güzelleşmeye başladı. İlaçlarını düzenli içiyor, kızlarını mutlu etmek için elinden geleni yapıyor, onlara çocukken yaptıkları ile ilgili bir sürü anılar anlatıyordu. Artık Güneş’te olanların gerçek olduğuna inanmaya başlamıştı. Bunca zamandır annesini sürekli gözetliyor, hatta eskiden olsa onu delirtecek şeyleri bazen kasten yapıp tepkisini kontrol ediyordu ama Yıldız hanım çok iyi olmuştu. Nasıl ve neden olmuştu, korkup, o odaya kaçtıktan sonra içeride ne yaşamıştı bilmiyordu ama iyiydi. Can’da inanamıyordu ama çok sevinmişti.
“Artık askere gidebilirim, Kamer son sınıfa geçiyor! Annen de düzeliyor!” demişti sevinçle.
Kamer annesinin artık iyi olduğundan iyice emindi zaten ve çok mutluydu. Bu defa okula giderken gözü arkada kalmadan gidecekti. Son sınıfı okuyup diplomasını alacaktı. Ablasına bu tür iyileşmelerin olabileceğini söylemişti. Annesine yumuşak davranıp, onun bu süreci başarıyla yaşamasına ve kendini kontrol altında tutmasına fayda sağlayacaklarını söylüyordu. Hayatlarının kalanını daha iyi yaşamak için yeniden umutları yeşeriyordu ikisinin de, bir Volkan eksikti hikayede ama onun yerine de mutlaka Kamer’i mutlu edecek birileri çıkacaktı. Böylece Kamer ablası ile vedalaşıp okuluna döndü. Yıldız hanım evde tek başına kalmaya başlamasına rağmen durumunda bir bozukluk olmadı. Yemekleri yapıyor, evi temizliyor, kızını güler yüzle karşılayıp, ona yaptıkları için kendini affettireceğini söylüyordu. Bir kaç ay sonra Can’da başvurusuna çağrı aldı ve işinden ayrılıp askere gitti. Güneş, hem Kamer, hem Can gidince üzülmüştü ama annesi iyi olduğu için şükrediyordu. Kamer ablasını her hafta arıyor annesinin iyi olmasına çok mutlu oluyordu. Birinci dönem bitmiş, okulunu bitirmesine sadece yarım dönem kalmıştı. Can yaz sonunda ancak tezkere alacaktı. “Önümüzdeki kış hayatımızda her şey çok farklı olacak!” diyordu Güneş, artık iyice umutla bakıyordu.
Bir akşam iş çıkışı eve geldiğinde, annesinin yanında yine o adamı görene kadar devam etti bu umutlar. Anahtarı açıp içeri girdiğinde annesinin açık oda kapısından sesleri duyup baktığında ikisini yatakta sarmaş dolaş bulmuştu. Gerçek adı Tahir olan serseri, sapsarı dişlerini göstererek yine gülümsedi.
“Hayır anne yine mi?” dedi Güneş elinde olmadan.
“Babana hoş geldin demeyecek misin?” dedi Yıldız hanım, yüzünde yine o kötü makyajı vardı.
“Anne bu konuları aşmıştık? Bak yine polis çağıracağım!” dedi Güneş adama bakarak, “Defol buradan!”
“Güneş o senin baban kızım evlendik biz! Bakacak bize merak etme! Çalışman da gerekmeyecek!” dedi Yıldız hanım saf saf.
“Anne ne babası? Görmüyor musun bu adam kaç yaşında, oğlun olacak yaşta!”
“Ne?” dedi Yıldız hanım sinirle, kızına bakıp, “Sen bana ne demek istiyorsun? Mutlu olmak benim hakkım değil mi yani? Kıskançlıkların geri gelmiş anlaşılan, ben de aramızda bir sorun kalmadı sanıyordum!”
“Anne aramızda bir sorun kalmamıştı, bu adamı sen eve alana kadar!”
Tahir yataktan kalkıp, Güneş’e doğru yürüdü. Güneş adamın ona saldıracağını sandığı için tedirgin bir şekilde bir kaç adım geri attı ama Tahir pis pis gülmeye devam ederek “Rahatsız etme bizi!” dedi ve odanın kapıyı küt diye onun yüzüne kapatıp, arkadan da kilitledi. Bütün akşam annesinin kahkahalarını dinledi alt katta. Ertesi sabah evden çıkıp doğruca karakola gitti yine. Ancak bu sefer bir saldırı, tehdit yoktu “Olursa gelin!” dediler. Kafası allak bullak işe gitti. Bu adamla aynı evde nasıl kalacaktı? Her şey yolundayken annesi nasıl böyle olmuştu yeniden. Korkarak eve gitti akşam, annesi ve adının Nizam olduğunu söyleyen Tahir aşağıda yemek yiyor ve televizyon seyrediyorlardı. Televizyon yeniden salona inmişti.
“Seninle bir işim yok!” dedi Tahir, “Sen bana bulaşma, ben de sana!”
“Biz burada yaşayacağız yukarıdaki odalardan birini sen al!” dedi annesi.
“Anne bu adamla aynı evde yaşayamayız, ilaçlarını aldın mı?”
“Alıyor ilaçlarını ben veriyorum!” dedi Tahir, kutuları göstererek.
“Güneş biraz mutluluk istiyorum lütfen beni rahat bırak artık!” dedi annesi, ikisi de çok sakin ve mutlu görünüyorlardı ama bir o kadar da tuhaf ve ürkütücüydüler. Güneş onlarla muhatap olmamak için yukarı çıktı ve annesine çalışma odası diye yaptıkları yerden annesinin eşyalarını yan odaya taşıdı hızla ve aşağı inip kendi eşyalarını onları kollayarak yukarı çıkardı. İçeri girdi ve kapıyı kilitledi. Yarım saat sonra Yıldız hanım kapıyı çaldı.
“Aç uyunmaz, tabak bırakıyorum buraya al da ye!” dedi ve ayak sesleri uzaklaştı.
Güneş kalkıp kapıyı açtı, yerde duran tabağa baktı, gerçekten de içi yemek dolu güzel bir tabak duruyordu. Tavuk, pilav ve patates. Anlaşılan eve alış veriş yapılmıştı. On gün boyunca gergin bir şekilde eve girip çıktı Güneş ve garip bir şekilde hiç bir sorun yaşanmadı. Annesi mutlu ve sakindi. Adamla neredeyse hiç karşılaşmıyorlardı. Yine de bu şekilde yaşamak istemiyordu Güneş. Bu adama da annesine de hiç güvenemiyordu.
(devam edecek)