Kamer artık Volkan’dan umudu kestiği için hiç bir şey sormuyordu. Güneş’te konuyu hiç açmıyordu. Yıldız hanımın başladığı sigaralar yüzünden ev çok kokmaya başlamıştı. Kamer yaz tatili için geri geldiğinden her gün evi havalandırıp, temizliyor, ablasını rahat ettirmeye çalışıyordu ama Yıldız hanım bu defa da evdeki eşyaları sırf onu kızdırmak için camlardan atıyordu. Sonunda her şeyi dolapların içine koyup sehpaların komodinlerin üzerinde ne varsa kaldırmak zorunda kaldılar. Güneş’in hafta içi bir gün izin günüydü. Can kızlar biraz soluk alsınlar diye ayarlayabilirse izin alıyor ve dışarı çıkarıyordu. Ancak her zaman ikisinin aynı gün izin kullanması mümkün olmadığından Can yoksa, Kamer ablasını dışarı çıkarıyordu. Bir parka gidiyorlar, yürüyüş yapıyorlar, bir şey almasalar da vitrinlere bakıyorlardı. İki kız kardeş de kendilerine bir şey almayalı epey olmuştu. Güneş kız kardeşi okula gidiyor diye biriktirdiği parayla bir şeyler alıp o gelene kadar saklıyordu bazen ama sene de bir ya da iki oluyordu ancak.
Yine bir gün Kamer ile ablası izin gününde gezmeye çıkıp geri geldiklerinde hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaştılar.
“Bu Nizam! Kızlar babanız!” dedi Yıldız hanım onları kapıda karşılayarak, Nizam diye gösterdiği genç adam ise yirmi beşinde ya var, ya yoktu. Sapsarı dişlerini göstererek kızlara bakıyordu.
“Anne ne babası? Kim bu?” dedi Kamer ters ters, “Kardeşim hadi dışarı, görmüyor musun bu kadının aklı başında değil!”
“Hoop!” dedi Yıldız hanım “Evlendik biz, imam nikahı yaptık! O benim kocam, sizin de babanız! Bir yere gitmiyor!”
“Evet evlendik!” dedi oğlan sırıta sırıta.
“Bu kadınla mı evlendin?” dedi Güneş alay eder gibi bir sesle, “Görmüyor musun bunun halini? Ne istiyorsun? Para, pul mu? Yok bizde! Haydi git şimdi!”
Adının Nizam olup olmadığı belli bile olmayan oğlanın yüzü ciddileşti birden, “Babanızla doğru konuşun!” dedi pantolonun arkasından çıkardığı bıçağı sallamaya başladı elinde.
“Kahramanım benim!” diyerek adamın arkasına geçti Yıldız hanım da, bir film sahnesi oynuyor gibi tuhaftı tavırları.
Güneş, Kamer’in önüne geçti hırsla, “Polis çağıracağım!” dedi.
“Çağır!” dedi Nizam, “Ben suç işlemedim, annen doğru söylüyor, evlendik biz! Ne diyeceksin polise?”
“Hep babaları yüz verdi bunlara böyle kocacığım!” dedi Yıldız hanım, “Haydi naş! Aşağı siz, biz babanızla yalnız kalacağız!”
Nizam bıçakla üzerlerine gelince iki kız kardeş indiler aşağı.
“Abla bu ne böyle, ne yapacağız?” dedi Kamer, Güneş onu banyoya sokup, arkasından girdi kapıyı da kilitledi içeriden.
“Dur düşünelim önce bir!”
“Polise gidelim bence!”
“Gidelim ama adam doğru söylüyor polis bunu alsa bile bırakır iki güne, ortada bir suç yok ki! Gene gelir, başımıza bela olur!”
“Ne yapacağız ya? Katlanacak mıyız!”
“Yok!” dedi Güneş, “Önce karakola gidip bir soralım bakalım ne yapabiliriz diye, baktık bir şey çıkmıyor o zaman annemi tehdit ederiz!”
“Ne diye, evi ayıralım deriz! Yukarı ile aşağıyı ayırırız, belki yollar o zaman bu adamı, zaten adam bundan ne alacak anlamadım ki? Niye gelmiş?”
“Görmedin mi belki aranan biridir, hırlı mı hırsız mı belli değil. Polis bunu alır içeri bence!”
Bir süre daha konuştuktan sonra sessizce çıktılar banyodan ve camların birini açarak bahçeye atladılar ve oradan da caddeye ulaştılar.
Polis adamın bıçakla tehdit ettiğini duyunca kızlarla birlikte eve geldi ve kapı açılır açılmaz da adamın üzerini arayıp bıçağı belinden aldılar ve adamı alıp götürdüler. Asıl olay ondan sonra patladı evde, Yıldız hanım kıyametleri kopardı.
“Siz beni kıskandınız, kocamı polislere verdiniz! Benim kızlarım değilsiniz artık! Defolun bu evden!”
“Yeter artık! Sen de bizim annemiz değilsin!” diye bağırdı Güneş artık sinirlerini kontrol edemiyordu, “Evde iki tane genç kızın varken, sokakta bulduğun bir iti nasıl getirip babanız dersin ha? Hasta falan değilsin sen? Domuzluğuna yapıyorsun yeter artık!”
Kamer ablasını sakin tutmaya çalışsa da başaramadı Güneş’in sinirleri boşalmıştı bir kere, bir yandan bağırıyor, bir yandan ağlıyordu. Güneş bağırmaya başlayınca Yıldız hanım korkup, odaya kaçtı ve kapıyı da içerden kilitledi üzerine.
“Çıkma oradan sakın!” diye bağırdı Güneş, “O odada öl artık, seni görmek istemiyorum!”
Sabaha kadar hem ağladılar hem konuştular iki kardeş, Güneş bir yandan vicdanı ile savaşıyor, bir yandan da artık annesini görmek istemediğini söylüyordu.
Ertesi gün bakkaldan gidip iş yerini aradı ve hasta olduğunu gelemeyeceğini söyledi. Yıldız hanım odadan hiç çıkamamıştı, onlar da hiç oralı olmadılar. Hazır o kapalıyken evi temizleyip toparladılar ve biraz olsun sinirlerini hareketle boşalttılar kendilerine göre. Güneş işe gitmeyince, Can merak ettiği için geldi akşam. Yıldız hala odasındaydı ve hiç ses gelmiyordu içeriden.
“Abla bak ölür vicdan azabı çekeriz, gel konuşup, çıkartalım!” demişti Kamer ama Güneş kabul etmemişti. O biliyordu Yıldız’ın huyunu bir kere alttan alırlarsa yaptığını katmerleyerek yapmaya devam ederdi.
“İşte şimdi tam sırası Güneş, gel yatıralım anneni bir yere!”
“İyi de nasıl?” dedi Güneş.
“Nasılsa acıkacak çıkacak!”
“Tuvaletini içeri yaptığına bahse girerim!” dedi Kamer yüzünü ekşiterek. Saat geç olduğu için eczaneler kapanmıştı. Can ertesi gün ilacı alıp gelecek, Yıldız’ı ikna edip çıkaracaklar sonra da bir yere yatıracaklardı.
“İyi de kaç saat baygın kalacak, bir yerle konuşmadan etmeden kimi arayacağız? Nasıl, nereye götüreceğiz?” dedi Güneş, hepsi birbirine baktılar.
İyi bir plan değildi , önce bir yer bulmaları, orayla anlaşmaları, buranın bir devlet yeri olması gerekiyordu çünkü özelleri ödeyecek güçleri yoktu. Sonra Yıldız baygınken onu oraya götürmek için bir ambulans veya araç bulmaları gerekiyordu. Kamer ertesi gün çıkıp bu tür yerler öğrenip, konuşmaya karar verdi. Sabah Güneş ile evden çıkacaktı, maaşı kesilmesin diye Güneş işe gidecekti. Kamer’i evde tek başına bırakmak istemiyordu, çünkü polisin götürdüğü adama ne olduğunu bilmiyorlardı birincisi, ikincisi Yıldız iyice kontrolden çıkmıştı Kamer’i tek başına görünce saldırabilirdi. Can gece kalmayı teklif etse de kabul etmediler ve onu yolladılar. Alt katta kilitli bir oda olmadığı için nöbetleşe uyudular sırayla. Yıldızın odasındaki hareketsizlik devam ediyordu. Sadece kedi nizamın miyavlaması duyuluyordu arada bir. Zavallı kedi odada onunla birlikte aç susuz kalmıştı.
“Kedi kocası yetmedi, bir de adam bulmuş getirmiş!” diye söylenip duruyordu Güneş, sabah erkenden iki kardeş evden çıkıp gittiler. Kamer ablasının verdiği harçlıkla bir internet kafeye gidip şehirdeki bakım yerlerini araştırdı. Adreslerini not ettikten sonra da her birine tek tek uğradı. Zaten devletin yerleri bir elin parmaklarını geçmediği için akşam olana kadar hepsine uğramış ve konuşmuştu. Ablasının yanına geldiğinde yorgunluktan bayılacaktı neredeyse. Güneş onun yorgun ve mutsuz yüzünü görünce işlerin yolunda gitmediğini anladı. Ne yazık ki bakım evlerinin hepsi ağzına kadar doluydu ve ancak yazılıp sıraya girilebiliyordu, sıra gelmesi de iki ayla, iki yıl arasında değişen bir zamandı.
“Yazdırsaydın hepsine!” dedi Güneş hayal kırıklığına uğramış bir sesle.
“Yazdıramam çünkü annemin kimliği gerekiyor! Evde değil mi?”
“Hiç bilmiyorum!” dedi Güneş.
“Abla bak ben gitmeyim, bu kadınla sen baş edemezsin!”
“Sen de edemezsin!”
“Ne yapacaksın ya?”
“Uyutacağım herhalde ne bileyim? İlaçları içirmeyi başarıp uyutacağım ya da bağlayacağım en kötü!”
“Nasıl tutup bağlayacaksın bunu sen? Mümkün değil!”
(devam edecek)