Yıldız’ın kızları – Bölüm 4

Kamer birinci sınıfı bitirip geri geldiğinde Volkan’dan tek bir mektup bile gelmemişti. Yıldız hanımın Nizam aşkı devam ediyordu, Kamer ancak gelip, annesini gözleri ile görünce ablasının kolay günler geçirmediğini anlayabildi.

“Abla okulu dondurayım izin ver, ben de çalışayım, annemi bir yere yatıralım!”

“Ablacığım zaten doktora götürmeyi başarsam, devletin falan vardır uygun yerleri! Gitmiyor! Yalvarıyorum olmuyor, bahaneler üretiyorum olmuyor. İnan şu kedi Nizam’ın miyavı benden kıymetli. Öğretebilsem ona öğreteceğim annemi ikna etsin diye ama maalesef Nizam henüz konuşamıyor!”

Güneş işe gittikçe Kamer’de annesine yakın olmayı, onu ikna etmeyi denedi ama bu geçen bir yılın içinde annesi bambaşka birine dönüşmüştü. İlaçları ona içirebilmek için bin bir takla atıyordu evde ama Yıldız hanım bir yolunu bulup onu atlatıyordu.

“Babanız da böyleydi sizin!” dedi bir gün pat diye, öleli beri ilk kez Sercan beyden bahsediyordu. Kamer bir an için onun aklının geri gelmeye başladığını sandı ama arkasından “O da beni ilaçlarla zehirleyip öldürmeye çalışıyordu!” deyince bu hatırlayışın bir hayra alamet olmadığını anladı.

Yıldız hanıma göre, Sercan bey kendi ailesi, ondan kurtulmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Ne olmuştu ama Sercan bey kendi kazdığı kuyuya düşmüş, karısından öne tahtalı köyü boylamıştı. Bu sözler Kamer’in çok kanına dokunsa da annesinin hasta olduğuna kendini ikna etmenin bir yolunu arıyordu iki buçuk ay boyunca evde zavallı kız delirecek noktaya getirdi.

“Ben bütün gün evde değilim, yoksa çekilmiyor görüyorsun! Üzerine kapıyı kilitleyip çıkmayı planlıyorum artık!” diyordu Güneş, “Sen bir an önce derslerine odaklan, okuluna bak! Öyle böyle geçecek bu günler, rahata ereceğiz ben inanıyorum!” diyerek kardeşini yeniden yolcu etti.

Güneş sokağa çıkmasın diye giderken kapıyı Yıldız hanımın üzerine kilitlemeye başladı ama ev müstakil olunca her geldiğinde onu pencereden dışarı çıkmış bulmaya başladı. Kapı kilitlendikçe annesi dışarı çıkmayı oyun haline getiriyordu. Üstelik üzerinde ne olduğuna aldırmadan, kucağında kediyle yapıyordu bunu. Sonunda kapıyı kilitlemenin onu daha çok tetiklediğine karar verip, bundan vazgeçti. Bir hafta sonra Yıldız hanımda her gün kaçmayı bıraktı. Her şeyi Güneş’in zıdtına yapıyor gibiydi. Güneş’te mecburen bunu kullanmaya başladı. Annesinin yapmasını istemediği her neyse onun tam tersine şartlamaya çalışıyordu onu. Mesela yemek yemesini istiyorsa, masaya koyduğu tabağa dokunmamasını istiyordu. Onu bir başkası için yaptığını ve akşam gelince götüreceğini söylüyordu. Elbette geldiğinde tabaktaki her şey yenmiş ve tabak ortadan kaldırılmış oluyordu. Oyunu sürdürmek için evde tabağı arıyor, Yıldız hanım da hiç haberi olmadığını söylüyordu. Ancak bu tür oyunları kısa sürede çözdüğü için sıklıkla değiştirmesi ve geliştirmesi gerekiyordu. Evde durmadan bir çarpışma halindeydiler.

Volkan’dan hâlâ hiç haber yoktu, Kamer sordukça, Güneş’te üzülüyordu. Bunca zaman hiç ses çıkmadığına göre artık ondan yana umutlanmak çok anlamlı değildi. Can ile Güneş’in aralarındaki bağ ise her gün güçlenerek devam ediyordu. Can hayatındaki her şeyi Güneş’i mutlu etmek için düzenliyordu. Onun da bir ailesi olmadığı için şimdi Güneş ve Kamer’i ailesi olarak görüyordu. Yıldız hanımı aileden saymıyordu tabi ama sonuçta onu da kabullenmek zorundaydı. Güneş, Can bir gün onun halleri ile yüzleşmek zorunda kalacağı için saklamadan anlatıyordu. Çoğu zaman Can ona yardım etmek, eve gelmek istiyordu ama annesinin vereceği tepkiden çekindiği için Güneş buna izin vermiyordu. Ayrıca şimdiden Can’ın sorunların göbeğine atlamasına bir gerek yoktu. Kamer okulunu bitirene kadar hayatın onları nerelere sürükleyeceğinden emin değildi. Kimseye söylemese de bazen Allah’a annesini de babasının yanına alması için dua ediyordu.

“Bunu onun kötülüğü için değil, tam tersine iyiliği için istiyorum!” diyerek özür diliyordu sonra.

Yıldız hanım evi iyice berbat etmeye başlamıştı temizlemese ev kokuşuyor, temizlese artık her akşam yorgun argın geldikten sonra canı yetmiyordu. Can Güneş’in haline çok üzüldüğü için tanıdığı biri aracılığı ile ona bir devlet hastanesi psikiyatri bölümünden randevu almıştı. Annesini götüremese bile belki gidip anlatabilir ve raporu da olduğu için destek alabilirdi. Ancak doktor bu şekilde bir tedavi yapmalarının mümkün olmadığını hastanın kendisini getirmeleri gerektiğini, hasta gerçekten kendine ve çevreye zarar verme aşamasında geldiyse, gerekirse polis zoruyla hastaneye getirilmesi gerektiğini söyledi ya da onu ilaçla uyutup getireceklerdi.

“Ciddi misin?” dedi Can olanları duyunca.

“Annemi bir yere yatırmak için polisi mi aramalıyım yani?” dedi ağlayarak Güneş, annesine çok kızıyordu, onun artık “anne” dediği kadından çok uzak bir kimlik olduğunu biliyordu ama polis eşliğinde çırpınarak bir yere götürülmesine asla gönlü razı olmazdı. Doktor bayıltarak getirebilmeleri için ona bir ilaç ismi de vermişti ama bu da Güneş’in aklına hiç yatmamıştı.

“İlacı ona içirsem ve hastaneye gitse bile, kapatılacak derecede olmadığına karar verirler ve o eve geri gelirse ne yapacağım söylesene!” diyordu. Hiç bir şey yapamadan her türlü Yıldız hanım kazanıyordu bu savaşı.

“Biliyorum, ona duygusal olarak yenildiğimi biliyorum. Kendiliğinden de çözülmeyecek onu da biliyorum.” diyordu Güneş ama ne yapacağını bilemiyordu yine de, “Tek istediğim sonradan vicdan azabı çekmemek, seninle mutlu bir yuva kurarken arkamda vicdanımı rahatsız eden bir şeyler bırakmak istemiyorum!” diyordu Can’a.

Can’da ona hak veriyor, ve ne karar verip, ne yaparsa onu destekleyeceğine, o istediği sürece Yıldız hanımı da baş tacı edeceğine söz veriyordu.

Aslında Yıldız hanım gibi bir kayınvalideden çok daha iyilerine layıktı Can. Çok daha iyi bir aile bulabilir, çok daha mutlu olabilirdi. Aşklarından çok sorunları konuşuyorlardı. Telefonda kardeşine böyle söylüyordu Güneş ama Can’a da arkasını dönemeyeceğini ve onu çok sevdiğini itiraf ediyordu.

“Abla sakın!” diyordu Kamer, “Can’ı sırf bu düşünce ile terk edersen ikinize de en büyük cezayı verirsin!”

Yapamıyordu zaten, bunu defalarca düşünmüştü, Can’ı bırakmak, annesi ile bu dört duvarın içinde ölmek demek gibiydi. Annesi bu hastalıkla uzun süre yaşamaz diye umuyordu, Can ile onlara kalan bir hayatları illa ki olacaktı. En kötü ihtimalle köy yerinde yapacak, kaçacak yeri olmayacaktı. Gözlerinin önünde duracak, onu kontrol etmenin bir yolunu bulacaklardı.

“Acaba doktorun dediği o ilaçla her gün uyutsan mı?” demişti Can bir kere, “Ya ölürse?” demişti Güneş dehşetle, “Anne katili mi olayım, vicdanım temiz kalsın derken bir de can mı alayım?”

Böylece bir yıl daha geçti ve Kamer ikinci sınıfın yaz tatilinde yeniden eve geldi. Güneş her günü annesi ile geçirdiği için fark etmiyor olsa da Yıldız hanım Kamer’in geçen geldiğinden daha da berbat durumdaydı artık. Sigaraya başlamıştı bir de nasıl becermişse, evde köşe bucak para arıyor, Güneş’in çantasından para çalıyordu. Bulamazsa sokağa çıkıp gelen geçenden sigara isteyip, eve dönünce hepsini bir bir içiyordu. Zayıflamış, çirkinleşmiş o gençliğindeki güzelliğinden eser kalmamıştı yüzünde. Sürdüğü rujlar ve farlar yüzünün her yanından akıyordu. Bir önceki günü temizlemeden yenilerini sürüyor, sonunda banyo yaptırılana kadar korkunç bir hale geliyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın