Güneş’te o da çok kazanamıyorlardı. Evlenip şehirde geçinmeleri çok zordu. Can’ın ailesinin evleri ve çiftlik köyde durduğu için Can Güneş’i de alıp oraya yerleşmek istiyordu. Hayvanları, bağ, bahçeleri vardı. Onları satmak hiç istememişti. Şimdilik amcası sahip çıkıyordu ama evlenip giderse orası yuvaları olurdu. Yıldız hanımı da götüreceklerdi tabi, oraların havasının ona da iyi geleceği kesindi. O zaman bu oturdukları evi satacaklardı. Kamer zaten yatılı okuyacaktı, bu şehirde bir okula gitmeyecekti. Tatillerde ablasının yanına gelecekti, bu evden onun payına düşen saklanacaktı. Okul bitince nerede yaşamak ne yapmak isterse ona göre hareket edeceklerdi.
Kamer’in de oturdukları mahallede Volkan adında hoşlandığı bir çocuk vardı. İkisi aynı okullara gitmişlerdi. Şimdi Kamer okumaya şehir dışına giderken, Volkan’da yurt dışında yaşayan ailesinin yanına gidecekti. Burada büyükanne ve dedesi ile yaşamıştı. Ailesi onun artık yanlarına gelip, üniversiteyi orada bitirmesini istemişlerdi. Çalıştıkları ve orada Volkan’ı kontrol edemeyecekleri için o zamana kadar yanlarına almamışlar sadece tatillerde almışlardı. Aslında ortaokulu bitirdiğinde liseyi orada okuması için Volkan’ı ikna etmeye çalışmışlardı ama Volkan’ın buradaki tüm arkadaşlarını bırakıp, bilmediği yabancı bir ülkeye gitmeye cesareti yetmemişti. Ayrıca Kamer’e aşık olduğunu yeni yeni anladığı zamanlardı. Şimdi giderse onu bir daha göremeyeceğinden korkuyordu. Neredeyse okula başladığından beri büyükanne ve dedesi ile kaldığından anne ve babası olmadan yaşamaya da alışmıştı. Onlar da Volkan’a alışmış oldukları için hemen gitsin istemiyorlardı. O da giderse iki yaşlı insan amaçsız kalacaklarını düşünüyorlardı. Volkan onların eli ayağı da oluyordu gerekince. Gerçekten sakin ve uysal bir çocuk olduğu için hiç kalplerini kırmıyor, onların güçlerinin yetmediği her işe yetişiyordu. Kamer ondan hoşlandığını lise ikiye geçecekleri zaman fark etmişti. Her zaman sohbet edip, görüşseler bile artık Volkan’ın ona farklı davranıp, farklı baktığını hissetmişti. İşin garip tarafı bu farklılık onu da heyecanlandırıyordu. Sonunda Volkan ona duygularını itiraf edince, o da kendi hissettiklerini itiraf etti. İkisinin arasındaki masum aşk lise bitene kadar devam etti, parklarda elle ele oturmak dışında bir sosyal hayatları olmamıştı, ikisinin de harçlıkları öyle gidip kafelerde oturmaya yetmiyordu. Soğuk da olsa on dakika el ele vakit geçirmeyi adet edinmişlerdi. Volkan her zaman Kamer’in üşüyen ellerini avuçlarına alıp ısıtırdı. Kamer’in evde yaşadığı sıkıntıları detaylı olmasa da bildiği için bu ayrılığın ikisi için de geçici olduğuna onu ikna etti. Ailesinin yanına gider gitmez ona mektuplar yazacaktı. Hiç aksatmadan ne olup bitini anlatacak, onu tıpkı parkta oturdukları zamanlar gibi habersiz bırakmayacaktı. Kamer’de mektupların hepsine cevap yazacağına söz verdi. Volkan önce dil öğrenmesi gerektiği için bir yıl dil okuluna gidecek sonra orda yeniden sınava girip bir üniversite okuyabilecekti. O mühendislik okumak istiyordu. Burada aldığı eğitim orası için yeterli mi bilemiyordu. Sonuçta ikisi de düz devlet lisesine gitmişlerdi ama ikisinin de dersleri her zaman iyi olmuştu.
“Mühendis olamazsam da mutlaka bir üniversite bitireceğim, sonra da gelip seninle evleneceğim!” diyordu.
Kamer’de okulunu bitirip, bir işe girecek ve mutlaka onun geri gelmesini bekleyecekti. Sonunda Kamer istediği bölümü kazanınca gerçekleri yaşamanın, konuşmaktan daha zor olduğunu ikisi de anladılar. Şimdi o ayrılış zamanı gelmişti. Konuştukları her şeye yürekten inanıyorlardı ama bu uzun ayrılığı yaşamaya kendilerini hiç hazır hissetmiyorlardı. Ailesi Volkan’ın uçak biletini yollamıştı ve bu tarihi erteleme şansları yoktu. Volkan hem büyükannesi ve dedesinden, hem Kamer’den ayrılırken hiç olmadığı kadar göz yaşı döktü. Kamer’in de o gittikten sonra toparlanmasına Güneş yardım etti. İki kardeş babalarından sonra bulamadıkları sevgi ve desteği aşık oldukları erkeklerde bulduklarına inanıyorlardı. Hem Can, hem de Volkan tıpkı babaları gibi anlayışlı, iyi huylu ve sevgi doluydular.
“Hiç bir şeyimiz olmasa bile birbirimize ve onlara duyduğumuz sevgi bizi ayakta tutar sen merak etme !” diyordu Güneş kardeşine, artık onlar içinde ayrılık vakti gelmişti. Masraf olmaması için Kamer sadece yaz tatillerinde gelecek, ara tatillerde yurtta kalıp derslerine çalışacaktı. Devlet yurdu çıktığı için okurken ablasına çok yük olmayacaktı. Derslerine devam mecburiyeti olduğu için bir iş bulup çalışma şansı yoktu. Güneş zaten kardeşinin çalışmasını değil okumasını istiyordu. Kamer’i otobüse bindirip gönderdikten sonra göz yaşları içinde eve döndü. Bu ilk ayrılışlarıydı ama Kamer başaracak ve her şeyin üstesinden geleceklerdi. Kamer kendi hayatına doğru yelken açarken Güneş ve Can’da kendi hayatları için plan yapmaya devam ediyorlardı. Can henüz askerliğini yapmamıştı, evlenmeden önce yapmak istiyordu, karısını tek başına bırakıp gidemezdi. O yüzden Kamer’in ikinci sınıfı bitirmesine yakın olan alımlarda gitmeyi planlamıştı. Böylece Kamer üçüncü sınıfı olurken o asker olacak, son sınıfa geçerken Güneş ile evlenecekler ve hayatlarını çiftliğe taşıyacaklardı. Kamer’e duyduğu hasreti, Can ile heyecanla planlar yaparak bastırmaya çalışıyordu Güneş.
Yıldız hanım kızının üniversite sınavına girişi, kazanması veya gidişi ile zerre kadar ilgilenmemişti. Son zamanlarda odasından kapanıp kendi kendine makyaj yapıyor, elbiselerini döküp, söküp farklı modellerde yeniden dikiyordu. Güneş zaten çalıştığı için onu evde tek başına ne yaptığını kontrol edecek durumda değildi. Bir kaç kez mahalleliden onun süslenip çıktığı ile ilgili sözler duymuştu ama akli dengesinin olmadığını artık çoğu kişi bildiği için endişe duymamıştı. Yıldız hanım dışarı çıksa bile geri dönmeyi mutlaka becerecek durumdaydı, zaten onu tanıyanlar, en azından Sercan beyi tanıyıp sevenler, onu mutlaka bulup eve getiriyorlardı. Çoğunlukla evde vakit geçirdiği için de Güneş işe giderken gözü arkada kalmıyordu. Kamer gittikten iki ay sonra Yıldız hanım eve bir erkek kedi getirmişti. Onu sokakta bulduğunu söylemiş ve bakmak istemişti, Güneş’te bunun annesine iyi geleceğini düşündüğü için ses çıkarmadı. Kedinin adı Nizam’dı. Bir kedi için tuhaf bir isim olsa da Güneş’te evde sürekli uyuyan bu tüy yumağını sevmişti. Kedi onun yaşadığı kata indiğinde onu kucağına alıp uzun uzun seviyordu.
Yine Nizam bir gün alt kattayken merdivenler öfkeyle inen Yıldız hanım hışımla kediyi kızının kucağından aldı ve onu erkeğini çalmakla suçlamaya başladı.
“Anne ne erkeği, sen neden bahsediyorsun? Kedi bu!” dedi Güneş hayretle.
“Sen beni kandırmaya çalışıyorsun ama ben aptal değilim! Gencim, güzelim ve bir erkek arkadaşım var, sen de bunu kabul edeceksin!” diyerek kediyi kucaklayıp, yukarı çıktı. Artık ilaçların bir faydasının olmadığı çok açıktı ama Yıldız hanımı ikna edip doktora götürmek de neredeyse imkansızdı. Güneş ilaçları yemeklerine, çayına katmaya devam etse de çoğu zaman pişeni yemekten vazgeçip ve ekmek arası yemeye karar verdiği için atladıkları günler de oluyordu. Çıkmadan hazırlayıp bıraktığı kahvaltıların hepsinin sokaktaki kedilere döküldüğünü sonradan komşulardan öğrenmişti. Zavallı kediler Yıldız hanımın içmesi gereken ilaçların olduğu yumurtaları veya pişileri güzelce yiyorlardı. Nizam’ın da aynı ilaçlı şeylerinde yediği konusunda şüpheleri vardı. Kamer haftada bir aradığında bunların hiç birini ona anlatmıyordu.
“Ablacığım annem kuzu gibi sen merak etme, bir kedi getirdi sokaktan onunla çok mutlu! Erkek arkadaşı sanıyor, onun için süslenip, giyiniyor ama bu sorun değil! Oyalanıp, sakinleşiyor!” diye eğlenceli bir şekilde anlatıyordu.
Kamer evde bir kedi olması fikrinden çok hoşlanmıştı. Her aradığında Volkan’dan bir mektup gelip, gelmediğini soruyor ancak olumlu bir yanıt alamıyordu.
“Daha yeni gitti, postaneye gidip mektup atması için bile dil bilmesi gerek Kamer, ona biraz zaman ver göreceksin yazacak!” diyerek kardeşini ikna etmeye çalışıyordu Güneş.
(devam edecek)