Yıldız’ın kızları – Bölüm 2

Sercan beyin annesi iki yıl önce vefat etmişti o yüzden karısını ve ailesini korumak için kızları ile iş birliği yapmaktan başka çaresi yoktu. İkisi de kendi arkadaşlarına annelerinin durumundan asla bahsetmemek üzere tembihliydiler. Dışarıdan herhangi birinin Yıldız’ın halini anlaması da zaten mümkün değildi. Başkalarının yanında inanılmaz aklı başında oluyordu, ne zaman ki kapı kapanıp aile içinde kalıyorlardı o zaman başlıyordu söylenmeye ve nefret kusmaya. Kendi görüştüğü en yakın arkadaşları bile onun ruh halinin farkında değillerdi. Aksine onun iki kızı ve harika kocası ile yaşadığı bu güzel hayata gıpta ediyorlardı. Yıldız kadar beceriklisi yoktu aralarında. Görüştükleri günlerden sonraki günlerde Yıldız durmadan onları kötülerdi. Hepsinin gözü Yıldız’ın hayatındaydı, ona nazar değdirdikleri için böyle gergi oluyordu, bir daha asla görüşmeyecekti hiç biriyle. Bir hafta sonra söylediklerini unutuyor, onları öve öve bitiremiyor sonda da yeniden görüşüyordu. Onları eve çağırdığı zaman deli gibi temizlik yapıyor günlerce hazırlık yapıp, yorgunluğunun acısını kızları ve kocasından çıkarıyordu. Giderek daha titiz olmaya başlamıştı, banyolarda bir damla su görmeye tahammülü yoktu, onun kurduğu düzene herkes uymak zorundaydı. Kızlar çok başarılı olmak zorundaydılar. Onlar Yıldız’ın kızlarıydı ve onun kadar başarılı olmalıydılar. Böylece evin bütün işini iki kızına yaptırmaya başladı. Hem kızları evde çalıştırıyor hem de yaptıkları hiç bir işi beğenmiyordu. Güneş’ on yedisini yeni bitirmişti ki bir gün eve acı haber geldi Sercan bey karşıdan karşıya geçerken hızla gelen bir araç ona çarpmıştı ve maalesef ambulans gelene kadar da hayata gözlerini yumuvermişti. Hepsi için büyük bir şoktu bu. Kızlar babalarının öldüğüne inanamıyorlardı. Yıldız hanım ise sessizliğe bürünmüştü, cenaze, taziyeler sürüp giderken, çarpan adamın kan parası ödemesi konusu gündeme geldi. O andan itibaren Yıldız hanım sanki ölen onun kocası değilmiş gibi kan parasının hesabına düştü. Bu evde artık oturamayacaklarını düşünüyordu. Zaten kızlar büyüdüğü için bu ev onlara dar gelmeye başlamıştı. Şöyle bahçe içinde iki katlı bir ev almak en iyisiydi. Güneş ve arkadaşları gelen kan parasını ev için kullanırsa geçinmek için paraları olmayacağını söylese de dinlemedi. Oturdukları evi de satışa çıkartıp, gelen parayla günlerce arayıp bulduğu evi satın aldı. Üstelik ev, eski mahallelerine çok çok uzakta bir yerdeydi. Kızların okulları, ortamları her şey değişiyordu. Güneş annesinin eski hayatında dair bir şey hatırlamak ve konuşmak istemediğini anlamıştı. Belki de kendinde babasının hayaletinden kaçıyordu. Hayatta en büyük destekleri babaları olduğu için şimdi o olmadan anneleri ile nasıl baş edecekleri konusunda şaşkındılar. Ona fark ettirmeden ilaçları gizli gizli içirmeye devam ediyorlardı ama Yıldız hanımın huyları kocası öldükten sonra iyice değişmeye başladı. Yeni taşındıkları yerde geçinebilmeleri için eve para getiren biri olması gerekiyordu. Güneş kardeşi küçük olduğu, annesi de akıl sağlığı yerinde olmadığı için bunu kendisinin yapması gerektiğine karar verdi. Liseden mezun olmuştu, üniversite sınavına girmek yerine bir iş bulup çalışmaya karar verdi. Kamer daha liseye yeni geçmişti. Çalışıp onu okutmayı başarırsa o iyi bir yer kazanır hepsinin hayatını kurtarırdı. Kamer okuldan geldikten sonra ev işlerini yapıyor, sonra derslerine çalışıyordu. Yıldız hanım ilk bir yıl boyunca her gün akşama kadar sadece televizyon seyretti. Sonra birden bire televizyondan sıkıldığı için, elbiselerini kesip, modellerini değiştirmeye başladı. Güneş bir mağazada tezgahtarlık yapmaya başlamıştı. Kazandığı para ile ancak boğazlarını doyurup, Kamer’in kitabını defterini alabiliyorlardı. Oturdukları semt lüks bir yer olmadığı için idare ediyorlardı. Zaten hepsi az boğazlı olduğu için mutfak masrafları çok olmuyordu. Yıldız hanım yaptığı şeylere takıp, yemek yemeyi bile unutuyordu. Başka bir hayatın içine girip, para kazanmaya başlamak Güneş’e de iyi gelmişti. Kamer’de ablası gibi sakin ve olgun olduğu için evi idare ediyordu. İkisi de babalarını çok özleseler de onun yaptığı gibi annelerine sahip çıkmaya devam ettiler. Güneş çalıştığı mağazanın muhasebecisinden hoşlanmaya başlamıştı. Can çok iyi bir çocuktu, bir kaç kez onunla durağa kadar yürümüşlerdi. Kamer ablasının sürekli ondan bahsetmesinden anlamıştı ondan hoşlandığını. İki kardeş annelerine duyurmadan geceleri dertleşiyorlardı. Yıldız çoğunlukla geceleri uyumuyordu ama evin içinde de dolanmıyordu neyse ki. Evin üst katında yatak odaları ve bir banyo, alt katta ise Amerikan mutfaklı bir küçük salon, bir küçük banyo, tuvalet vardı. Arazinin yapısı yüzünden ters dubleks yapılmıştı. Sokak kapısı üst kattaydı. Kızlar üst katı olduğu gibi Yıldız’a bırakmışlardı. İki kardeş salonda yatıyorlardı. Yıldız bir odada uyuyor diğer odada oturuyordu. Televizyon, dikiş makinası ve diğer tüm sevdiği şeyleri o odaya koydurmuştu. Aşağı yemeğe gelmediği zamanlar yemeğini de o odaya götürüyorlardı. Tabi temizliği de kızlar hallediyordu.

Kamer lise son sınıfa geldiğine psikiyatrist olmaya karar vermişti, okuyup annesini iyi edecek ve ikisini de bu dertten kurtaracaktı. Güneş kardeşini destekliyordu, annesini iyileştiremese bile en azından onun durumunda olanlara bir faydası dokunurdu. Yıldız hanım, kocası öldüğünden beri onu hiç anmıyor, ancak kendi ailesinin çocukken ona nasıl işkenceler yaptığını anlatıp duruyordu. Onlarla yıllar önce tüm bağlarını kopartmıştı. Onlar da kızlarından bıkmış olsa gerek ki bir daha ne arayıp ne sormuşlardı. Aslında kimsenin yaklaşmak istemediği Yıldız Sercan beyin teyzesi sorup soruşturmadan ortaya atılınca, evlenmiş, ailesi de ondan kurtulmak için bu fırsatı değerlendirmişti. Kimse Sercan beye ve ailesine bu kızın aslında problemleri olduğunu anlatmamıştı. O zamanlar da ailesinin ona işkence ettiği, babasının onu taciz ettiği hikayelerini etrafa anlatıyordu ama Sercan bey hayatına girdikten sonra hepsini bırakmıştı. Onun hayatından çıkışı ile yeniden onları hatırlamış, şimdi de kızlarına anlatıyordu.

“Abla bunlar gerçek mi sence? ” diyordu Kamer, Güneş’e. Yıldız hanım öyle acı içinde anlatıyordu ki, anlatırken boynundaki tüm damarlar şişiyor, ağlıyor ve sanki o anı yaşıyor gibi davranıyordu. İki kız annelerinin bir çok olmayan şeyi olmuş gibi anlattığını ve oskarlık performanslar sergilediğini bildikleri için tereddüt ediyorlardı. Anneleri ailesini onlar doğmadan silip attığı için hiç birini tanımıyorlardı. Acaba ailesi kötü olduğu için mi anneleri bu hale gelmişti. Sercan bey karısını kızlarına asla kötülememişti, hep onun hasta ve onların desteğine muhtaç olduğunu telkin etmişti. İki kız da babalarının, karısının ailesi hakkında tek laf ettiğini duymamıştı.

“Gerçekse eğer bu annemin neden böyle olduğunu açıklar!” diyordu Güneş, “Bu da genetik olmadığını gösterir! Yani yırtarız! Eğer travma sonucu değil de doğuşta böyleyse o zaman yandık kardeşim!”

“Abla sen merak etme ben okuyup doktor olunca bunların hepsini halledeceğim, eğer genetikse onu da ortaya çıkaracağım. Annemi doktora götürmemiz de gerekmeyecek!”

“İnşallah canım kardeşim!” diyordu Güneş, artık Kamer’in annesi gibi hissediyordu kendini. Bu arada Can ile aralarındaki duygusal ilişki ilerlemiş ve evlenmeye karar vermişlerdi ama Yıldız hanıma bundan hiç bahsetmiyorlardı. Can’ın ailesi çiftçiydi ve köyde büyümüştü. Anne ve babası ölünce, şehre amcasının yanına gelmiş burada okumuş muhasebeci olmuştu.

(devam edecek)

Yorum bırakın