Gediz annesinin sorguları ve telaşını tatmadan önce ikisi de bu duyguların keyfini çıkarsınlar istiyordu. O yüzden Dilek’ten de izin alarak bir süre annesine bahsetmedi aralarındaki duygusal bağdan. Her gün gelip onu aldı, her gün o kayanın üzerine oturup sohbet ettiler. Bu arada Melih’in de okulu tatil olduğu için arada bir babaannesiyle geliyordu kafeye. Ertan beyin kızı da evde sıkıldığı için arada sırada o da geliyordu babasıyla. Adı Duygu’ydu. Dilek ile çok iyi anlaştıkları için Dilek bir yandan işini yapıyor bir yandan da onunla sohbetler ediyordu, Gediz geldiği zaman ise babası onu alıp bilgisayarın başına oturtuyor ve istediği bir çizgi filmi açıp izlemesine izin veriyordu. Ertan bey ve karısı dışında Dilek ve Gediz’in aşkını bilen yoktu henüz.
Melih bir gün kafeye babaannesi ile geldiğinde, Duygu’da oradaydı ve Dilek ablasına yardım ediyordu. Dilek tezgahın arkasına geçince ona da bir önlük takıyor, basit işleri yapmasına izin veriyordu. Zaten artık kafedeki her işe halim olduğundan Ertan bey onun ne yaptığına karışmıyordu bile. İkinci eleman ise başında olduğu gibi sürekli değişmeye devam ediyordu. Onları eğitip, işi öğretmek de Dilek’in işi olduğundan Ertan bey artık hiç dert etmiyordu.
Melih, Dilek’in yanına tezgahın arkasına geçince kafenin önlüğünü takmış olan Duygu’yu fark etti. Kafede çocukların çalışmadığını bildiği için şaşırmıştı.
“Melihciğim hoş geldin!” dedi Dilek eğilip yanağından öptü onu, sonra onun Duygu’ya baktığını görünce, “Ah bak sen tanıştırayım. Duygu, bu kafenin sahibi ve benim patronum!” dedi gülerek. Melih gözlerini kocaman açarak Dilek’in yanında duran sarı saçlı, zayıf ve gülümseyen kıza baktı. Dilek’in böyle söylemesi Duygu’yu güldürmüştü.
“Duygucuğum bu da Melih benim buradaki ilk ve en değerli arkadaşım!”
“Sahi mi?” dedi Duygu Dilek’e bakarak.
“Sahi, gelip ilk kez kapımı çalan oydu! Değil mi Melih?”
“Ben şey için gitmiştim!” dedi Melih kekeleyerek.
“Beni birine benzetmiş!” dedi Dilek onun söylemek istemediğini anlayınca. Bir kızın yanında bakıcısı olduğundan bahsetmek istemiyordu belli ki.
“Kime benzetmiş?” dedi Duygu konudan habersiz olduğu için.
“Duygucuğum, benim buradaki işlerim bitene kadar Keriman hanımla Melih ile sen ilgilenebilir misin?”
“Tabi ki ilgilenirim!” dedi Duygu hemen, Dilek ablası ilk kez müşteriye bakmasına izin veriyordu. Melih ve Duygu hemen tezgahın önüne geçip, Keriman hanımın oturduğu masaya geçtiler. Duygu büyük bir ciddiyetle onlara ne içmek istediklerini sordu. Melih’te heyecanla babaannesine Duygu’nun buranın sahibi olduğunu anlatmaya başladı. Keriman hanım Dilek’i beklerken karşısında bu tatlı kızı görünce gülümsedi, Melih’in hallerinden Dilek aşkının az önce sona erip Duygu aşkının başladığı anlaşılıyordu.
“Demek sen patronsun?” dedi gülümseyerek, “Söyle bakalım kafenizin en güzel içeceği hangisi, onu alalım biz?”
Duygu heyecanla dönüp babasına baktı, Ertan bey kasada oturmuş olanları gülerek seyrediyordu her zaman ki gibi, Dilek’in bulunduğu tezgahın üzerindeki limonata sürahisini gözüyle işaret etti Ertan bey kızına ip ucu vermek için.
“Dilek ablamın limonatası tabi ki!” dedi Duygu özgüvenli bri şekilde
“Tamam o zaman bize iki limonata lütfen!” dedi Keriman hanım da.
Duygu dökmemeye çalışarak iki bardak limonatayı getirince tepsiyi bırakıp onların yanına masaya oturdu. Keriman hanım her zamanki meraklı haliyle Duyguya okulunu, evlerini ve bir sürü başak soru sormaya başlayınca Melih hayran hayran Duygu’nun verdiği cevapları dinledi. Babaannesi sonra Melih hakkında biraz bilgi verdi Duygu’ya. Sonra ikisi birlikte kapının önüne çıktılar, Duygu ona yan apartmanın bahçesindeki kedi yavrularını gösterdi. Bu arada Dilek’te Keriman hanımın yanına gelmişti.
“Maşallah pek tatlı kızınız!” dedi Ertan beye dönüp, “Anlaşılan kafeye gelmek için artık bir sebebimiz daha var!”
Dilek güldü bu sözlere, oturup biraz sohbet etti Keriman hanımla, sonra müşterileri geldiği için onlarla ilgilendi. Yaz bitene kadar kafe birbirlerinden habersiz bu iki çiftin aşklarına şahitlik etti. Dilek ve Gediz, Duygu ve Melih. Yaz sonuna doğru da kafeye hep sevgililer gelmeye başlayınca Ertan bey “Bulaşıcı herhalde!” dedi kendi kendine. Gediz ile aralarındaki duygusal bağ kuvvetlendikçe, Dilek’te gözle görülür bir değişiklik başlamıştı. Artık saçlarını daha özenli ve farklı topluyor, Mefaret hanımın ona verdiği makyaj malzemeleri ile hafif makyajlar yapıyor, biriktirdiği parayla da arada bir kendine güzel bir elbise alıyordu. Ondaki bu değişiklikler Keriman hanımın gözünden kaçmıyordu ama oğlunu sıkıştırıp bir şey öğrenemediği için kızın elden gittiğini ve başkasına aşık olduğunu düşünmeye başlamıştı.
“Dilek iznin olursa artık anneme söyleyeceğim!” dedi Gediz bir gün, biraz daha oyalanırsam seni kaçıracağım diye beni topa tutacak.
“Elbette söyleyebilirsin!” dedi Dilek ama o zaman ailem hakkında olanları ona söylemek zorundayız.
“Kimseye bir şey söylemek zorunda değiliz. Sonuçta ailen bu hayatta değil, görüştüğün bir akraban da yok! Ben seni biliyorum, seviyorum ve istiyorum, bu da yeterli öyle değil mi?”
Dilek boynuna sarıldı Gediz’in heyecanla, “Yalnız bir dakika!” dedi Gediz hemen.
“Ne oldu?”
“Bir şeyi unutmadık mı?”
“Neyi?”
“Hay Allah! Nasıl düşünemedim ki? Anneme söyleyemeyiz!”
“Neden?” dedi Dilek içi bir cız etmişti niyeyse.
“Bir dakika!” dedi Gediz ve kayaların üzerinde onu tek başına bırakıp, arabaya gitti koşar adımlara, aylardır tek baş başa oturdukları yer burasıydı hâlâ. Dilek endişelenmişti biraz ama kötü düşünmemeye çalışarak bekledi onun dönmesini. Gediz yine koşar adımlarla geldi oturdu Dilek’in yanına.
“Ne oldu söylemeyecek misin?” dedi Dilek merakla.
“Yok bu böyle olmaz!” dedi Gediz yine, “Kalk hadi!” diyerek doğruldu ve elini ona uzatıp kalkmasına yardım etti. İlk günkü nezaketiyle dikkatlice kaldırıma kadar eşlik etti ve Dilek kaldırıma ayak basar basmaz, önüne diz çöktü ve elinde tuttu yüzük kutusunu açtı.
“Benimle evlenir misin?”
“Ne?” dedi Dilek heyecanla, “Benim için mi bu?”
“Senden başka kimse var mı?” dedi Gediz gülerek, Dilek’in ağlamaya başladığını görünce yüzü değişti “İstemiyor musun yoksa?”
“İstiyorum!” dedi Dilek ağzı burnu akıyordu ama gülmeye başlamıştı.
Gediz kutudan yüzüğü çıkardı ve onun parmağına taktı. Sonra doğruldu, Dilek’in yüzünü avuçlarının içine alıp dudaklarına küçücük bir öpücük kondurdu, “Seni seviyorum! Şimdi anneme söyleyebiliriz!”
Sonra sarıldı sevdiği kadına ikisi birlikte mutlulukla sallandılar sarmaş dolaş. Dilek hiç ayrılmak istemedi o gün Gediz’den ama ikisinin de ertesi gün çalışması gerektiği ve Gediz onun uykusuz kalıp, fazla yorulmasını istemediği için, ikna edip bıraktı apartmanın kapısına.
“Ertan beye bu hafta içinde bir gün erken çıkacağını söyle yarın!” dedi gülümseyerek ve gitti. Dile apartmana girmiş, gözünü parmağındaki yüzüğe dikip kendi kendine gülümsedi bir süre.
“Mefaret abla keşke şimdi olsaydın da sana bu olanları anlatsaydım!” dedi kendi kendine ve mutlulukla çıktı merdivenleri.
Ertesi gün Gediz, annesi ile konuşacakları için gelip kendisi izin istedi Ertan beyden, o da “Hayır!” demedi tabi, ikisi içinde çok mutlu olmuştu. Gediz gidince Dilek’ tebrik etti. Dilek yüzüğünü gösterdi hemen patronuna, “Bütün gün ona baktın zaten!” dedi Ertan bey gülerek.
Ertesi akşam, Gediz onun almaya geldiğinde heyecandan ölecekti neredeyse.
(devam edecek)
Kalemine saglık zevkle okuyoruz tşekkürler
BeğenLiked by 1 kişi