Başından belli – Bölüm 13

Gediz’de çok heyecanlıydı aslında, ondan ayrılmak istemediğini hissettiği için onu yeniden denizin kenarına kadar götürmüştü. İkisi birbirlerine yaslanarak denize baktılar bir süre.

“Sana bu gün olanları anlatacağım!” dedi Dilek.

“Bunu yapmak zorunda değilsin!”

“Zorundayım!”

Gediz onun gözlerine baktı dönüp, aslında şu anı bozacak bir şey duymak istemiyordu, Dilek’in söyleyeceklerinin ne olduğunu bilmiyordu ama onun gözlerindeki hüznü görünce, içi sızladı.

“Yapma Dilek!” dedi içinden, “Şimdi yapma!” ama dışarıdan böyle söyleyemedi, “Eğer anlatmak istiyorsan, tabi ki dinlerim!” dedi ve onu nazikçe tutarak kayanın üzerine oturttu, kendisi de hemen yanına geçti ama bu defa dokunmadı.

Dilek başını hiç Gediz’den yana çevirmeden Mefaret ablaya kadar olan kısmı anlattı ve sustu.

“Annen hiç mi bakmamış seni nasıl bir ortama bıraktığına?” dedi Gediz hayretle.

“Bakmamış işte!”

“Peki annen öldüyse, seni o kadın mı büyüttü?”

“Gülizar!”

“Bu gün bahsettiğin?”

“Evet o, sana şimdi anlatacaklarım bir başkasının daha hayatını ilgilendiriyor, bunu sadece şimdi ve bir kez anlatacağım. Ancak bana bir söz vermeni istiyorum!”

“Ne sözü?” dedi Gediz merakla

“Bundan sonra anlatacağım kısımdaki birisinden kimseye bahsetmeyeceksin?”

“Anlamadım ama söz veriyorum! Bana güvenebilirsin!”

Dilek derin bir nefes alıp, Mefaret hanımın hayatına girişini, hastalığını, kim olduğunu ve evi nasıl aldığını ve buraya ne şartlar altında geldiğini anlattı bu kez. Gediz hiç ses çıkarmadan dinledi hepsini. Dilek anlatırken onun duygudan duyguya geçişini, hüzünlerini, göz yaşlarını, minnetini, korkularını hepsini görüyordu. Ona sarılmak için sonuna kadar bekledi.

Dilek sonunda anlatmayı bitirdiğinde, dizlerini karnına doğru çekmiş ve onlardan güç almak ister gibi sımsıkı sarılmıştı ve başını Gediz’e hiç çevirmeden doğrudan denize bakıyordu, “İşte böyle!” dedi, “Umarım Mefaret abla beni affedebilir bunu anlattığım için!” bu son cümlesinden sonra Gediz’in bakışlarındaki anlam görmekten korktuğu için dönemedi. Çenesini dizlerinin üzerine dayadı kaldı öylece. Gediz’in sevgiyle gülümsediğini fark etmedi bu yüzden, o kıpırdanınca, kalkıp gidecek sandı ve kalbi sızladı acıyla ama az sonra Gediz’in kolunu omuzunda hissetti önce, sonra onu kendine çekip göğsüne dayadı Gediz ve “Anlattığın için teşekkür ederim” dedi, “Hatice hanıma, Mefaret ablaya, hatta annene de teşekkür ederim!”

Yeniden kalbi hızla çarpmaya başlayan Dilek bu teşekkürleri anlayamadı ama onun sıcacık dudaklarını az önce kanayan alnında hissedince gözlerini kapatıp, kendini ona bıraktı.

“Bunların hepsi geçti artık, sen liseyi, sonra da üniversiteyi bitireceksin! Sana söz veriyorum bundan sonra da hiç tek başına olmayacaksın!”

“Umarım bu bir rüya değildir!” diye mırıldandı Dilek, acaba denize meydan okurken suya düşmüştü de bu tatlı rehavet beyaz ışığı görmeden önceki son hayali miydi?

O hayali bozulmasın diye, Gediz’de sandığından bile daha derinleri olan bu tatlı kadını kollarında tutmanın verdiği hazla oturdular öylece. Bu arada saat iki buçuk olduğu için Dilek’in çok uykusu gelmişti ve çok geçmeden Gediz’in kollarında uyudu.

Saatin sesi ile gözlerini açtığında evde yatağındaydı, üzerinde hâlâ dün giydiği kıyafetler vardı, kalkıp etrafına bakındı. Hatırladığı her şey bir rüyadan mı ibaretti? Kafası karışmış bir şekilde banyoya gitti ve alnındaki bantı gördü. Heyecanla elini banta attı, “Rüya değil!” dedi gülümseyerek. Gediz o uyuyup kalınca, kucaklayıp evine çıkarmıştı onu. Zaten boş olan mini çantasının içinde anahtarı bulmak zor olmamıştı, onu yatağına yatırıp, alnındaki yarayı banyoda bulduğu antiseptik (mikrop arındırıcı) ile temizlemiş, bantlamış, sonra da alnından hafifçe öpüp çıkmıştı evden.

Hayatında ilk defa işe gitmek istemedi Dilek, evde saatlerce uzanıp, tavanı seyrederek dün olanları düşünmek istiyordu. Hazırlanıp dışarı çıktığında karşıya geçip, dün gece oturdukları kayaya baktı gülümseyerek, eli yine alnına gitti. Yol boyunca yüzündeki gülümsemeyi toplamak istese de yapamadı. Bir gün önceki halinden sonra Ertan bey onun gergin ve mutsuz geleceğini sanırken yüzündeki mutluluğu görünce gülümsedi elinde olmadan. Dilek hemen önlüğünü giyip, paspas atmaya başladıktan sonra farkında olmadan bir şarkı mırıldanmaya başlayınca iyice meraklandı.

“Baksana sen dün gece başını bir yere mi vurdun?” dedi alnındaki bantı işaret ederek.

“Ah evet! Şey oldu!” dedi Dilek heyecanla ki o anda kapıdan Gediz girdi. Sabahın köründe hiç gelmemişti daha önce, onun yüzünün halinden ve selam bile vermeden doğrudan Dilek’in yanına gidişinden, ikisinin arasında artık elle tutulur bir şeyler olduğuna emin oldu Ertan bey.

“Kahvaltıya geldim!” dedi Gediz Ertan beye gülümseyip.

“Tabi, hoş geldin!” dedi Ertan bey, “Ders çalışmak için öğlen beklemen gerekecek!”

“Ha! Geleceğim öğlen tabi!” dedi Gediz yine.

Dilek onu görünce heyecanlanmış ama işini bırakıyormuş gibi olmasın diye paspası bırakamamıştı.

“Dilek müşterimize bakmayacak mısın?” dedi Ertan bey ona bakıp güldüğünü saklamıyordu artık, “Ben dışarıda bir sigara içeyim o arada!” diyerek dışarı çıktı sonra, ikisinin liseli aşıklar gibi olmasından anlamıştı konuşmaları gerektiğini.

“İyi misin?” dedi Gediz hemen, Dilek’in alnına dokunup.

“Eve sen mi çıkardın beni?”

“Uyandırmaya kıyamadım!”

Çiçekler açtı Dilek’in yüzünde hemen.

“Dilek!” dedi Gediz Ertan beyi kontrol ederek, “Ben sana aşık oldum!”

Dilek’in yüzü gül bahçesi olmuştu artık, başını salladı heyecandan cevap veremedi.

“Öğlen geleceğim yine! Akşam da seni almaya geleceğim tamam mı? O zaman konuşuruz!”

“Tamam!” dedi Dilek sevinçle.

“Ha bu arada! Sırrın bende kalacak merak etme anneme hiç bir şey söylemeyeceğim! Ne anneme ne başkasına, bence Mefaret ablan bu hayattaki en mert insanmış, eminim cennettedir. “

“Eminim!” dedi Dilek gözleri dolarak, Gediz Ertan beyi bir kere daha kontrol ettikten sonra eğilip Dilek’in yanağına bir öpücük kondurdu ve “Görüşürüz!” diyerek kalkıp gitti hızla, derse geç kalacaktı biraz daha kalırsa. Ertan beye hızla el salladı ve hemen kafenin önüne park ettiği arabasına binip gitti.

“Ne oldu kahvaltı?” dedi Ertan bey içeri girince.

“Şeymiş, geç kalmış!” dedi Dilek. Yüzü hala kıpkırmızıydı.

“Geç kaldı evet, daha önce bekliyordum!” dedi Ertan bey de gülerek ama Dilek kendi heyecanında olduğu için hiç anlamadı patronunun ne söylediğini, şarkı söyleyerek paspas yapmaya devam etti. Öğlene kadar Gediz’den başka hiç bir şey düşünemedi zaten. Ders çalışmak için dışarıdaki masalardan birine çıktıklarında ikisi de derse odaklanamadı ama yine de devam ettiler. Kafe kapanırken Gediz bu sefer gelip dışarıda bekledi.

“Daha çok konuşabilelim diye arabayı evin oraya bıraktım, yürümemizde bir sakınca yok değil mi?” dedi gülümseyerek.

“Hayır yok!” dedi Dilek de neşeyle ve el ele eve doğru yürümeye başladılar sahil yolundan. Yine el ele aynı kayanın üzerine gidip oturdular.

“Bu gece seni çok yormayacağım dün zaten yeterince uykusuz kaldın!” dedi Gediz nazikçe onu kayanın üzerine güvenle oturturken.

“Hayır ben iyiyim!” dedi Dilek.

“Hayatın seni bütün bu yollardan bana getirmiş olması çok garip değil mi?”

“Aslında ben, beni isteyebileceğini hiç düşünmemiştim!”

“Seni annemin evinde ilk gördüğümde anlamamıştım ben buralara geleceğimizi ama senin böyle acılar çektiğini bilmiyordum tabi! Annem şimdi o balkondan bizi fark etse anında arar beni! Sorup duruyor zaten!”

“Neyi soruyor?”

“Sence Keriman hanım seni benimle durduk yere mi tanıştırdı?”

“Bilmiyorum sınav için değil mi?”

Gediz gülerek Dilek’i yine kendine çekti ve sarıldı ona, “Hayat seni bana hediye olarak getirdi inan bana!”

(devam edecek)

Yorum bırakın