Başından belli – Bölüm 11

Gülizar hanım, Dilek akşam eve gelmeyince onun karşıda Mefaret hanımın boş evinde olduğunu sandı bir kaç gün. Kadının sağlığında durmadan oraya geçtiğini biliyordu. Ancak bir hafta sonra ev sahibi gelip, evdeki eşyaları dışarı taşıtmaya başlayınca, ayılıp gürültüye bakmaya çıktı. Ev sahibi evi boşaltıp, bakım yaptırıp yeniden kiraya verecekti. Mefaret hanımın sahipsiz tüm eşyaları, çeyiz sandığı ile birlikte apartmanın önündeki elektrik diğerinin önüne yığıldı. Akşam olmadan da yarısı kayboldu gitti. Dilek o akşam da eve gelmeyince Gülizar hanım onun odasına girip bakmayı akıl etti. Dileğin kıyafet sepeti boştu. Odada bir gardırop olmadığı için kıyafetlerini plastik bir çamaşır sepetine koyuyordu. Kırık komodinin kulpsuz çekmecesini açtı zorla, orası da boştu.

“Vay nankör!” dedi kendi kendine, “Bu karşıdaki buna miras falan mı bıraktı. Neye güvendi gitti bu kız?” diye söylenmeye başladı.

Dilek umurunda değildi ama kocasından aldığı maaşla içki ve sigarasını ancak karşılıyordu, dolaptaki yemekler bozulmuştu. Evde yiyecek bir şey kalmamıştı. Dileğin kazandığı olmayınca yaşamak zor olacaktı. Ayrıca kirli sepeti de doluydu ve ev kirlenmişti. Haftada bir gelen sevgilisi bile evin halinden kızın gittiğini anladı.

“Ne var? Gözün mü vardı, ağıt yakıyorsun?” diye azarladı adamı ama sonra bir daha gelmez iyice parasız kalır diye yeniden yumuşadı. Dilek gittiğine göre başka bir tutar dal kalmamıştı elinde, bu yaştan sonra çıkıp çalışacak değildi. Yeni birini bulmak için de ortamları kalmamıştı artık. Adamın bıraktığı parayla bir haftayı getiremedi, gidip yöneticiden borç istedi. Haşmet bey ağzı leş gibi alkol kokan, yarı sarhoş Gülizar’a bakıp, “Sen değil de, Dilek gelirse düşünürüz!” diye cevap verdi. Gülizar Dilek’in gittiğini söylemedi ve küfür ede ede indi aşağı.

Kendince hesap yapıp, içki ve sigarayı azaltmaya karar verdi ama ev işlerinde hiç gönlü yoktu. Sevgilim dediği adam Dilek’in evden gittiğini öğrenince, on beş gün sonra bir genç kadınla geldi. Gülizar önce adamın ikinci bir kadın getirdiğini sanıp saldırıya geçti ama sonunda kadının kuzeninin kaçırdığı kadın olduğunu söyleyince ses çıkarmadı. Kadının Gülizar’ın evinde kalması karşılığı ona para ödeyeceklerdi. Kaçırdım dediği kadın da Gülizar’ın meslektaşıydı aslında. Pavyondan kaçmış, adamın getirdiği bu evde saklanıp, sadece onunla görüşmeye ikna olmuştu. Gülizar kendine yeni bir hizmetçi bulmuş oldu böylece. Para kapısı da açıldı. Dilek’i düşünmedi bile. Kadın bir yıl sonra bir akşam kapıyı çekip çıkıp gitti, adamın hem dayağı vardı hem de onu istemediği şeylere zorlamaya başlamıştı. Gülizar keyfi yerinde olduğu için ikisinin arasında geçenlere hiç karışmıyordu. Apartman evde yabancı bir kadın olduğunu fark edince homurdanmıştı ama sonra ortalarda kimse olmayınca susmuşlardı. Dileği zaten erkek sanan mahallelinin büyük kısmı da yokluğunu fark etmemişti bile. Gülizar’ın evine zaten kimin düzenli gelip gittiği belli değildi.

Evdeki kadın gidince, Gülizar sevgilisinden kadının gitmesine izin verdiği için bir güzel dayak yedi. İki üç gün sonra kadını ağzı burnu kan içinde eve geri getirdiler ama kadın durmayıp yeniden kaçmaya kalkınca Gülizar yeniden dayak yememek ve gelirinden olmamak için kadının kafasına eline geçirdiği şişeyi indiriverdi. Sonra başı kan içinde kalan kadını çeke çeke götürüp, eskiden Dilek’in kaldığı odadaki yatağına yatırdı. Sevgilisi ve kuzeni geldiğinde de onlara kaçmak istediğini ama onu etkisiz hale getirdiğini övünçle anlattı. Hatırladığı tek şey suratının ortasına yediği ağır tokattı. Gözlerini açtığında evin içinde polisler vardı. Kadını öldürmüştü. Sevgilisi de suç üstlerine kalmasın diye polise ihbar etmişti. Polis Gülizar’ı alıp götürdü o gece, verdiği ifadelerde bir üvey kızı olduğunu söyledi, Dilek’in gelip onu kurtarmasını umuyordu. Sevgilisinin soyadını, kuzeninin ise hiç bir şeyini bilmediği için doğru dürüst bir ifade bile veremedi. Sarhoş ve sersem gibi olduğundan evde kadının kafasına şişeyi vurup, kaçmasına engel olduğunu polise anlatmıştı. Sonradan hatırlamıyoruma çevirse de maalesef suçu sabit görüldü ve ceza aldı. Polis yakını olduğu için Dilek’e ulaşmaya çalışınca kimlik izinden onu Mefaret hanımın adresinde buldu. Akşam işten gelip, kapıda karakoldan gelen çağrı kağıdını görünce bir anlam veremedi ama gerildi. Ertesi gün kafeye gidip, Ertan beye durumu anlattı ve izin istedi. Ertan bey de bir anlam veremedi, “Hata olmuş olabilir, isim benzerliğinden de oluyor bazen böyle şeyler dedi.”

Merakla mahalle karakoluna gitti, o zaman kadar karakolun yerini bile bilmiyordu. İçeri girip kağıdı gösterince onu ilgili birime yönlendirdiler ve orada Gülizar’ın yaptıklarını ve hapse girdiğini öğrendi. Sadece bilgi vermek için çağırmışlardı. Herhangi bir şey yapmasına gerek yoktu. Zaten kan bağları yoktu ama dayısından kalanlar için ortak mirasçıydılar. Gülizar’ın bir kadını öldürmüş olmasının şokuyla kafeye döndü. Evde olsa belki onu da öldürebileceği düşüncesi içini buz gibi yaptı. Mefaret hanımın sayesinde oradan ayrılmasa kim bilir başına neler gelirdi. Beti benzi atmış bir şekilde kafenin kapısından girdiğinde Ertan bey ile sohbet eden Gediz’i fark etmedi önce. Onlarsa Dilek’in halini görünce iyi haberler olmadığını anladılar. Birden başını kaldırıp ikisinin endişe ve merak dolu yüzlerini görünce kendini çok kötü hissetti. İkisi de geçmişi hakkında bir şey bilmiyordu. Anlatmasa karakoldan kötü haberle gelmenin altında bin türlü anlam çıkarabilirlerdi. Anlatsa ki bunu yapmayı hiç istemiyordu, nasıl karşılayacaklarından emin değildi. Hele ki Gediz’e böyle duygular beslerken onunla asla bir gelecek düşünmeyecek noktaya gelmesini istemiyordu. Yine de öyle olacaksa bile eninde sonunda bu gerçekler gün yüzüne çıkacaktı.

Gediz her zaman çalıştıkları masaya geçip, “İyi görünmüyorsun?” dedi. Ertan bey ders çalışmaya başlayacakları için bir şey sormamayı tercih etmiş kasaya geçmişti ama kulağı onlardaydı.

Dilek hâlâ ne diyeceğini bilemiyordu, birden elinde olmadan ağlamaya başladı. O ağlayınca Gediz refleks olarak uzanıp göz yaşlarını sildi eliyle.

“Haydi anlat, ne oldu?” dedi yavaşça, “Başın bela da mı? Yardım edebilir miyiz?”

“Hayır! Benimle ilgili değil!” dedi Dilek hemen, yaramazlığını ret eden bir çocuk gibiydi. Gediz gülümsedi onun bu çocuk haline.

“Anlat o halde? Niye üzüldün kötü haber mi?”

“Hayır aslında öyle de değil! Yani geçmişten birisi ile ilgili, pek sevmediğim birisi!”

Gediz’in bakışlarından bu defa eski sevgilisi gibi anlaşıldığını tahmin edip iyice gerildi.

“Beni büyüten kadın birini öldürmüş!” dedi pat diye. Ertan bey de artık dinlediğini saklayamadı ve “Nasıl yani?” dedi merakla.

“Bunun için mi çağırmışlar seni?”

“Evet, haber verdiler!”

Gediz onun titreyen ellerine bakıp, bu konudan ne kadar rahatsız olduğunu anladı ve “İstersen bu gün ders yapmayalım! Bir şey anlatmak zorunda değilsin? Kalan yaşamını olumsuz etkileyen bir konu değilse boş ver o zaman! ” dedi gülümseyerek, “Haydi sana bir kahve ısmarlayayım!”

“Değil!” dedi Dilek gülümsemeye çalışarak, “Çalışalım biz, bana iyi gelir!”

Gediz itiraz etmedi, kitap ve defterleri çıkarıp kalan yarım saatte yine ders çalıştılar. Sonra Gediz kalktı masadan ve veda ederken onunla dışarı gelmesini rica etti. İçeri Ertan beyin her şeyi duyduğunu biliyordu.

Dilek onu uğurluyor gibi çıktı dışarıya, “Bak Dilek, senin için yapabileceğim bir şey varsa hiç çekinme! Kimseye bir şey söylemen gerekmiyor!” dedi.

Dilek’in gözleri doldu yine, “Teşekkür ederim, yapılacak bir şey yok! Hapse atmışlar işte, beni de Allah korumuş!” dedi Dilek mırıldanır gibi.

Gediz son cümledeki acıyı anladı ama yine bir şey sormadı. Veda edip ayrıldı. Ertan bey o gidince bir şeyler duymak için bekledi ama Dilek anlatmadan işine dönünce, o da bir şey soramadı.

(devam edecek)

Yorum bırakın