Başından belli – Bölüm 10

Keriman hanım Dilek’in bir danışmana ve kitaplara ihtiyacı olduğunu düşündüğü için üniversite sınavlarına hazırlayan özel bir dershanede Matematik öğretmenliği yapan oğluyla konuşmuştu. Dilek’in başarılı olması için böyle bir desteğin çok işe yarayacağını düşünüyordu. Tabi aynı zamanda bekar olan oğlu ile çok beğendiği Dilek’i tanıştırmak için bundan iyi bir bahanesi de olamazdı. Gediz annesinin öve öve bitiremediği bu azimli kızı merak ettiği için gelmişti. Ayrıca annesi bir şey istedi mi ona ‘Hayır!” denmeyeceğini öğreneli de çok olmuştu. Ancak annesi kızın yaşından bahsetmediği için böylece genç, güzel bir hanımla karşılaşacağını hiç hesap etmemişti. Kendi öğrencilerinden bir kaç yaş büyük bir genç kız bekliyordu. Oysa Dilek yirmi dört yaşında, mavi elbisesi içinde harika görünen güzel bir genç kadındı.

Keriman hanım Gediz, Dilek’e sorular sorarken oğlunu gözetliyor, arada bir Melih’e bakıp gülümsüyordu. Melih amcası ile Dilek’in arasında bir şey olabileceğini düşünmediği için, sevdiği kıza yardım ediyorlar diye memnun bir halde babaannesine gülücükler dağıtıyordu. Dilek ablasının şimdiden kahramanı olursa, ileride onun teklifini geri çevirmezdi. Keriman hanım Dilek’in doğrudan Gediz ile buluşmayı uygun bulmayacağını bildiğinden, soracağı soruları onun evinde buluşup vermesini önerdi ancak ikisinin de çalışma saatleri birbirini tutmadığı için bunu ayarlayamadılar. Sonunda Gediz öğle tatillerinde kafeye uğrayabileceğini söyleyince, Dilek çok sevindi. Onunda molalarına denk gelirse kısa da olsa biraz çalışabilirlerdi. Gediz ona çocukların önceden kursta bıraktıkları kitaplardan da getirebileceğini söyleyince Dilek’in yüzünde güller açmaya başladı. Gediz’in dersi, Dilek’in de öğleden sonra mesaisi olduğu için birlikte kalktılar. Gediz kafeyi öğrensin diye de kafeye kadar birlikte yürüdüler. Keriman hanım arkalarından balkona çıkıp izledi ikisini gözden kaybolana kadar. Melih’te onlarla çıkmış, kendi binalarına gelince yanlarından ayrılmıştı.

“Gerçekten sizi tebrik ederim, annem zor şartlarınızdan bahsedince ben de elimden geleni yapmak istedim!” dedi Gediz sessiz yürümelerinin önüne geçmek için.

“İnanın bu hiç beklemediğim bir destekti, çok teşekkür ederim!”

Mefaret ablası ona evi verdiğinden beri, şansı gülmüş, her şey onun hayrına gelişmeye başlamıştı. Bu kısmeti ona sağlayan önce Allah, sonra Mefaret ablasıydı, o olmasa buralara gelmesi ne mümkün olacaktı. Şimdi de en çok zorlandığı dersin öğretmeni çıkmıştı karşısına, hem de bir karşılık beklemeden ona ders anlatacaktı. Gediz kafenin önünden ayrıldı. Bir kaç gün sonra yeniden uğrayacağını söyledi. Dilek zaten her gün orada olduğundan hangi gün geleceğini önceden söylemesine gerek yoktu, uygun oldukça gelecekti. Ertan bey de Dilek’in dışarıdaki masalardan birinde mola saatlerini aşmamak kaydıyla öğretmeni ile çalışmasına izin verdi. Eğer öğretmen başarılı ise da kızına ders aldırmak istiyordu.

Böylece hafta en az bir kere Gediz kafeye gelip, kırk dakika kadar kalmaya başladı. Hem öğle yemeğini kafede yiyor, hem de Dilek’e getirdiği kitaplardan konular anlatıp, sorularını yanıtlıyordu. Lise, ortaokuldan çok farklı ve zordu. Gediz genel olarak iyi bir öğrencilik dönemi geçirdiğinden arada sırada Dilek’in diğer derslerle ilgili sorularını da yanıtlıyordu. Geceleri çözmesi için ona bol bol ödev vermeye başlamıştı. Hava soğuk olduğu için dışarda üşümeye başlayınca Ertan bey onları içeri aldı. Bu kadar ciddi bir çalışma temposuna gireceklerini tahmin etmemişti. Bu arada Gediz’in gözünü anlatılanlardan ayırmayan Dilek’e nasıl bakmaya başladığını da fark etmişti. Keriman hanım da düzenli olarak oğlunu arıyor veya geldiğinde Dilek’i soruyordu. Gediz ondan çok memnundu, o yoğunluğun ve yorgunluğun içinde dershanedeki öğrencilerinden çok daha hızlı ilerliyordu. Üstelik doğru dürüst bir alt yapısı da yoktu. Ortaokulu dışarıdan bitirmişti ama çok eksiği vardı. Tüm o konuları da yeniden işlemek zorunda kalıyorlardı. Bir hafta sonu Gediz ona dershanenin deneme sınavlarından birini ayarladı. Diğer tüm öğrencilerle birlikte girecekti. Ertan bey iki gün sabahtan ona izin verince Dilek ilk kez dışarıdan bir deneme sınavına girmiş oldu. Aslında bu sınavlar üniversite hazırlık sınavlarıydı ama bütün lise konularını içeriyordu. Dilek tüm bu öğrendikleri ile iki yıl sonra bu sınava da girecekti. Tabi diğerleri kadar ileride olmadığı için iyi bir puan alamadı ama en azından sınav heyecanını yenmek için ona bir tecrübe oldu. Aldığı puan düşük olduğu için önce biraz üzüldü ama Gediz onu bu konuların dört yıllık lise konuları olduğunu onun daha yarısına bile gelmediğini söyleyerek teselli etti. İşledikleri tüm konularla ilgili soruların neredeyse tamamını doğru yapmıştı. Öğretmeni böyle söyleyince Dilek’in yüzünde yine güller açtı. Gediz onun çocuk gibi sevinip, üzülmesine bayılıyordu. Haftada iki veya üç kere hiç üşenmeden geliyor ve ders anlatıyordu. Bunu sadece zor durumda bir genç kadına yardım etmek için yapmıyordu artık, Dilek ile vakit geçirmek hoşuna gittiği için geliyordu. Mesleki bir randevu olsa da, o kendi içinde farklı duygular yaşamaya başlamıştı. Dilek’te baştan haber vermeden, uygun olduğu gün gelmesini rica etmiş olsa da her gün, gelir mi diye beklemeye başlamıştı. Ertan bey öğlen olunca onun kapıya bakıp durmasından Gediz’i beklediğini anlıyordu. Hatta “Seninki gelmedi!” diye takılmaya da başlamıştı. Ertan bey, Dilek’i hem eleman olarak, hem de insan olarak çok takdir ediyordu. Onu eşi ve kızı ile de tanıştırmıştı. Gediz’e baştan şüpheyle bakmış olsa da onun gayet iyi niyetle elinden geleni yaptığını görünce güvenmişti. İkisinin çalışırlarken mutlaka kulak misafiri oluyordu. Gediz, Dilek’e hayran hayran bakıyordu ama kesinlikle çok mesafeli ve saygılı davranıyordu. Bu yüzden Dilek kendi duygularının karşılık bulduğunu fark etmedi bile. Gediz’e mahcup olmamak için eskisinden de daha çok çalışıyordu artık derslerine. Baştan ondan bir şey olmayacağını düşünüp derslerden vazgeçmesin diye çalışırken, şimdi içinde tatlı duygular uyandıran bu adamın gözünden düşmemek için çalışmaya başlamıştı. O Gediz gibi doğrudan bakamadığından, gözünü test kitaplarından ayırmıyordu o gelince. Gelene kadar da kapıdan ayırmıyordu tabi. Onun kaldırımda yürüdüğünü görünce yüzünde kocaman bir gülümseme beliriyordu. Kış olduğu için Keriman hanım gelemiyordu torunu ile kafeye. Melih, Dilek ablasını göremediği için biraz bozuk atıyordu. Ona amcası ile hafta bir kaç gün görüştüklerini söylememişti babaannesi. Amcası ile aralarında bir şey olduğunda kendiliğinden umudu keseceğini düşünüyordu. Henüz oğlunun ağzından da bir laf alabilmiş değildi. Gediz annesinin huyunu bildiği için kaçamak cevaplar veriyordu. Daha Dilek ile hiç bir şey konuşmadan annesine duygularından bahsederse, Keriman hanım bir aya nikah günü aldırmaya kalkardı. Ağabeyine çıtlatmıştı biraz. İki kardeş annelerine söylemeden sırlarını paylaşıyorlardı. Ağabeyi de Dilek’i tanıdığı için destekliyordu duygularını ama Melih’i karşına alacağını bil diye de açık açık söylüyordu.

Gediz haftada iki kez ders çalışmak için kafede herkesin gözü önünde buluşup konuştukları için Dilek ile nasıl konuşacağını henüz bilmiyordu. Dilek’in de ondan hoşlanıp hoşlanmadığından da emin değildi. Şimdi söyleyip ters cevap alırsa kızın yanına bir daha gelemez hem ona hem kendine zarar vermiş olurdu. Sadece bir kez hepsi yıl başı gecesi annesinin evinde buluşunca Keriman hanım Dilek’i de davet ettiği için onunla sosyal bir ortamda birlikte olma şansı buldu. Ancak ailesinin hele de annesinin gözü önünde olmak zor olduğu için oldukça kontrollü davranmak zorunda kaldı. Ertan bey ertesi gün öğleden sonra kafeyi açmaya karar verdiği için, yılın ilk günü de onunla bir plan yapamadı. Üniversite sınavı yaklaştığı için Haziran ayına kadar da sürekli ders çalışma şansları olmamaya başladı. Gediz iki hafta da ancak bir gün gelebiliyordu artık. Çocuklar okuldan rapor alıp gitmedikleri için onların programları da çok doluydu. Geçen bu süre en azından ikisinin de birbirlerini gerçekten özlediklerini anlamalarına fırsat oldu.

(devam edecek)

Yorum bırakın