Başından belli – Bölüm 9

“O sizin güzel bakışınız!” dedi Dilek, Keriman hanımın da kahvesi bitmişti.

“Haydi Melih gidelim yürüyüşümüzü tamamlayalım oğlum!”

“Babaanne! Dilek abla ile yine görüşelim mi?”

“Tabi!” dedi Dilek çocuğa dönüp, “Dilediğin zaman gelebilirsin, madem bu evde büyümüşsün!” dedi önce ama sonra neredeyse hiç evde olmadığını hatırladı, “Yalnız ben çalışıyorum, genellikle yokum evde, merak etme kapı açılmazsa olur mu?”

Keriman hanım onun davette bulunduğuna pişman olduğunu düşündü, Melih tam heveslenmişken, suratı düştü yine. Dilek’te fark etti çocuğun üzüldüğünü, “İleride bir kafe var, kuru temizlemecinin hemen yanında, Bir Orta Bir Sade adı biliyor musun?” dedi gülerek.

Melih başını iki yana salladı, “Çok uzak sayılmaz, ben orada çalışıyorum, babaannenle bir yürüyüşten sonra uğrarsınız bana isterseniz!”

Melih hemen babaannesine baktı, “Uğrarız tabi, sağol kızım. Bu çocuk sende ne buldu bilmem ama peşinden ayrılmayacak gibi duruyor!”

Dilek’in de hoşuna gitmişti bu sözler uzun zamandır ilk defa gerçek ve sevgi dolu gülümseme belirdi yüzünde.

“İyi ki Hatice teyzenin kızı o değilmiş değil mi babaanne?” dedi Melih apartmandan çıkarlarken.

“Niyeymiş o?”

“Çünkü o zaman bu tatlı kıza kızmak zorunda kalabilirdim annesine gelmediği için!”

“Sen baya hoşlandın bu kızdan bakıyorum!”

“Ah!” diye derin bir iç çekti Melih, Keriman hanım bastı kahkahayı.

O hafta evde Melih’in, Dilek’e olan hayranlığı konuşulup durdu. Melih artık kızıyordu ona güldükleri için. En sonunda babasına “Ben büyüyüp Dilek ablayla evleneceğim!” deyince babası onu karşısına alıp uzun uzun konuştu. Melih kendi yaşıtları içinde mutlaka birini sevecekti yakında.

“Kalbim inşallah seni dinler babacığım!” dedi Melih büyük bir ciddiyetle.

Dilek ile içilen kahveden bir hafta sonra, Melih babaannesine kafeye gidip gidemeyeceklerini sordu.

“Eğer onun ablan olduğuna karar verdiysen gidelim, yoksa olmaz!” dedi Keriman hanım ciddi olmaya çalışarak.

“Babaanne ben daha küçüğüm biliyorum şimdi ona aşık olmamam gerektiğini, babamla konuştuk. Büyüyünce aşık olacağım!”

“Ha tamam o zaman!” dedi Keriman hanım, “Ben uzun yürüyemem ama çok uzaksa geri dönerim haberin olsun!”

“Tamam, Dilek ablam yakın dedi ya!” diye ısrarcı olunca torununu kıramadı Keriman hanım. Ağır ağır gidip buldular kafeyi, biraz daha uzak olsa Keriman hanım gerçekten dönecekti. Dilek onları görünce sevindi.

“Merhaba Dilek abla!” diyerek hemen yanına koştu Melih. Dilek’in tanıdıkları olunca Ertan bey de gelip ilgilendi onlarla. Onun da Melih’ten iki yaş küçük bir kızı vardı.

Böylece Keriman hanım ve Melih Dilek’in hayatına girmiş oldular. Hatta oğullarının anlatmasına meraklanan anne ve babası da bir kaç kez Melih ile birlikte Dilek’in çalıştığı kafeye gittiler. Bu arada Dilek ortaokul diplomasını alıp, lise giriş sınavlarına başvurmuş ve yeniden ders çalışmaya başlamıştı bile.

Dört ay sonra bir gün Melih tek başına geldi kapıya, “Dilek abla babaannem bu hafta izin günün hangisi diye sormamı istedi!” dedi heyecanla.

“Perşembe günü, neden?” dedi Dilek merakla, artık Melih ile iyice arkadaş olmuşlardı. Evde çok olmadığından gelemiyordu Melih ama o gün evde olacağını önceden söylediği için gelmişti kapıya.

“Babaannem dedi ki, seni kahvaltıya bekliyoruz perşembe günü!”

“Kahvaltıya mı size mi?”

“Yok babaannemin evine! Mutlaka gelsin dedi.”

“Melihciğim babaanneni yormayalım!”

“Yorulmaz o seviyor kahvaltı etmeyi!”

“Peki o zaman, teşekkür ettiğimi söyle gelirim!” dedi Dilek

Melih hoplaya hoplaya indi merdivenleri istediği cevabı aldığı için cevap vermeyi unutmuştu. Dilek aslında o perşembe çalışmayı planlamıştı ama kafede çalıştığını öğrendiklerinden beri sık sık uğrayan ve her geldiklerinde yüklü bahşiş bırakıp ona destek olan bu güzel aileyi kırmak olmazdı. Ertan bey de onları tanıdığı için en azından öğleden sonra gelebileceğini söylerdi. Zaten öğleden sonra iş oluyordu daha çok.

Keriman hanım aylardır Dilek’i konuşturuyor, takip ediyor, değerlendiriyordu. Gerçekten tertemiz bir kızdı Dilek. Ailesi hakkında pek konuşmuyordu ama zaten hayatta bile değillerdi. Zavallı çocuk tek başına bir mücadele veriyordu. Onu gücendirmekten korkarak gelinin bir kaç elbisesini götürüp vermişti.

“Alamıyorsun diye değil, herkes ikinci el alıyor artık biliyorsun, ayıp değil. Giymiyor kızcağız, ziyan olacak. ‘Anne kıymetini bilen biri alsın istiyorum’ dedi, ben de seni düşündüm!” diyerek vermişti çekinerek.

Dilek çok beğenmişti kıyafetleri, hepsi birbirinden güzeldi ve teşekkürle kabul etti hepsini. İki kıyafetle her gün çalışmak zor oluyordu zaten. Dilek ses çıkarmayınca bir kaç tane daha alıp getirmişti gönül rahatlığıyla. Melih annesi gardırobunu ayıklarken akıl etmişti aslında Dilek ablasına vermelerini. Annesi de memnun olup, kayınvalidesine getirmişti sahiden.

Kahvaltıya davet edilince o elbiselerden birini giymeye karar verdi hemen. Mavi çiçekli çok beğendiği bir tanesi vardı içlerinde. Kıyıp giyememişti henüz bir yerde. İlk defa gideceği için eli boş da gitmek istememişti. Sabah erkenden kalkıp geçen ay keşfettiği arka sokaktaki simit fırınına gitti ve simit ve poğaçalardan sardırdı. Okul ara tatilde olduğu için Melih’te evde olacaktı muhtemelen. Sonra saati kontrol edip, vaktin geldiğini anlayınca, hızlıca apartmana yöneldi ve zile bastı, neyse ki Melih’e son anda kaç numara diye sormayı akıl etmişti. Çocuk aşağıdan bağırmıştı “Yediye bas!”

Üzerini başını apartman kapısının camına bakarak kontrol etti. Saçlarını örüp tepesinde topuz gibi toplamıştı. Mavi bir tane tokası vardı, onu da elbisesine uyduğu için topuzuna sarmıştı. Spor ayakkabılarından başka ayakkabısı olmadığı için altına mecburen onları giymişti ama zaten artık herkes öyle yapıyordu. Havalar soğuk olduğundan Mefaret ablasının verdiği kalın ceketi üzerindeydi. Kapının açılma sesi duyulunca Mefaret ablasına bir kez daha dua etti, onun sayesinde bu güzel evde yaşayıp, böyle güzel insanlar tanımıştı.

Keriman hanım güler yüzle karşıladı onu, “Gel kızım gel! Melih’te gelecek birazdan!” diyerek onu salona hazırladığı masaya aldı. Masada yok yoktu hakikaten, “Niye bu kadar zahmet ettiniz?” dedi Dilek hayretle, hayatında hiç böyle zengin bir kahvaltı sofrasına oturmamıştı. Keriman hanım elindeki tabağı uzattı ona, haydi getirdiklerini buna koy da gel! Dilek mutfağa geçip paketi açarken kapı çaldı yeniden.

“Merhaba anne biz geldik!”

“Hoş geldiniz benim yakışıklılarım! Geçin içeri Dilek de az önce geldi! Dilek kızım bardaklar orada tezgahın üzerinde sana zahmet çayları da dolduruver, geldi aslanlarım!”

“Tamam Keriman hanım getiririm ben siz merak etmeyin!” dedi Dilek. Keriman hanımın ona evin kızı gibi davranması hoşuna gitmiş, rahatlamıştı. Önce doğradığı simit ve poğaçaların olduğu tabağı masaya koymak için içeri geçince, Melih ile birlikte tanımadığı bir başka adamı gördü salonda. Melih’in babası ile daha önce kafede tanışmıştı.

“Dilek kızım bak bu benim diğer oğlum Gediz!” dedi Keriman hanım gülümseyerek, “Gedizciğim bu da sana bahsettiğim çalışkan öğrenci Dilek!”

Gülümsedi Dilek, Gediz’de gülümsedi.

“Amcam öğretmen Dilek abla!” diye atıldı Melih hemen.

“Lise öğretmeni diye düzeltti Keriman hanım, haydi çayları al gel de konuşalım!”

Dilek elindeki tabağı masaya bırakıp geri döndü ve çayları doldurup geldi geri.

“Gediz’e senden bahsettim, liseyi bitirecek çok akıllı, tatlı bir kız dedim!” diye hemen lafa girdi Keriman hanım.

“Tebrik ederim annem anlata anlata bitiremiyor sizi!” dedi Gediz yine gülümseyerek. Konuşurken doğrudan Dilek’in gözlerine baktığı için elinde olmadan etkilenmişti Dilek.

“Sağ olsun Keriman hanım çok iyi bir insan!” dedi nazikçe.

“Olur mu canım Gediz bilir beni, öyle herkesi kolay koya sevmem!”

“Çok zor!” dedi Gediz annesine bakarak, Melih’te gülmeye başladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın