Başından belli – Bölüm 7

Dilek binaya taşınalı dört ay, işe gireli üç buçuk ay olmuştu. Ortaokul bitirme sınavına iki hafta vardı. Bu eve geleli beri ders çalışmak için zamanı az olsa da, zihnini odaklamak için daha fazla iç huzuruna sahipti. Aldığı üç kuruşu biriktirmeye başlamıştı, az kullanıp, az harcıyordu. Faturalar dışında, boğazına aldıkları hariç bir harcaması yoktu. Evin elektriği, doğalgazı ve suyu hiç kapatılmadığı için, onlarla uğraşması gerekmemişti. Patronla konuşup, izin almadan çalışmaya başlamış, böylece izin gününde de ayrıca yevmiye almaya başlamıştı. Ertan bey ondan son derece memnundu. Eskiden tezgah önünde üç kişi çalıştırıyorken şimdi onunla ikiye düşürmüştü bu sayıyı. Bilgisayarı da çabuk öğrendiği için stok giriş çıkışlarını da ona yaptırmaya başlamıştı.

Melih evde hareket göremediği için ısrarından vazgeçmiş, daha doğrusu bir süreliğine unutmuştu. Ancak iki gün önce okuldan gelirken üzerine bir şey döküldüğü için değiştirmeye gelen Dilek’i balkonda görünce koşa koşa gidip babaannesine haber verdi. Dilek zaten az kıyafeti olduğu için lekelenen tişörtünü elinde yıkayıp ertesi güne kurusun diye balkona asıvermiş sonrada koşarak evden çıkıp kafeye gitmişti. Aslında Melih biraz oyalansa apartmandan koşarak çıkan Dilek’e rast gelebilirdi ama o da evde yaşayanı görmüş olmanın heyecanı ile eve koşunca karşılaşmamışlardı.

“Gördüm babaanne, bir kız gördüm balkonda!”

“Ne kızı oğlum, hayırdır?” demişti Keriman hanım gülerek, çocuğun neden bahsettiğini anlamadığı için balkonda gördüğü bir kızdan hoşlandığını sanmıştı. Artık ergenliğe doğru gidiyordu, yakında delikanlı olacaktı.

“Hatice teyzenin kızını gördüm!”

“Hatice hanımın kızını mı?”

“Evet balkondaydı!”

“Hay Allah iyiliğini versin Melih! Ne biliyorsun kadının kızı ayol? Hiç gördün mü de!”

“Yok ama genç bir kızdı işte!”

“Evladım belki kiracı ya da evin yeni sahibidir, Hatice hanımın kızı genç olamaz, kaç yıl olmuş gideli yurt dışına?”

“Ya babaanne ben gördüm diyorum genç görünüyordu uzaktan belki, at kuyruk yapmıştı saçını. Neden gidip tanışmıyoruz?”

“Ne diyeceğiz gidip?”

“Biz Hatice hanımın arkadaşıyız deriz, ben tanımıyorum derse özür diler döneriz!”

“Of! Tamam kalk hadi!” dedi Keriman hanım bir anda, Melih bile şaşırdı babaannesinin evet demesine ama fikrini değiştirmesin diye hemen fırladı oturduğu yerden. Öylece kalkıp indiler aşağıya, aşağıdan zile bastılar apartmanın önüne gidip. Bir süre beklediler ama kapı açılmadı. Melih bir kez daha bastı.

“Oğlum yanlış gördün herhalde bak yok kimse evde?” dedi Keriman hanım bu sefer, çocuğun aklına uyup indiği için kızmıştı kendi kendine. Kapı yine açılmayınca, mecburen döndüler eve.

İki hafta sonra, sınavlara gireceği için izin alan Dilek ilk gün sabahtan öğlene kadar olan sınavlardan eve dönünce, ertesi gün sınavları için hemen çalışmaya başladı yeniden. İlk gün sınavlarından çoğunu cevaplayabildiği için hem çok mutlu olmuş, hem de heyecanlanmıştı. Ortaokul diplomasını alır almaz, lise bitirme sınavlarına başvuracaktı. Ona artık iyice güvenen Ertan bey, iki gün süren sınavların arkasından bir gün de istirahat izni vermişti. Melih o akşam yine Hatice hanımın evinde ışık görünce heyecanlandı ama babaannesi ile kapıdan döndükten sonra yine söylese kızarlar diye anne ve babasına bir şey demedi. Kimse olmasa bile yine de gidip kendisi sorabilirdi, yanlış kapıyı çalmış bir çocuğa kim kızabilirdi ki? Eğer bu gelen Hatice hanımın kızıysa onunla tanışmak istiyordu. Hatice hanımım ölümüne çok üzülmüştü. Hayatında ilk defa tanıdığı biri ölüyordu. Kızına gidip “Ben sizin annenizi tanıyordum!” demek istiyordu, çünkü zavallı Hatice hanım hep kızını ne kadar özlediğinden bahsediyordu Melih’e ve bir gün onları tanıştıracağını söylüyordu. O öldüğünde bile kızının gelemediğini babaannesinden öğrenmişti. Biraz içerlemişti aslında, onu da soracaktı tanışınca, neden annesinin yanına hiç gelmemişti?

Ertesi gün pazar olduğu için gündüz annesi ve babasından aşağı iniyorum diye izin alıp, koşup çalabilirdi kapıyı. Eğer o Hatice hanımın kızı değilse bir daha da rahatsız etmezdi.

Pazar sabahı sınava yetişmek için erkenden çıktı evden Dilek, neyse ki çok uzağında bir okula vermemişlerdi yerini. Heyecanla yine bütün kitapçıkları cevapladıktan sonra eve geldi. Geçeceğinden emindi aslında tüm soruları yanıtlamıştı ama yine de sonuçları beklemek için gerileceğini hissetti. Mefaret hanımın sayesinde ilk adımı tamamlamıştı. Artık ortaokul mezunu olacaktı. Çoğu insan için bir anlam ifade etmiyor olsa da Dilek için bu diploma çok ama çok değerliydi. Üniversite okumak istiyordu o. Lise diplomasını bir alsın hemen sınavlara hazırlanmaya başlayacaktı. Zorlanmamak için diplomayı aldıktan sonra hazırlanmak için kendine bir yıl veriyordu. Biriktirdiği parayı o zaman test kitapları almak için kullanacaktı. Dershanelere gidemezdi ama kitapları alıp evde çalışabilirdi. O hayallere dalmışken kapı çalınca irkildi.

“Kim geldi acaba?” diye düşündü kendi kendine. Sessizce kalkıp parmak uçlarında kapıya gitti ve delikten geleni görmeye çalıştı. Bir çocuk vardı kapıda.

Melih kapının diğer yanında heyecanla bir ileri bir geri sallanıp duruyordu. Tam aşağıda zile asacağı sırada apartmandan biri çıkınca hemen içeri dalmıştı. Anne ve babasına bahçede bisikletine bineceğini söylemişti. Onlar camdan bakıp orada olmadığını anlarlarsa diye de stres olmuştu. Kapıdan konuşacak, koşa koşa bahçeye geri dönecekti. Uzun süre onu kontrol etmeden durmazdı anne ve babası. Göremezlerse de panik olurlardı.

Dilek bir çocuktan çekinmediği için tereddüt etse de açtı kapıyı. Melih aklı anne ve babasında iken kapı pat diye açılınca bir an şaşırıp kaldı. Dilek bir şey söylesin diye ona bakıyordu ama çocuk hiç bir şey söylemiyordu.

“Yanlış mı geldin?” dedi Dilek mecburen.

“Şey ben, şey için geldim!”

“Ney için?”

“Ben Melih, şeyinizi tanıyorum!” dedi geveleyerek. Dilek merakla kaşlarını kaldırdı. kesin yanlış kapıyı çalmıştı bu tatlı çocuk.

“Hatice teyzenin şeyiyim ben!” dedi sonunda Melih. Dilek Mefaret ablanın annesinin adını duyunca gerildi bu sefer.

“Neyisin?” dedi ciddi bir sesle, gerçi çocuk ne yapacaktı ona?

“Ben şeyim, Hatice teyzenin baktığı çocuk! Yan binada oturuyorum! Melih ben!”.

Melih aklınca Hatice hanımın kızına ondan bahsetmiş olduğunu düşünerek kendini hatırlatmaya çalışıyordu ama Hatice hanım, kızı parasız kaldığını sanıp üzülmesin diye çalıştığından ona hiç bahsetmediği için, Dilek’te kadıncağızın çocuk baktığını bilmiyordu.

“Anlamadım?” dedi gülümseyerek.

“Ben Melih, Hatice teyze benim bakıcımdı!”

“Ha öyle mi?” dedi Dilek şaşırarak, “Benim adım da Dilek, şeyim ben!”

“Kızı mısınız? Onu sormaya geldim ben aslında!”

“Ben yaşıyorum şimdi bu evde!”

“Kızı mısınız?” dedi Melih tekrar, Dilek kendine yalan söylemeyi yediremediği için bir türlü cevap veremedi bu soruya.

“Kaça gidiyorsun sen?” deyiverdi pat diye.

“Dörde gidiyorum, ben o ölünce çok üzülmüştüm. Sizin gelmemenize de üzülmüştüm aslında!”

“Anlıyorum!”

“Hatice teyze sizden çok bahsederdi bana! Tanışırsınız demişti!”

“Tabi!”

Dilek iyice şaşırmıştı. Çocuk belli ki Hatice hanımı sevmiş ve özlemişti. Kızı değilim diyerek onu yıkmak istemiyordu ama kızıyım da diyemezdi. O ne yapacağına karar veremeden Melih “Neyse o zaman!” diyerek döndü ve koşarak merdivenleri inip gitti. Biraz hayal kırıklığına uğramıştı. Hatice teyzesi gibi güler yüzlü ve sıcak değildi kızı. Bir de sohbet ilerlemeyince anne ve babasından dolayı gerildiği için duramamış, kaçmayı tercih etmişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın