Gölgeler – Bölüm 21

Mehmet aşağıdan gelen sesleri fark ettiğinde Ebru’yu öylece bırakıp merdivenlerin başına doğru gitti ve dış kapının açılmak üzere olduğunu hemen anladı. Banyoya döndü ve Ebru’yu sert bir şekilde çekerek küvetten çıkardı. Zavallı Ebru titremeye devam ediyordu, Mehmet’in ıslak bedenine tırnaklarını geçirip kaldırması ile eti kopuyor sandı ve acıyla inledi.

“Sen mi haber verdin bunlara?” dedi Mehmet ters ters ve onu yerde sürüyerek odaya doğru çekti, “Bunun hesabını vereceksin!” dedi hırsla, bir kaç odanın kapısını açıp kapadıktan sonra penceresine yakın ağaç olan bir oda bulunca hemen içeri çekti Ebru’yu bu arada kapı açılmıştı. Seda, Alparslan ve sonunda onlara ulaşan Semih, evin ilerisinde polis araçlarının yanında bekliyorlardı.

Ebru onu kurtarmaya gelenler olduğunu anlamıştı ama o kadar titriyor ve bitkin hissediyordu ki kendini toparlayıp bağırmak için ağzını açıyor ama bir türlü yapamıyordu. Mehmet pencereyi açtı ve ağacın dallarını kontrol ettikten sonra o odadan inemeyeceğine karar verdi ve Ebru’yu çekerek odadan dışarı sürükledi yine, aşağıdan gelen sesler polislerin katlara dağıldığını gösteriyordu. Ebru sonunda “Yardım edin!” diye bir çığlık atına merdivenlerde ayak sesleri çoğaldı. Mehmet onun bağıracağını tahmin etmediği için iyice sinirlenmiş ve çıplak böğrüne sert bir tekme indirmişti. Ebru acıyla kendinden geçti.

Onu yeniden deminki odaya sürükledi. Çekerek camın yanına getirdi. Kendi ağaçtan inecek onu da camdan atacaktı, sağ kalıp kalmayacağını önemli değildi artık, zaten olur yaşarsa ona acı çektirecekti çünkü onu ele vermişti.

“Sen de diğerleri gibiymişsin!” dedi ve onu camdan atmak için kucağına aldığı sırada üç polisler silahlarını ona çevirmiş olarak kapıdan girdiler.

Polisler Ebru’yu bir çarşafın içinde dikkatlice çıkardıklarında, Seda, Alparslan ve Semih onun öldüğünü sanmışlardı. Memurlardan biri ambulansı aradıklarını söyleyince hemen başına geldiler. Zavallı ıslak çamaşırları her tarafı morluk ve çizik içinde şuursuz vaziyetteydi.

“Ona ne yapmış!” diye inledi Semih. Seda donmuş kalmıştı, Alparslan düşmemesi için onu tutuyordu. Silah seslerini duyduklarında neler olduğunu anlayamamışlardı, Mehmet Ebru’yu camdan atma konusunda geri çekilmediği için onu vurmuşlardı. Ambulansın gelmesi kırk dakikaya yakın sürdü. Polis Ebru’ya dokunmalarına izin vermiyordu, yerde çarşafın üzerinde yatan arkadaşının önüne köpeklere koklattıkları hırkasını sermişlerdi. Yüzündeki boyalar, dudağındaki patlak, ve vücudunun hali onun ağır işkence gördüğünü doğruluyordu. Çimento dökülen açık mezar, kış bahçesindeki Gülfem, ahırdaki Ajda ve, Kış bahçesinin biraz ilerisinde bir ağacın altına oturtulmuş anne ve baba köpekler sayesinde ambulans gelmeden bulundu. Ambulans sayısının yükseltildiğini duyan Alparslan, gidip neler olduğunu öğrendiğinde rengi kağıt gibi beyazdı. Biraz daha gecikseler o cesetlerden biri olacaktı Ebru.

Ebru’nun hastanede kendine gelmesi üç günü buldu, kaburgalarından ikisi kırılmıştı. Kolunda ciddi kas ezilmesi vardı, bilekleri günlerce yukarı doğru sıkı sıkı bağlı kalmaktan morarmıştı. Yerde sürüklenmesinden dolayı kalçasında, bacaklarında pişikler vardı. Ateşi yüksekti.

Seda Sezen hanımları aramış, olanları detaylı olmasa da anlatmıştı, acı gerçeği ancak gelip kızlarını görünce anlayan aile şoka girdi Onlar gelene kadar olan zamanda Semih Ebru’nun başından hiç ayrılmadı. Olanları duyan Seda ve Alparslan’ın aileleri de gelmişti. Çocuklara kızsalar mı, arkadaşlarını kurtardıkları için takdir mi etseler bilmiyorlardı. Aileler gelince Semih geride durmayı tercih etmiş ama Alparslan’ın tüm ısrarına rağmen hasta bacağı ile hastaneden hiç ayrılmamıştı. Mümtaz bey ve Sezen hanım Semih’in kim olduğunu öğrenirken kazayı da öğrenmişlerdi. Zaten polise her şeyi anlattıkları için artık ailelerden saklayacak bir şey yoktu. Mümtaz bey kızlarını bırakıp gittikleri için çok pişmandı, kaza, arkasından bu olanlar onu yalnız bıraktıkları bu kısacık zaman içinde olup bitmişti. Mehmet’in hikayesi kendisi ile birlikte mezara gittiği için detayları kimse bilmiyordu. Annesini öldürenin Gülfem olduğunu hiç bir zaman öğrenilemedi.

Ebru gözlerini açtığında baş ucunda anne ve babasını görünce artık iyice berbat durumda olduğunu ve hayal görmeye başladığını sandı. Elinde olmadan yeniden titremeye başladığı için hemşireye haber verdiler. Hafif bir sakinleştirici vurulduktan sonra titreme sonra erdi. Kurtulduğunu ve anne babasının geldiğine gerçekten ikna olduğu sırada polis ifadeye geldiği için her şeyi yeniden yaşıyor gibi detayları ile anlattı.

Alparslan’ın Semih’e olan tavrı tamamen değişmişti, Seda ve onun ailesi hikayesini duyunca onu yalnız bırakmadılar, hele Ebru’ya aşık olduğunu ve onun sayesinde kurtulduğunu öğrenince hepsi ona sarılıp teşekkür etti. Özellikle Mümtaz bey, yazlıkta başına gelenlere ve kızı ile günlerce kalmasına rağmen “Sana borçlandık delikanlı!” dedi, onun başına gelenlere Ebru’nun ailesi de çok üzülmüştü.

Sonunda Semih Ebru’nun yanına tek başına girme fırsatı bulduğunda, onun yüzündeki, bedenindeki morluklara yavaşça dokunup, “Çok korktuğunu!” söyledi, “Annem ve babam öldüklerinde bir daha böyle canım yanmaz sanmıştım!” der demez yanaklarından yaşlar inmeye başlayınca, Ebru’da ağlamaya başladı.

“Özür dilerim!” dedi zorla, “Buna ben sebep oldum aslında, kimseye söylemeden onunla gitmem büyük hataydı”

“Zaafına yenik düşmüşsün!” dedi Semih onun yanaklarından akan yaşları silerken, “Yaşıyorsun ya!”

“Ayağın nasıl?”

“Senin kaburgalarından daha iyi durumda!”

Ebru gülecek gibi olunca canı yandığı için inledi.

“Yaşayacağım yer seçtim!” dedi Semih gülümseyerek.

“Sahi mi ? Neresi?”

“Senin olduğun yer!”

Mümtaz bey Ebru bir hafta sonra hastaneden çıktığında kontrolleri bitene kadar kardeşinin evinde kaldıktan sonra, artık onu burada bırakamayacağını söyledi ve kızını sarsmayacak özel bir araç kiralayarak onu Çanakkale’ye götürdü. Seda ve Alparslan’ın aileleri dönmüşlerdi ama onlar Semih ile Ebru’lara yakın bir misafirhanede kalmaya devam ettiler. Mümtaz beyin kiraladığı arabanın peşinden Çanakkale’ye kadar da onlarla gittiler. Ebru’nun anlatıp durduğu çiftliği merak ediyorlardı zaten. Mümtaz bey de kızını kurtaran bu vefalı arkadaşları ağırlamak istiyordu. Ebru hareket etmekte zorlanıyordu, arkadaşlarını çiftlikte bir süre ağırlayıp, hem onlara borçlarını ödemek, hem de kızının yüzünün gülmesini sağlamak istemişti. Ebru’nun başına gelenler ömür boyu unutulacak cinsten değildi. Semih ile arasındaki yakınlığı hissedince, onun da olmasının ikisine de iyi geleceğini söyledi karısına. Sezen hanım kızına yeniden kavuştuğu için artık hiç umurunda değildi kimin ne söylediği. Seda ve Alparslan gittikten sonra Semih’le konuşup, kalmasını istediler. Semih kendini çok mahcup hissediyordu ama Ebru’nun yanında kalmaktan çok mutluydu. Mümtaz bey Çanakalle’de ona yeni bir yaşam kurması için destek olabileceğini söyleyince ne diyeceğini şaşırdı.

“Kızıma ömür boyu sahip çık evlat!” dedi Mümtaz bey onun omuzunu sıkarak.

“Söz veriyorum efendim!” diye yanıtladı Semih gözleri dolmuştu yine, yeni bir aile bulduğunu hissediyordu içinde. Harika bir eş, harika bir aile.

Sezen hanım zaten evleneceklerse çocuğa şimdi ayrı bir ev açtırmanın anlamsız olduğunu söylediği ve eltisi de onu desteklediği için Semih yaşayacakları ev hazır olup, nikaha kadar çiftlikte onlarla kaldı. Ebru ailesinin ona sahip çıkışına inanamıyordu. Semih onun hayatını, ruhunu kurtarmıştı gerçekten. Semih’te aynı şeyi Ebru için söylüyordu. Onların evleneceğine sevinen arasında Arslan bey de vardı tabi. İkisinin yazlıkta bir arada olması için zorlayan oydu. Semih onu nikah şahidi olarak seçmişti. Alparslan ve Seda Ebru’nun şahitleri oldular. Tabi balayından geldikten sonra. Kimse İstanbul’a geri dönmedi bir daha, Seda bu olaydan sonra İzmir’de yaşamayı kabul etti. Ebru’da Çanakkale’de Semih ile birlikte yaşadı. Yazları hep birlikte Antalya’daki Semih’in evine gittiler yıllarca.

Ebru kimseye söylemese de uzun süre Mehmet’i kabuslarında görmeye devam etti. İlk çocukları olduğunda kabuslar sona ermişti.

SON

Gölgeler – Bölüm 21” için bir yanıt

Yorum bırakın