Gölgeler – Bölüm 18

Mehmet “Bu gece birbirimize sarılıp uyuyabiliriz” diyerek yatağa onun yanına yerleşince Ebru ne yapacağını şaşırdı ama Mehmet ona sokulup sadece sarılınca sakin kalmayı başardı. İleri gitmeye çalışırsa ne yapacağını bilmiyordu. Oda da Mehmet’in horultusu yükselirken o diken üzerinde sabaha kadar bekledi. Onunla sarılıp uyuduklarını hayal ettiğini hatırlıyordu.

“Allahım keşke hayallerimi kabul etmeseydin!” diye iç geçirdi, zaman ilerledikçe paniği azalmaya başlamıştı. Buradan kurtulmaya kararlıydı. O insanların kaderini paylaşmayacaktı. Mehmet neredeyse kıpırdamadan sabaha kadar bir kolu ve bacağı onun üzerinde uyudu.

Sabah neşeyle uyandı ve “Günaydın!” dedi Ebru’ya, Ebru başını hafifçe kaçırdığı için eğilip onu dudaklarına yakın bir yerden öptü.

“İşte bizim hayatımız başlıyor! Hemen dönerim!” diyerek kalkıp çıktı odadan.

Ebru derin bir nefes aldı o çıkınca, bu gidişin sonunda başına gelecek olan şeylerin hiç birini yaşamak istemiyordu. Bu delinin elinden bir an önce kaçması gerekiyordu, bu gün onu bahçeye çıkarırsa bir yolunu bulup koşmalıydı.

Alparslan ve Seda akşam altıyı zor bulduktan sonra karakola gitmişlerdi. Alparslan baştan sorun etmiyor olsa da Ebru’nun bu şekilde ortadan kaybolmayacağını bildiği için o da endişelenmişti. Polise olan biten her şeyi anlattıktan sonra onları arayacaklarını söyledikleri için yeniden eve geldiler. Başına bir kaza ya da hastaneye yatması gereken bir şey gelse mutlaka ortaya çıkardı. En azından ailesine ulaşırlardı.

“Onlara kızlarının eve gelmediğini nasıl söyleyeceğiz?” dedi Seda geceden beri sürekli ağlıyordu.

Alparslan, Mehmet’e mesaj atıp, Ebru ile görüşüp, görüşmediklerini sormuştu karakola gitmeden önce, olur eğer ikisi bir şekilde birleşmişse aramayı unutmaları normaldi. Mehmet ailesi ile olduğunu ve onu buluştukları geceden sonra görmediklerini söyleyen bir mesaj yazdı. Ne olmuştu ki?

“Hiç! Ebru bir cenazeye gitmişti gecikince sen mi aldın diye soracaktım!” dedi Alparslan, onu kaybettiklerinden bahsetmedi. Polise ondan bahsetmeyi ihmal etmedi ama nedense o akşamdan sonra içinde garip bir his vardı onunda. Kızların etkisinde mi kalıyordu emin değildi ama Mehmet’in tuhaf olduğunu düşünmüştü o da.

“Semih!” dedi Seda bir anda bağırarak.

“Semih mi? Onun yanına mı gitmiştir diyorsun?” dedi Alparslan şaşkın şaşkın, “Öyle olsa niye söylemesin ki?”

“Hayır! Semih onun telefonuna bir uygulama yüklemiş. Öyle söylemişti!”

“Ne uygulaması?”

“Takip!” dedi Seda gözlerini açarak, “Sen aldın onun numarasını ara çabuk!”

“Semih’i mi arayayım?”

“Evet çabuk ol!”

Alparslan hemen telefonu çıkardı cebinden ve Semih’in numarasını çevirdi. Ona yemek taşırken geldiğini haber vermek için almıştı numarasını. Takip programı niye yüklerdi ki bir insan bir kızın telefonuna. Acaba o mu kaçırmıştı Ebru’yu.

“Alo Alparslan?” dedi Semih’in ses şaşkın şaşkın. Onun kendisinden hiç haz etmediğini bildiği için şaşırmıştı.

“Ebru’nun telefonuna bir takip programı mı yükledin?” dedi Alparslan hiç uzatmadan.

Semih bunun kavgasını yapacaklarını sanıp gerildi, ne oluyordu bu salağa böyle?

“Seni neden ilgilendiriyor?” dedi ciddi bir sesle. Alparslan sesi hoparlöre verdiği için Seda onu duyabiliyordu.

“Semih yalvarırım bak, nerede o? Ebru kayboldu!” dedi ağlayarak.

“Ne? Şaka mı bu?”

“Hayır!” dedi Alparslan, “Program duruyor mu?”

“Tabi duruyor!”

“Bak o zaman!”

“Siz ciddi misiniz? Nasıl kayboldu yani?” dedi Semih sesi titremişti sorarken, göğüs kafesinin ortasında hissettiği sızı geri gelmişti sanki.

“Neredeyse yirmi dört saattir ona ulaşamıyoruz. Polise gittik! Eğer sen onu görebiliyorsan polise yerini söyleyebiliriz!”

“Ta-tamam bakıyorum hemen!” dedi Semih az kalsın telefonu düşürüyordu. Elleri titreyerek uygulamayı açtı. Ebru’nun son göründüğü yere baktı hızlıca.

“Buldun mu?” dedi Seda panikle.

“Bakıyorum! Burası neresi bilmiyorum ama en son dün buradaymış!”

“Konum atabilir misin bize?”

“Atabilirim! Siz şaka yapmıyorsunuz değil mi?”

“Hayır!” dedi Alparslan yine, “Ekran fotosu ile konumu bana at hemen, biz de karakola gidelim yeniden!”

“Tamam!” dedi Semih endişeyle ve hemen söylenileni yaptı, “Ben uçak bileti alacağım şimdi, gelince sizi ararım!” diyerek kapattı telefonu.

Alparslan telefonuna gelen konumu açtı büyüttü “Orman burası!” dedi endişeyle.

“Allah’ım biri onu öldürüp, yo lütfen öyle olmasın!”

“Haydi kalk önce polise gidelim sonra da buraya!”

Seda korkuyla kalktı ve hemen karakola gidip olanları anlattılar, tabi Semih’in kim olduğunu da söylemeleri gerekti. O da artık şüpheli listesindeydi, “Zaten geliyor!” dedi Alparslan ve Semih’in bilgilerini ve telefonunu polislere verdi.

“Neden öyle yaptın? Onun bir suçu yok ki haberi bile yoktu!”

“Öyleyse bir şey olmaz!” dedi Alparslan. Komiser polis otolarına anons geçti bildirilen yeri, şehrin biraz dışında ıssız bir koruluktu gösterilen yer. Hepsinin aklında orada bulacakları şeyin Ebru’nun cansız bedeni olduğu vardı. Seda artık göz yaşlarına hakim olamıyordu.

“Allahım lütfen yaşasın, lütfen!”

Ebru’nun şarjı bittiği için telefonu artık çalmıyordu. Semih’in belirlediği yer eve çok yakındı, program çok detaylı bir program değildi sonuçta, yakın çevrede herhangi bir nokta gösteriyor olabilirdi.

Semih neye uğradığını şaşırmış durumda telefonu kapatınca hemen uygulamaları açıp bir uçak bileti aldı. Daha önce misafirleri için istediği araba kiralama şirketini arayıp acil şoförlü bir araca ihtiyacı olduğunu söyledi. Sezonda böyle hemen araç bulmak zordu ama şirketin sahibi onu tanıdığı ve sesindeki endişeyi anladığı için bir başka arkadaşını arayıp onun firmasından bir araç ayarladı. Bu arada üç dört kez Ebru’yu aramıştı ama ne yazık ki telefonuna ulaşılamıyordu. Alparslan polis otolarının peşine takılıp gitmenin en iyi fikir olduğunu söyledi. Eğer gerekten Ebru yaşamıyorsa Seda’yı oraya götürmek ve ilk gören olmak istemiyordu. Cenazeden onu alamamış olmalarına çok pişman olmuştu. Acaba onu bırakan her kimse, o mu zarar vermek istemişti? Polise de cenaze hakkında bilgi verememişlerdi çünkü bilmiyorlardı.

“Semih’in uygulaması onu gerçekten bulmuştur değil mi?” dedi Seda

“Umarım bulmuştur!” dedi kontağı çevirirken ve polis otolarının arkasından o da hareket etti.

Mehmet yine Ebru’ya kendi elleriyle kahvaltı ettirdikten sonra yanağından öptü eğilip, “Merak etme sana istemediğin sürece dokunmayacağım sevgilim!” diye fısıldadı kulağına, “Bir gelinlik sipariş ettim ama!”

Ebru’nun aklına Ölü Gelin filmi geldi bir anda, sonra Mehmet onun ellerini çözdü yine, “Tuvalete gitmek istersin diye düşündüm!”

“Evet iyi olur!” dedi Ebru.

“Sonra bahçeye çıkalım biraz yürürüz, sonra seni kış bahçesine götüreceğim. Önce Gülfem ile baş başa vakit geçiririz sonra annem ve babamla bir beş çayı içeriz ne dersin?”

“İyi olur!” dedi Ebru yeniden çok uysal olmalı ve bahçede kaçmak için plan yapmalıydı.

“Ha bu arada! Ajda’yı ahıra kapattım! Artık seni üzemez! Biraz da parmaklarını kesmiş olabilirim! Bu ona ders olur!”

Ebru bayılacak gibi oldu ama koridorda yürüdükleri için Mehmet onun yüz ifadesini görmedi. Tuvaletten sonra Mehmet bahçe yerine onu yeniden odaya götürdü ve yatağa oturttu. Sonra ne zaman getirdiğini anlamadığı bir çanta çıkarıp, içinden çıkardığı fırçayla Ebru’nun saçlarını taramaya başladı. Seni bu halde görürlerse yatakta yanlış şeyler yaptığımızı sanabilirler. Ailem biraz muhafazakardır. Senin hakkında kötü düşüncelere sahip olmalarını istemeyiz değil mi?” dedi

Ebru sessizce onun uzun uzun saçlarını taramasına izin verdi. Tam bitti derken bu defa bir kapatıcı çıkardı ve göz altlarına sürdü, bir ruj bir rimel, ona makyaj yaptı ama ayna olmadığı için Ebru neye benzediğini göremiyordu, umurunda da değildi. Ona bu kadar yakın olmak istemediği için bir an önce bitsin diye dua ediyordu sadece.

“Ajda’nın bunlar!” dedi Mehmet ona parfüm sıkarken, “Bence daha iyi görünüyorsun şimdi!” dedi biraz geri çekilerek ve sonra bağlı ellerinden tutup onu kaldırdı.

(devam edecek)

Yorum bırakın