Alparslan o gün iş görüşmesine gidecek, Seda ve Ebru’da alışverişe çıkacaklardı. Daha doğrusu Seda gelinlikçileri gezmek istiyordu. Ebru’nun arabasını Alparslan alacak, görüşmeden çıkınca onların yanına gelecek, sonra Mehmet ile akşam yemeği için Sultan Ahmet’te bir Akdeniz restoranına gideceklerdi. Tabi ki orayı Mehmet seçmişti. Denize bakan harika bir terası vardı ve yemek yerken gün batımını görebileceklerdi. Hesabı da Mehmet’in ödeyeceğinden hepsi emin olduğundan itiraz etmeden kabul etmişlerdi. Bu da Mehmet’in kendini gösterme yollarından biriydi.
Bütün gün gelinlikçi gezip kafaları iyice karıştıktan sonra, morali yüksek gelen Alparslan ile buluşan kızlar yoruldukları için eve gidip ancak giyineceklerini söyleyince, oyalanmadan eve döndüler. İki kızın duş alıp hazırlanmaları bir film sürdüğü için, Alparslan salonda uzanıp rahat rahat filmin sonunu getirdi.
Ebru biraz gergin olduğu için fazla konuşmuyordu. Seda’da aslında bu buluşmayı gereksiz buluyordu, Mehmet’in notunu çoktan vermişlerdi ama Alparslan onca yılın hatırına ısrarı yaptığı için razı olmuşlardı. Hazırlanıp çıktıklarında randevu saatine yaklaşık bir saat vardı ama trafikte oraya varmaları daha da uzun sürdü. Mehmet masada oturmuş onları bekliyordu. Ebru’yu görünce hemen ayağa kalktı ve ilk ona doğru yürüdü, zarifçe elini tutup öptü yanaklarından. Sonra Seda ve Alparslan’ı öpüp tebrik etti. Ebru, Seda’nın da gazıyla okuldaki tarzından tamamen bağımsız çok güzel bir elbise giymiş, saçlarını elbisesinin açık omuzlarına bırakmıştı. Ruju elbisenin bir ton koyusuydu. Mini eteği ve topuklu ayakkabıları ile Alparslan’ı bile etkilemişti.
“Sizinle baş edilmez!” demişti Alparslan ikisi odadan çıktıklarında nişanlısının yüzündeki hain gülümsemeyi görünce, “Bu adamı istiyor musunuz, istemiyor musunuz anlamadım ama bu gece Mehmet Ebru’ya açılmazsa bir daha ondan bahsettiğinizi duymayacağım!”
“İstemiyoruz!” dedi Seda, “Ne kaçırdığını görsün istiyoruz, bu erkeklerin anlayacağı bir ruh hâli değil!”
“Bence de!” dedi Alparslan.
Mehmet’in bakışları hepsini Ebru’ya ilgisiz kalamadığı konusunda ikna etmişti. Onu tam karşısına sandalyesini çekerek oturttu, bardağını doldurdu. Seda kız kardeşini sorunca ona dönüp özetle iyi olduğunu ve İstanbul’da olduklarını söyledi. Yemek Ebru’nun düşündüğü kadar gergin geçmedi. Mehmet’i görünce az da olsa eski ruh hallerine geri dönmüşlerdi. Gecenin sonunda doğru Seda tuvalete kalkınca Alparslan’da onunla kalktı. Daha onlar masaya arkalarını döner dönmez, Mehmet uzandı ve elini tuttu Ebru’nun. Daha Ebru ne olduğunu anlayamadan parmaklarını dudaklarına götürüp, zarifçe öptü, “Bu gün o kadar güzelsin ki, sadece seninle buluşmadığıma çok pişmanım!” dedi gülümseyerek.
Ebru cevap veremedi, o kızı öpüşü geldi gözlerinin önüne, dudaklarını aralamadan gülümsedi nazikçe ama elini geri çekemedi.
“Aileme sürekli senden bahsettim!” dedi Mehmet, “Onlarla tanışmanı istiyorum!”
“Ailenle mi?”
“Evet, Seda ve Alparslan’ın yanında söylemek istemedim. Kız kardeşim çok çekingendir, herkesle görüşmeyi kabul etmiyor, yani hali onu rahatsız ediyor biraz!”
“Ne varmış halinde, insanlar bedenleri ile sınırlı değiller!” dedi Ebru birden bire.
“Ben de aynen böyle söylüyorum, ikimizin ne kadar benzediğini anlattım ona iyileşme sürecinde. Bizim birlikte olmamız gerektiğini düşünüyor!”
Ebru hiç bir şey anlamıyordu, şimdi o gördüğü kızdan bahsetmeli miydi, yoksa dört yıldır duymak için can attığı bu sözlerin tadını mı çıkarmalıydı. Peki ya Semih neydi o zaman? Boşluktan sarıldığı bir yürek mi? Seda ve Alparslan geri gelmek üzereyken Mehmet onun elini bıraktı, “Seni arayacağım bununla ilgili, onlara söylemezsen sevinirim!” dedi.
“Söylemem!” dedi Ebru, gidecek miydi yani?
Biraz daha oturduktan sonra Mehmet’in klasik hesabı ödeme ritüeliyle geceyi sonlandırdılar. Alparslan ve Seda Ebru’da kaldığı için Mehmet’in pahalı arabası ile onu bırakma şansı yoktu. En son onu öperken kulağına iyice yaklaşıp, üfler gibi “Arayacağım!” dedi. Ebru hissettiği ürpermenin ne olduğundan emin olamadı.
“Neydi bu şimdi?” dedi Seda arabaya biner binmez.
“Ne demek neydi, adam efendi gibi arkadaşları ile görüştü, ağırladı, efendi gibi ayrıldık. Ne gördün yine?”
“Hiç bir şey!” dedi Seda, “Hiç bir şey olmamış gibiydi!”
“Olmadı zaten, siz ikiniz kafayı taktınız bu adama!”
Ebru “Beni ailesi ile tanıştırmak istediğini söyledi!” diyecekti, niyeyse söylemedi. Kafası çok karışıktı.
Bütün gece Mehmet’i düşündü. Acaba Alparslan haklı olabilir miydi? Onlar çok mu abartmışlardı, belki vardı bir kız arkadaşı, belki gönül eğlendirmelik bir şeydi ve o da Ebru’ya denk gelmişti. Erkekti sonuçta, zengindi, istediği kızı ayarlamış olabilirdi. Onların yanında da bundan bahsetmesine bir gerek yoktu. Bunu yaşamayı çok beklemişti. O son ürperme de tuz biber olmuştu. Onun elini öpüşü bakışı, nezaketi hayal edip durduklarıydı. Ailesi ile tanışmaya gitmesi aralarında bir ilişki başlatmazdı. Belki de hayal ettiği bu tutumun tadını çıkarmak için onunla gidebilirdi ailesini görmeye. Kız kardeşi için de iyi olurdu. Sonra duygularını değerlendirirdi.
“Peki ya Semih?” diyordu zihni sürekli, “Mehmet’i seçmiyorum, sadece ailesini ziyaret edeceğim hepsi bu!” diye cevaplıyordu onu ama bu defa yüreğine bir burukluk gelip yerleşiyordu. İkisini kıyaslamayı hiç düşünmemişti ama galiba yapacaktı. Semih ile en ufak bir benzerlikleri yoktu, o mütevazı, neşeli ve samimiydi. Mehmet daha soğuktu, en azından o geceye kadar soğuktu belki de onun beklediği şey kafasını karıştırmadan mezun olmaktı. Babasının ona bir iş kuracağından bahsetmişti biraz. Kız kardeşinin altı ay sonra son bir ameliyatı daha olacağı için beklemek istiyordu. O zaman Gülfem yürüyebilecekti ve ağabeyinin düğününde dans etmek istiyordu. Evet düğün demişti doğrudan ama laf kaynayıp gitmişti.
“Kiminle?” dememişti kimse ama Ebru’nun zihni şimdi soruyordu, “Kiminle?”
Ebru uykuya daldığında neredeyse sabah olmuştu, içi yeni geçmişken sabah ezanı ile gözleri aralandı ama daha ezan sona ermeden geri uykuya daldı. Kalktığında Alparslan ve Seda kahvaltı hazırlamışlardı. İki gün sonra gideceklerdi ve düğüne kadar bir daha gelip gelmeyecekleri belli değildi. O yüzden bu buluşmanın tadını çıkarmak istiyorlardı. Seda o gün öğleden sonraya kadar onu da gelinlikçileri götürecek sonra gelip Ebru’yu alacaklar ve yine dışarıda vakit geçireceklerdi. Konu düğün, gelinlik olunca, Mehmet’ten bahsetmeden kahvaltıyı tamamladılar ve nişanlılar aceleyle çıkıp gittiler.
Semih’in dün akşam attığı mesajı, kahvaltıda gördü Ebru, “Gece dışarıdaydık Seda’lar burada, görmemişim!” yazdı hemen.
“Sorun değil!” diye cevap geldi hemen.
“Gözü telefonda mıydı?” dedi kendi kendine Ebru gülümsedi. Biraz onunla yazıştıktan sonra kalkıp mutfağı topladı. Öğleden sonraya kadar boş vakti vardı. Seda’lar gelmeden önce yıkadığı çamaşırları ütülemek için ütü masasını salona getirip kurdu, bir film açtı ve hem ütü yapıp, hem izlemeye başladı. Sezen hanım salonun ortasında ütü yaptığını görse kıyameti koparırdı kesin. Telefonuna mesaj geldiği bildirimi duyunca, ütüyü bırakıp eline aldı.
“Bu gün uygun mu?” yazmıştı Mehmet. Kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Seda’larla buluşacaktı ama onlara işi çıktığını söyleyebilirdi. Sonuçta o burada yaşıyordu. Biraz baş başa vakit geçirsinlerdi. Zihni hızlı hızlı bahaneler ürettikten sonra.
“Uygun!” yazdı hemen.
“İki saat sonra gelip seni alırım!”
Ütünün fişini çekip, Seda’yı aradı hemen, bir aile dostlarının vefat ettiğini oraya ailesi adına gitmezse çok ayıp olacağını akşamda onların bırakacağını söyledi.
“Tamam!” dedi Seda hemen, aklına hiç yalan söylediği gelmemişti, “Sıkılırsan ara biz seni alırız!” diyerek kapattı. Artık eve dönmelerine gerek kalmadığı için alyans da bakabilirlerdi.
(devam edecek)